28 Mart 2025 Cuma

Serpil Arslan yazdı | Tepeden tırnağa bir yürek: Tuncay Yıldırım

Tuncay Yıldırım'ın mücadelesi, zamanın ve mekanın ötesinde bir anlam taşır. Sadece bir hapishanede, bir ölüm orucunda ya da bir direnişte değil, her yerde, her zaman ve her koşulda ezilenlerin mücadelesinin parçası olmadır. O, yalnızca kendini değil, tüm bir halkı, tüm bir sınıfı savunmak için var olmuş ve bu mücadelenin içinde varlık bulmuştur.

Mevsim bahara durdu. Amansız karakış, baharın gülümseyen yüzünün gelişini engelleyemedi. Portakal çiçekleri o büyüleyici kokusunu bırakacak önümüzdeki günlerde. Ve ezilen halklar yeni umutlarla yeni bir mevsimi karşılayacak. Portakal çiçeklerinin kokusu, baharın müjdecisidir, ama aynı zamanda bu kokunun ortaya çıkabilmesi için doğanın bu süreyi geçirmesi, toprağın uyanması, tohumun çatlaması, yaprakların yeşermesi, mevsimlerin dönüşümü gereklidir.

Karanlık kıştan bahara geçiş, yalnızca doğanın bir olayı değil, aynı zamanda bu geçişi mümkün kılan mücadeleci bir sürecin sonucudur. Tıpkı doğa gibi, işçi sınıfı, ezilen halklar da o baharı yaşamak için bir mücadele sürecini göğüslemek zorundadırlar. Mücadele ise; kararlılığı, sürekliliği ve sabrı gerektirir. Tıpkı kışın amansız soğuklarıyla başa çıkmak için köklerin derinleşmesi, ağaçların rüzgara karşı direnmesinin gerektiği gibi…

İşte bu sabrın, kararlılığın, kendini sınırsızca ortaya koyuşun bir ifadesidir Tuncay Yıldırım. Ezilenlerin baharını hazırlama tutkusuyla dopdolu Newroz'a ayarlı yüreği 21 Mart'ta durdu. Ve adı işçi sınıfının, ezilenlerin onurlu mücadelesinde yerini alırken, ardıllarına ezilen halkların, işçi sınıfının mücadelesinin en önünde, bedeller ödeyerek yer alın mesajını bıraktı.

Komünist savaşçı Tuncay Yıldırım, F tipi tecrit saldırısına karşı yapılan ölüm orucu direnişinde, 2002 yılının 21 Mart'ında, Newroz günü yürüdü ölümsüzlüğe.

19 Aralık hapishaneler katliamının ardından devletin F tipi tecrit saldırısına karşı 20 Ekim 2000 tarihinde başlayan açlık grevi ve ölüm orucu eyleminde MLKP dava tutsağı Tuncay Yıldırım da yerini aldı.

1971 yılında Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde doğan Tuncay Yıldırım, orta ve lise öğrenimini Çanakkale ve Balıkesir'de tamamladı. 1989 yılında Uludağ Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandı. Burada devrimci düşüncelerle tanıştı, dördüncü sınıfta okuldan ayrıldı.

Bursa'da bir süre fabrikalarda çalıştı. Bu dönem aynı zamanda profesyonel devrimcilik yıllarının da başladığı dönemdi. Yalın, içten, güven veren kişiliğiyle yoldaşlarında, işçi ve emekçilerde güven oluşturdu. Yeni görevler üstlendi ve kendini hep yeni görevlere hazırladı.

Kendisine nerede ihtiyaç duyuluyorsa, partisi hangi görevi vermişse tereddütsüz oradaydı. 1996'da devrimci çalışmalar için bu kez İstanbul'daydı. Buradaki çalışmalara dört elle sarıldı.

1997 yılının Ekim ayında Adana'da gözaltına alınarak tutuklandı. Sırasıyla Adana Kürkçüler, Antep, İskenderun, Konya, Burdur, Bergama ve Buca hapishanelerinde tutuldu.

19 Aralık hapishaneler katliamına Buca Hapishanesinde tanık oldu. Ardından da Kırıklar F Tipi Hapishanesine yaralı halde sürgün edildi, işkenceye maruz kaldı. Devletin F tipi hücre saldırısına karşı başlatılan ölüm orucu direnişinde yer aldı. 29 Temmuz 2001 tarihinde başladığı direnişini İzmir'de kaldırıldığı hastanede devam ettirdi. Direnişinin 201. günü olan 14 Şubat 2002'de tahliye edildi ve eylemini İzmir'deki direniş evine taşıdı.

Direnişinin 236. günü, 21 Mart 2002'de Kürt halkının bayramı olan bir Newroz gününde özgürlüğe yürüdü. Kararlı direnişiyle ayağa kalkışın bir sembolü olarak tarihe geçti.

Tuncay Yıldırım; Türk bir ailenin çocuğu olmasına rağmen başta Kürt halkı olmak üzere ezilen halkların yaşadığı acıları yüreğinin en derininde hissetti. Bu nedenledir ki Newroz'a kilitlenerek Newroz gününde ölümsüzleşti.

Yeni bir Newrozu karşıladığımız bugün, yeryüzünü kana boyayan emperyalistlerin aç gözlü politikaları insanlığı yok oluşa götürüyor. Suriye'de emperyalistlerin ve Türk devletinin desteğiyle Alevi halkı büyük bir jenoside tabi tutuluyor. Katliam görüntüleri sosyal medyadan servis ediliyor. DAİŞ yöntemleri yine devrede. Yerlerde sürüklenen, tecavüz edilen kadınların çığlıkları, işkence yapılan gençlerin, yaşlıların, çocukların görüntüleri kan dondururken; cihatçı çeteler kendinden olmayan tüm halkları tehdit ederken mücadele etmek, örgütlenmek, dışında bir seçeneğimizin olmadığını gösteriyor.

Kürt halkı faşist şefliğin "görüşme-süreç-barış" söylemlerini yayarken, diğer yandan Tişrîn'den, Kobanê'ye katliam saldırılarını sürdürüyor. Kobanê'de bir gece vakti yapılan kitle katliamında çoğu çocuk aynı aileden 9 kişi katledildi.

Filistin'de ateşkesi bozan İsrail siyonizmi, ABD emperyalizminden aldığı destekle çoğu çocuk yüzlerce Filistinliyi katletti.

Sosyalistlere, ilericilere hatta burjuva muhalefete bile tahammülü olmayan faşist şeflik rejimi ömrünü uzatmak için her türlü kirli tezgahı düzenleyeceğini gösteriyor.

İşte tam da bu karanlık günlerde Tuncay'ın cesaretini, ezilen halklara olan sevgisini eylemini hareketin manivelasına dönüştürmek gerekiyor. Genç ömrünü tereddütsüzce işçi sınıfının, ezilen halkların önüne seren o inatçı inattan öğrenerek kavganın en önünde yürünürse Tuncay'ın mesajı yerini bulacaktır. Çünkü Tuncay Yıldırım'ın mücadelesi, zamanın ve mekanın ötesinde bir anlam taşır. Sadece bir hapishanede, bir ölüm orucunda ya da bir direnişte değil, her yerde, her zaman ve her koşulda ezilenlerin mücadelesinin parçası olmadır. O, yalnızca kendini değil, tüm bir halkı, tüm bir sınıfı savunmak için var olmuş ve bu mücadelenin içinde varlık bulmuştur.

O nedenle, Tuncay Yıldırım'ın yaşamı ve ölümsüzlüğü, aynı zamanda bir çağrıdır: "Ezilenlerin mücadelesi devam ediyor ve bu kopkoyu karanlığa karşı durarak baharı müjdelemek ellerimizde. O nedenle bedel ödeme kararlılığı ile emekle, inatla ve inançla ilerlemeli.

Tuncay Yıldırım… Yalın, amacına kilitlenmiş, kendisini sınırsızca ortaya koyan eylem insanı. Şiirdeki gibi, "Tepeden tırnağa bir yürek atar/Tepeden tırnağa atardamar/Nerede görülmüş dağın öldüğü/Dağ ölmez/Dağ ölmez…"