AB'deki baskıcı sığınma politikasında yeni bir adım
Avrupa Birliği (AB), yeni bir "sığınma reformu"nu kabul etmek üzere. Son yıllarda, AB'nin ve Almanya, Avusturya, Macaristan gibi birçok üye ülkenin sığınma hakkını nasıl çiğnediğini ve daha kısıtlayıcı bir sığınma politikası oluşturduğunu giderek daha fazla gözlemledik. Şu anda gündemde olan yeni reformlarla AB ülkeleri, mültecileri sözde "return hubs" (geri dönüş merkezlerine) sınır dışı etme imkânı elde etmek istiyor.
Bu somut olarak, henüz geldikleri ülkeye sınır dışı edilemeyen, ülkeden ayrılması gereken kişilerin, geldikleri ülkeye dönene kadar üçüncü ülkelerdeki mülteci kamplarına yerleştirilmesi anlamına geliyor. Ülkeyi terk etmesi gereken kişiler arasında, sığınma başvurusu reddedilen mülteciler veya AB'ye "düzensiz", yani izinsiz giriş yapan kişiler bulunuyor. Bu kişilerin bir kısmı ülkeyi terk etmekle yükümlü olmasına rağmen, geldiği ülke onları kabul etmediği veya başka hukuki engeller olduğu için sınır dışı edilemiyor. Yine de daha hızlı ve etkili bir şekilde sınır dışı edebilmek için AB, söz konusu "return hubs" politikasını uygulamaya karar verdi.
Hollanda ise ulusal düzeyde Uganda ile benzer bir anlaşma imzaladı ve bunu uygulamaya koydu. Hangi üçüncü ülkelerin söz konusu olduğu henüz belirlenmedi ancak son yıllarda, geri dönmenin sözde "güvenli" olduğu üçüncü ülkeler ve menşe ülkeler listesinin giderek uzadığını gözlemledik. Örneğin, Suriye'deki Alevi, Kürt ve Dürzi topluluklarına ve kadınlara yönelik katliamlara rağmen, Almanya Aralık 2026'tan itibaren Suriye'ye yeniden sınır dışı işlemlerine başlayacak. Türkiye de faşist ve sömürgeci yönetimi olmasına rağmen, hâlâ "güvenli menşe ülke" olarak kabul ediliyor.
Ancak "geri dönüş merkezleri" tek değişiklik değil. Ayrıca, gönüllü ayrılma süresi kısaltılacak, sınır dışı edilme öncesi gözaltı süresi uzatılacak ve ülkeden ayrılma zorunluluğu olanların hareket alanı daraltılacak, daha sık raporlama kontrolleri getirilecek. Bu yasa ile yeniden giriş süresi de birkaç yıl uzatılıyor. Aynı zamanda mültecilerin daha erken çalışma izni alması planlanıyor. Bu da AB'nin politikasına uyuyor; AB, sınır dışı etmek istemediği mülteci göçmenleri ve gelenleri mümkün olduğunca çabuk işgücü piyasasına sokarak, ekonomisi ve kazancı için ucuz işgücü olarak sömürmek istiyor.
Geri dönüş merkezlerinin hayata geçirilmesi için üye devletler arasında özel bir iletişim kurulacak ve sınır koruma örgütü Frontex bu uygulamaya yardımcı olacak. Frontex, AB'nin sınır koruma örgütü olup, özellikle Akdeniz'de mültecilere karşı uyguladığı şiddet ve birçok insan hakları ihlaliyle tanınıyor. AB, en tehlikeli dış sınırlara sahip ve Frontex gibi kuruluşların görevlendirilmesi bunun nedenlerinden biridir.
Bu sıkılaştırmalarla birlikte, AB'deki mültecilerin durumu daha da kötüleşecek ve dış sınırlarda ve üçüncü ülkelerdeki durum, zaten olduğu halinden daha da istikrarsız hale gelecektir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, AB ve üye devletlerinin sığınma politikası daha da baskıcı hale geldi. Almanya'daki ödeme kartlarından, daha katı vatandaşlık kurallarına ve AB içinde Schengen Anlaşması'nın fiilen durdurulmasına kadar, ırkçı bir sığınma politikası uygulamak için çeşitli yasalar ve araçlar kullanıldı.
AB'DE SAĞ KANADIN İTTİFAKI
"Geri dönüş merkezleri reformu", EVP ile AfD'nin sağcı ittifakının bir sonucudur. EVP, AB Parlamentosu'ndaki sağ-muhafazakâr partilerin grubudur; buna CDU/CSU (Almanya), Cumhuriyetçiler (Fransa) ve ÖVP (Avusturya) da dahildir. Bu kararı geçirmek için, neo-faşist Alman partisi AfD ile ittifak kurdular. AB Konseyi'nin öneriyi daha da kısıtlayıcı hale getirmesinin ardından, İçişleri Komitesi konuyu oyladı ve karar Mart ayı sonunda oylanacak. Ancak büyük bir mutabakat olduğu için, değişikliğin bu şekilde kabul edilmesi bekleniyor. Değişiklik, tüm üye ülkeler için doğrudan geçerli olacak. Almanya, Danimarka, Hollanda ve Yunanistan'ın yer aldığı bir çalışma grubu, bu paketi özellikle ilerletmeye çalışıyor.
Elbette AB'nin bu girişimine yönelik çok sayıda eleştiri de var; özellikle birçok insan hakları örgütü bu kararı kınıyor ve AB'den bunu değiştirmesini talep ediyor. "PRO ASYL" ve "Sınır Tanımayan Doktorlar" gibi örgütler geri gönderme yönetmeliğini eleştiriyor ve AB'yi sorumluluktan kaçmakla ve her ne pahasına olursa olsun AB'de daha az mülteci bulundurmayı tek hedef olarak izlemekle suçluyor.
AB, mültecilerin insani koşullarda barındırılmasını kendi sorumluluğu olarak görmüyor ve sorunu, farklı yasal koşulların geçerli olduğu ülkelere kaydırıyor. Böylece AB, "insan hakları değerlerini" bir kez daha ayaklar altına alıyor. AB, geri dönüş merkezlerinin AB hukukuna uygun olması ve denetlenmesi gerektiğini söylüyor. Ancak AB'nin bu tür koşulları umursamadığını defalarca gördük; ister mültecilerin acımasızca gözaltına alındığı ve kamplarda işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı Libya Sahil Güvenlik Gücü ile yapılan anlaşmalar olsun, ister insanların siyasi olarak zulüm gördüğü ve öldürüldüğü Suriye veya İran gibi ülkelere yapılan sınır dışı etmeler olsun ya da Yunanistan'daki mülteci kamplarındaki koşullar olsun.
Bu değişiklik, AB ve üye devletlerinin sığınma politikası ile giderek artan sağcı ve faşist politikalarının bir parçasıdır; bu politikalar özellikle göçmenlere karşı ve onlara yönelik kışkırtmalarda ve giderek daha baskıcı hale gelen göç politikasında kendini göstermektedir. Sağcı ve faşist partilerin yükselişi bu yasalarda da kendini gösteriyor. Ve sözde "merkez" partiler bile bugün, beş yıl önce faşistlerin talep ettiği politikaları uyguluyor. Mülteciler için bu politika, çoğu zaman hukuka aykırı olan hızlandırılmış sığınma prosedürleri, daha fazla baskı ve gözem ve güvensiz üçüncü ülkelere sınır dışı edilme tehlikesinin daha da artması anlamına geliyor.