14 Mart 2026 Cumartesi

ABD emperyalizmi ve Trump faşizmi üzerine notlar

Gerileyen ABD emperyalizmi, mali-ekonomik ve siyasi egemenliğini kaybetmemek, kaybedilmiş kimi mevzileri yeniden kazanmak ve yükselen güçleri sınırlamak için saldırganlaşmalıydı.

Münih'te gerçekleşen Güvenlik Konferansı'nda Almanya Başbakanı Merz açılış konuşmasında malumu ilan etti: "Belli bir eşik aşılmış ve siyasetin büyük güçlerce belirlendiği yeni bir döneme girilmiştir. Haklara ve kurallara dayanan uluslararası düzen artık son bulmuştur."

ABD Dışişleri Bakanı Rubio da sözü Merz'in kaldığı yerden devraldı: "Bu    [SB'nin yıkılmasının ardından tarihin sonunun geldiğini varsayan anlayışlar sonucu yapılan] yanlışlıklar insan doğasından, 5 bin yıllık insanlık tarihinden ders almamaktaydı. Başkan Trump, şimdi bu hataları düzeltmektedir.

Konferans raporu da - AB ülkelerinin görüş açısından - sentezledi: "Yerleşik kuralları ve kurumları baltalayanlar içinde ABD Başkanı Donald Trump ön sırada yer almaktadır."

Münih konferansından birkaç gün sonra ABD ve Siyonist rejim, İran'a dönük kapsamlı bir hava saldırısı düzenleyerek Ortadoğu bölge savaşının ateşini fitilledi.

    I

Emperyalist küreselleşmeci kapitalizmin 1990’larla girdiği görece barışçıl-istikrarlı dönemi geride kaldı. Soğuk savaş yıllarının ardından içten içe çürümüş Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ve emperyalist küreselleşmeci kapitalizme entegrasyonu ABD’nin egemenliğine dayalı bir dünya pazarı ve ona denk düşen bir devletler arası ilişkiler sistemi/uluslararası düzenin oluşmasıyla sonuçlandı.

İkinci emperyalist paylaşım savaşının ardından SB ve ABD-Batı Avrupa ülkelerinin uzlaşısı sonucu kurulan Birleşmiş Milletler ve etrafındaki ilişkiler sistemi bu aşamada ABD'nin mali-ekonomik, siyasi ve ideolojik hegemonyasını önceleyen kurum ve anlaşmalar ile birlikte yeniden yapılandırıldı. Her ne kadar bu sistem ABD egemenliğini güvenceleyen bir "yapı" meydana getirse de zorunluk sonucu geliştirdiği "uluslararası hukuk" bütün bileşenleri gibi ABD'yi de "sınırlıyor"du. İki kutuplu-iki sistemli dünyadan kalma BM'nin "yapı"sı ve onun bünyesinde kurumsallaşan "uluslararası düzen" görece barışçıl dönemde ortaya çıkan sorunları burjuva uzlaşıya dayalı çözme kapasitesine sahipti.

2007/8 dünya ekonomik krizi emperyalist küreselleşmeci kapitalizmin varoluşsal sınırlarına dayandığını açığa çıkarttı. 1970'lerden sonra emperyalist küreselleşme süreciyle gelişen bütünleşik dünya pazarına dayalı üretim ve birikim modelini aşamayınca burjuva toplum bir bütün olarak iktisadi, siyasal ve ideolojik-kültürel bunalıma sürüklendi.

Bu, her şeyden önce ABD emperyalizminin egemenliğine dayalı "dünya düzeni"nin bunalımına denk düşüyordu. Gerileyen ABD emperyalizminin karşısında başta Çin gelmek üzere rakip emperyalist güçlerin yükselişiyle tek kutuplu-kesin egemenliği son buldu. Doların küresel mali hükümdarlığı her taraftan çatırdamaya başladı. Ukrayna savaşıyla birlikte emperyalistler arası rekabet yeni bir emperyalist paylaşım savaşının emarelerini doğurdu. Başta ABD ve Batılı emperyalistler gelmek üzere bütün burjuva devletler savaş hazırlığını önceleyen bir hatta girdiler.

Gerileyen ABD emperyalizmi, mali-ekonomik ve siyasi egemenliğini kaybetmemek, kaybedilmiş kimi mevzileri yeniden kazanmak ve yükselen güçleri sınırlamak için saldırganlaşmalıydı.

ABD emperyalizminin dünya hakimiyetinin görece barışçıl-istikrarlı döneminde bu "uluslararası düzen" ve onun dengi düzen-hukuk onun egemenliğini gözetiyor ve güvenceliyordu, bugün sınırsız sömürgeci pragmatizminin ve saldırganlığının engeline dönüşüyor. Dolayısıyla bu "düzen"in onun şekillendirici öncüsü, bizzat ABD tarafından yani merkezden altı oyuluyor.

Bu, sınır tanımaz bir küresel korsanlık-haydutluk döneminin perdelerini açıyor. Trump-Wittkoff-Barack'ın Rojava-Suriye ve İran'daki sömürgeci pragmatist politikaları, Şii lideri Hameney ve rejimin yönetim kadrolarının katledilmesiyle başlayan İran savaşı, Gazze Planı ve Trump’ın “Barış Kurulu”, Venezuela'da Başkan Maduro ile Flores'in kaçırılması, Küba ve Grönland tehditleri bu küresel korsanlık-haydutluk düzeninin örnek yapı taşları olarak önümüze çıkıyor.

    II

Gerileyen ABD emperyalizminin saldırgan, sınır tanımaz, bürokratik engellere "takılmayan" sömürgeci pragmatist, dahası nezaketsiz, (klinik jargonla) narsist bir politik figüre ihtiyacı vardı ve bu ihtiyaç faşist Trump'ı tarih ve siyaset sahnesine çağırdı.

Saldırganlık sadece "dış" saldırganlıkla sınırlı kalamaz, "iç"te de ona denk düşen bir gerici dönüşüm zorunludur. Trump başta göçmen düşmanlığı gelmek üzere katı erkek egemen ve heteroseksist, şoven bir demagojiye dayanarak ABD'nin geniş halk kitlelerinin gerici tepki, önyargı ve geleneklerini bayraklaştırarak faşist kitle tabanı oluşturdu. Göçmen avı için kurduğu ICE'ı geleneksel faşist çetelerle kaynaştırarak vurucu bir kent milis gücünü hazırladı.

Faşist Trump, saldırganlığında salt "uluslararası hukuk"u değil, "iç hukuk"u da tanımayarak keyfi pragmatist hamlelerinin bir engeli olmaktan fiilen çıkartıyor. İran'a dönük kapsamlı hava saldırıları veya Venezuela'da Maduro'nun kaçırılması öncesi Kongre'den "onay" almaması bundan.

Fakat Trump yönetimi fikirsel-ideolojik bakımdan da irrasyonel gerici felsefi geleneklerin güncellenmiş versiyonlarının bir deney tahtasıdır. Başta tekno-faşist Karanlık Aydınlanma ve çeşitli tekno-optimist gerici felsefi akımlarının önermeleri Trump yönetiminde siyasi izdüşümünü buluyor.*

Devlet yapısının yapay zeka temelli dönüşümüyle optimize edilmesi ve bu "artık bürokrasi"nin tasfiyesi bu önermelerin başında geliyor. Donald Trump'ın ABD başkanı olarak ikinci kez göreve başladığı 20 Ocak 2025'ten bir hafta sonra Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB) direktörü, federal departmanlara ve ajanslara federal hükümet genelinde ajans, hibe, kredi ve mali yardım harcamalarının geçici olarak duraklatılmasını emreden bir mutabakat yayınladı. Bu, "Soğuk İç Savaş" olarak adlandırılan sürecin açılış atışıydı. E. Musk'ın Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE) bu amaçla kuruldu.

Karanlık Aydınlanma akımının temel tezi "demokrasinin artık özgürlük getirmediği"dir. Buna bağlı olarak önerdiği siyasi model ülkelerin "Kral CEO"lar ve "seçkinlerden oluşan Yönetim Kurulları" tarafından yönetilmesi. Trump'ın dünyadaki sorunları bir şirket yönetici gibi "çözmesi" bu önermeyle uyumlu. Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının Zengezur "Trump koridoru" ile "çözülmesi" bunun bir örneğiydi. "Gazze Riviera"sını yönetmek üzere kurulan "Barış Kurulu" Curtis Yarvin ve çılgın faşist düşünürlerin hayal dünyasından çıkacak bir "çözüm"den farklı değil.

Siyaset, iktisadın yoğunlaşmasıdır. Siyasetçiler de son kertede "yoğunlaşmış iktisatçılar"dır, çünkü bir sınıfın veya toplumsal katmanın iktisadi çıkarlarının temsilcilerdirler. Fakat bu "yoğunluk" zayıflama eğilimi içerisindedir. Bu, siyasetin ve kurumlarının birer üstyapı olarak görece özerkliğinin ortadan kalktığı anlamına tabi ki gelmez. Fakat siyaset, egemen sınıfın iktisadi çıkarlarını giderek daha az perdeler hale geliyor. ABD'nin olağanüstü merkezileşmiş mali oligarşik sermayesi, mevcut dünyasal koşullar içerisinde çıkarlarını daha dolaysız ve acil savunmak üzere kendi öz çocuklarını siyasi yönetime itiyor.

Trump ABD'si bu eğilimin bir prototipidir.
    
    III

MAGA (Make Amerika Great Again), Trump yönetiminin varoluşsal amacı ve programıdır.

Orta burjuvazinin geniş desteğine dayanan, özellikle de Silikon Vadisi'nin tekno-sınai start-up şirketlerinin gerici seferberliğini arkalayan ve emperyalist burjuvazinin en gerici-sömürgeci saldırgan kesiminin çıkarlarını dolaysız savunan Trump yönetimi;

Gümrük vergileri ile ticaret savaşı yürüterek, -ABD tekellerinin de zayıflaması pahasına- dünya pazarında rakip emperyalist tekeller ve uluslararası şirketlere karşı avantaj sağlayarak;

Başta Ukrayna savaşı gelmek üzere bölgesel çatışmaların saflaştırıcı baskısı ve bloklar arası artan rekabet koşullarında öncelikle Avrupa devletleri olmak üzere Batılı emperyalistleri mali-ekonomik ve siyasi açıdan kendine daha yüksek düzeyde angaje ederek;

Rakip emperyalistleri ve iri mali-ekonomik sömürgeleri ise müzakere ve çatışma kıskacında, tehdit ve şantaj yoluyla, olmazsa askeri müdahaleyle boyun eğmeye zorlayarak;

Enerji yolları, askeri ve bölgesel üstünlük açısından kilit jeostratejik bölgelerdeki anti-ABD'ci unsurların tasfiyesi için hukuk ve sınır tanımaz bir saldırganlığı öne çekerek;

Başta Çin olmak üzere rakip emperyalist bloktaki belli başlı güçleri jeostratejik ve teritoryal olarak çevreleyerek, kendi çevresini, yani her şeyden önce Kuzey ve Güney Amerika'yı, Doğu Avrupa ve Batı Asya'yı "temizletip" NATO aracılığıyla  saflaştırarak;

"Dış"ta ikinci emperyalist paylaşım savaşının oluşturduğu devletler arası ilişkiler sisteminin altını ABD egemenliği lehine oyarak, "iç"te Pentagon, Kongre ve ABD bürokrasisini Trump yönetiminin ve ABD emperyalizminin bir "iç engeli" olmaktan çıkartarak;

İdeolojik-siyasal olarak göçmen düşmanlığı başta gelmek üzere Batılı emperyalist ülkelerdeki ezilenlerin reaksiyoner tepkilerini kışkırtacak hamleler yoluyla dünyada yeni faşist hareketlerin kitle tabanını genişleterek, Avrupa'da yeni faşist hareketlerin hükümete gelmesi için destek sunarak;

 Mali-ekonomik sömürgelerde görece istikrarlı rejimleri destekleyerek, bunlarla klasik bir manda yönetimi tarzında ilişkilenerek;

"Soğuk iç savaş" kapsamında MAGA'cıların tabiri ile "kültürel Marksizmin" etkilerine karşı üniversite-akademi, politika, bürokrasi, yargı ve toplumsal yaşamda ilerici, cins özgürlükçü ve bilimsel eğilimlerin tasfiyesi yoluyla toplumun olağanüstü ve hızlı gericileşmesini örgütleyerek;

Medya tekelini kendi lehine düzenleyerek; onun dışında sosyal medya kanallarını demagojisinin etkin araçları olarak işlevlendirerek;

Amerika'yı yeniden büyütmek için "gerekeni" yapıyor.

    IV

Siyasal uçlaşma eğilimi Trump'ı ve genelde yeni faşist hareketleri iktidara taşıdığı gibi diğer ucunda sol popülist hareketlerin de yelkenini şişiriyor. New York Belediye Başkanı Mamdani'nin "zaferi" bunun bir örneği.

İç siyasal saflaşma tablosunda Trump'ın ICE ajanları başta gelmek üzere sınır tanımaz saldırganlığına karşı tepkiler büyüyor, bireysel silahlı eylemlere varan çatışmalar yaşanıyor. Trump yönetiminin "soğuk iç savaşı" giderek ısınıyor. ABD halkı içerisinden geniş ve militan bir anti-faşist hareket mayalanıyor.

ABD dışındaki Batılı emperyalist ülkeler ABD'nin tek yanlı haydutluk düzenine karşı çıkıyorlar, kimi mali-ekonomik sömürgeler, ulusal onuru tümüyle yitirmiş bir manda yönetimi olmayı reddediyorlar.

 En son İran savaşı örneğinde de görüldüğü gibi; İran, ABD'nin tam bir sömürgeci-emperyalist kibirle inşa ettiği bölgesel üs ağını bütün ülkelerde hedef alarak dokunulmazlık mitini parçaladı ve Körfez'deki gerici Arap devletlerinin sözde "güvenli tarafsızlığı"nı yerle bir etti. Siyonist rejimin Lübnan'da yürüttüğü soykırımcı savaşı ve imhacı saldırganlığına rağmen Hizbullah'ı teslim alamadığı açığa çıktı, Hizbullah hiç de küçümsenmeyecek bir askeri kapasite sergiledi. Bahreyn'de, Filistin'de, İran ve Irak'ta, Yemen'de, Lübnan'da, Türkiye'de Siyonist-emperyalist saldırganlığa karşı bölge halkları direndi. Kürt halkı ve öncüleri ABD-İsrail'in tek yanlı planları doğrultusunda hareket etmediler. Savaşın uzamasıyla ABD içinde ve Batı'da iç saflaşmaların ve savaş karşıtı eğilimin güçleneceğine dair veriler şimdiden ortaya çıktı.

Uluslararası burjuvazinin tasfiyeci terör ve imha saldırılarına rağmen ABD tarafından altı oyulan uluslararası ilişkiler sisteminde ortaya çıkan boşluklar, düzen dışı, anti-ABD'ci, anti-Siyonist, anti-emperyalist ve devrimci hareketlerin ve tepkilerin, sinerjilerin boşalmasına, emperyalist-sömürgeci haydutluk karşısında bireysel ve kitlesel şiddet patlamalarının olasılığının artmasına, kaos sarmalı içerisinde devrimci durum dinamiklerinin devrimci krizlere dönüşme potansiyelinin birikmesine yol açıyor.

Agresif emperyalist küreselleşmeci pratiği ile kurucu "ulusal korumacı" söylemi arasındaki çelişki Trump faşizminin varoluşsal sancısıdır. Bu durum kendisini en açık şekilde "ABD'nin dahil olduğu savaşları bitirme" vaadiyle "yeni çatışma ve savaşları başlatma" arasındaki açık tutarsızlıkta gösteriyor. Trump yönetimi, tekelci burjuvazinin bir bölümünün çıkarlarını doğrudan temsil ettiği için onu iktidara taşıyan geleneksel MAGA'cılar, alt-orta ve emekçi sınıflar içerisinde hoşnutsuzluk yayılıyor. 

Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti içerisinden, Kongre'den fakat daha da genelde ABD devlet bürokrasisi ve yargısı içerisinden Trump'ın tasfiye hamlelerine karşı önlemler alınıyor. Epstein belgelerinin parça parça yayımlanması birer tehdit unsuru olarak bu karşı önlemlerin başında geliyor.

Wall Street merkezli mali sermaye ile daha orta ölçekli teknoloji-askeri sanayi sermaye arasındaki çıkar çatışması başta gelmek üzere, vergi, uluslararası ticaret ve üretim, devletler arası ilişkiler sistemi, devlet bürokrasisi gibi yapısal konularda    açığa çıktığı gibi Trump henüz sermaye sınıfının kolektif çıkarlarını savunacak bir kaynaşmış tarihsel blok oluşturmuş değil.

Bunlar, Trump faşizmin zayıf yanını oluşturuyor ve iktidarını belirsiz ve istikrarsız kılıyor.
    
    ***

ABD emperyalizmi ve Trump ABD'si çağımızın faşist yönetimleri üzerine birçok şey söylüyor, öngörümüzü güçlendiriyor, siyasal gelişmelerin bir yönünü giderek belirginleştiriyor. Fakat henüz belirgin olmayan, süreçle açığa çıkacaklar var. Her halükarda insanlık bakımından büyük bir yıkıma denk düşecek bir saldırganlığın "dünyanın efendisi" ABD'den gelişmesi Hitler-Mussolini faşizmleriyle kıyaslanamayacak sonuçlar doğuracağını şimdiden söylemek mümkün.

Her halükarda Ortadoğu'da ve dünyada ABD emperyalizmi ve Trump faşizmine karşı mücadele, işçi sınıfı ve ezilenlerin savaş ve faşizm karşıtı cepheleşmesinin temel saflaştırıcı konusu olacaktır. Ortadoğu'da halkların devrimci-demokratik ve ulusal kurtuluşçu iktidar alternatifleri de ancak bu saflaşma içerisinde şekillenebilir.

* Bu yazının sınırını aşacağı için açıklanıp yorumlanmayacak bu akımların başında Karanlık Aydınlanmacı Curtis Yarvin ve Silikon Vadisi'nin popüler CEO'su, Palantir şirketinin yöneticisi Peter Thiel geliyor. Başta Trump'ın Yardımcısı J.D. Vance ve E. Musk gelmek üzere Trump yönetiminin önde gelen isimleri bu felsefi akımların açık takipçileri olarak biliniyor.