21 Mart 2026 Cumartesi

Ateş çemberi Ortadoğu egemenlerini yakacak

Trump, İran'ın Venezuela gibi liderliği ortadan kaldırıldığında iradesi ve askeri gücü kırılmış bir devlete dönüşeceğini ummuştu. Böyle olmadı. Hatta, varoluşsal kriz içindeki İran geçmiş tecrübelerine dayanarak bu saldırıyı kendi lehine çevirmeye odaklanmış durumda. Saldırı öncesi meşruluğu geniş kesimler tarafından sorgulanan, ambargoyla derinleşen yoksullukla mücadelede zorlanan molla rejimi ABD ve İsrail'e karşı ulusal bayrak altında tüm halkı kendi etrafında kenetlemeye çalışıyor.

İran ve ABD'nin "Cenevre'de dördüncü tur müzakereleri iyi gidiyor" sözleri havada uçuşurken, ABD ve İsrail'in ortak saldırısıyla İran'da savaş başlamış oldu. ABD'nin "Destansı Öfke", İsrail'in "Aslan Kükremesi" adını verdiği saldırıda başta Tahran olmak üzere, İran'ın birçok kenti savaş uçaklarıyla bombalandı. 

İran, Cenevre müzakereleriyle nükleer geliştirme ve uranyum zenginleştirmede taviz verirken, amacı, belli bir süre kazanıp ülke içinde siyasal ve ekonomik olarak yönetmekte zorlandığı halka bir dizayn vermeyi planlarken, askeri bakımdan ise suikast ve 12 Gün Savaşları'nda yitirdiği komuta ve askeri gücünü yapılandırmayı planlıyordu. Zayıflayan faşist molla rejimini gören Suudi Arabistan "İran'a saldırı için en uygun zaman" derken bu gerçeğin altını çiziyordu. ABD'ye bu aklı verirken, kendi ülkesine bu savaşın yansımalarının sınırlı olacağını ummuştu, fakat, işler umduğu gibi gitmedi. İran devleti ABD ve İsrail'in saldırılarına karşı dayanırken, balistik füze ve askeri denizaltılarla, İsrail'in yanı sıra Basra Körfezi'ndeki ABD üslerini vurarak savaşı kontrollü bir şekilde bölge ülkelerine yaymış oldu. 

Ortadoğu'da bunlar yaşanırken emperyalist ve kapitalist AB devletleri sessizliği bir zırh olarak kullanmayı seçti. ABD saldırısıyla, Ortadoğu halkları yeni bir cehennemin kapısından geçerken, Trump, tüm arsızlığıyla İran halkına özgürlük getirdiğini söyledi. "Savaşta doğal olarak askerlerimiz ölecek, bu çok normal" derken, İran'da operasyon değil, gerici bir savaşın ateşini fitillediğini itiraf etmiş oldu. Bu savaş için Kongreden onay almayı seçen Trump'ın hesap verme olasılığı ABD Kongresi'ndeki oylamayla başka bir bahara kaldı.  Epstein dosyasıyla teşhir olan Trump, Minneapolis'te patlak veren ICE karşıtı eylemler sonrası itibarsızlaşan, düşen oy oranlarına müdahale edebileceğine inandı. Ayrıca BOP Planı'yla stratejik düşman ilan edilen İran'ın ele geçirilmesi diğer ABD başkanlarının da hedefiydi ve Trump, "İran'ı ben yendim, ben kazandım" diyerek güçlü bir lider imajı çizmeyi planladı. 

Bunun yanı sıra doğalgaz, petrol ve hidrokarbon yataklarıyla ABD emperyalizminin iştahını kabartan İran, Çin'in komşusu ve enerji tedarikçisi olarak da bir değer taşıyordu. Böylece Çin'in enerji kaynakları denetim altına alınacaktı. ABD'nin son Ulusal Stratejik Belgesi'nde ortaya konan ve Ortadoğu'da yeni bir batağa saplanmadan, İsrail ve ABD politikalarıyla uyumlu hareket edecek rejimlerle yola devam etme politikası, İran'la savaşın başında Ortadoğu ateş çemberine dönüşmüş durumda. 

ABD ve İsrail'in ortak saldırısının ilk gününde Ayetullah Hamaney, Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Komutanı başta olmak üzere birçok üst düzey komutan öldürüldü. Bu hamle ile molla rejimini manevi, siyasi ve askeri bakımdan başsız ve iradesizleştirmek istediler. Askeri üsler, devlet kurumları ve sivil yerleşim yerleri vurularak savaşın çapı genişletilmiş oldu. 

Burada farklı olarak Hamaney'in ölümü devlet televizyonlarında açıkladıktan hemen sonra bombardımana ara verilmesiydi. Molla rejimi karşıtlarının sokağa çıkıp, Irak'ta işgal döneminde olduğu gibi ABD bayraklarını öpeceği beklentisinin ham hayal olduğu kısa süre içinde anlaşıldı. Petrol rafinelerinin vurulmasıyla savaş kaldığı yerden devam etti. Bu arada meydanlar Hamaney için yas tutanlara kaldı. 

İsrail ve ABD stratejistleri eğer doğru bir okuma yapmış olsaydı Aralık ayaklanması sonrası toplumsal derin yas halinin olduğunu görürlerdi. Bunun yanı sıra ayaklanmada katledilenlerin onurunu temsili olarak andıklarını bilirlerdi. Keza, ABD ve İsrail'in saldırısının yanında olmayı, molla gericiliği yerine ABD ve İsrail gericiliğini bir seçenek olarak görmeyeceklerini, iki gerici kuvvetten birini seçmek zorunda olmadıklarının bilincinde olan bir halkla karşı karşıya olduklarının ayırdında olmayan Netanyahu ve Trump, küstah bir şekilde "Hamaney'in yerine kimin geçeceğine ben karar veririm" demezdi. İran halkı ABD'nin özgürlükten ve demokrasiden ne anladığını, Irak ve Suriye işgallerinde gördü. Fakat bu İran halkının meşru ve halklı talepleri için sokağa çıkmayacağı anlamına gelmez. 

Trump, İran'ın Venezuela gibi liderliği ortadan kaldırıldığında iradesi ve askeri gücü kırılmış bir devlete dönüşeceğini ummuştu. Böyle olmadı. Hatta, varoluşsal kriz içindeki İran geçmiş tecrübelerine dayanarak bu saldırıyı kendi lehine çevirmeye odaklanmış durumda. Saldırı öncesi meşruluğu geniş kesimler tarafından sorgulanan, ambargoyla derinleşen yoksullukla mücadelede zorlanan molla rejimi ABD ve İsrail'e karşı ulusal bayrak altında tüm halkı kendi etrafında kenetlemeye çalışıyor.

Hatırlanacaktır Irak'ın işgal saldırını fırsat bilen faşist molla rejimi savaş yıllarını hem kendi içindeki hem de devrimci örgütleri tasfiye etmek için kullanmış ve devlet kurumsallaşmasını bu dönem tamamlamıştır. Şimdi de savaşın askeri gücü ve hazırlık düzeyiyle, ABD'yi zorladığı açıktır. 

Ayetullah'ı korumaması İran devletini manevi ve siyasi bakımdan zorlarken, güçlü devlet bürokrasisiyle bir karmaşaya mahal vermeden süreci örgütleyecekti/ örgütledi de (Hamaney'in oğlunun seçilmiş olmasının geleneklere uymaması, bu koşullarda olumsuz bir yansıması olmayacaktır. Bunun için uzun vadeyi beklemek gerekecektir). Ayetullah'ın seçilmesi sonrası yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına devam edilmesi gerektiğini söylemesi savaşın ekonomik sonuçlarını tüm dünyaya pay etmesi anlamına geliyor. Bu hamleyle dünya petrolünün yüzde 70'inin, keza sıvılaştırılmış doğalgazın geçiş güzergahının sekteye uğratılmasıyla uzun vadede ekonomik krize kapı aralanmış oldu. Ki ham petrolün varil başı fiyatı 100 doları aşarken ABD petrol rezervinin bir kısmını piyasaya sürerek, rahatlatma girişiminde bulunmuş, buna rağmen petrol fiyatlarındaki artışın önüne geçememiştir. 

Savaş gelinen aşamada sadece askeri olarak değil manipülasyon ve dezenformasyonla da devam ediyor. Burjuva medya göç yollarındaki İranlılarla ilgilenmedi. Savaşta ölen insanlar, onlara göre birer rakamdı ve sadece propaganda değeri vardı. Tüm bunların içerisinde burjuvazinin gerici savaşının faturasını her bakımdan ödemek zorunda kalan halkların ne düşündüğüyle ne yapmak istediğiyle şimdilik kimse ilgilenmiyor. Fakat ABD ve İsrail sokaklarındaki savaş karşıtı eylemlerin gücü günler geçtikçe çok daha fazla artacaktır. 

Savaşın alışagelmiş yanlarından olan silah tekellerinin zenginleşmesi ve borsada hisse senetlerinin değer kazanması bu savaşta da oldu. Bu hisseleri savaşın hemen öncesi satın alan muhafazakâr senatörlerin şu günlerde paralarına para kattığı gerçeği savaşın kim için olduğunu gözler önüne seriyor. ABD'de petrol fiyatları yüzde 17 artmışken, Trump hiç olmadığı kadar yalan söyleyerek rıza örgütlemeye çalışadursun, işi hiç de kolay değil.

Ortadoğu'daki savaşı batı emperyalistleri sessizce izlese de savaşın uzama olasılığı, Merz'in "Trump; bu savaşı bir an önce bitir" feveranlarında somutlanan rahatsızlığı sadece savaşın uzamasınaydı. Rusya ise, bir yandan savaşın hukuksuzluğundan yakınırken, olası müzakerelerde arabulucu olmak için kolları sıvamış durumda. Çin, şimdilik üç maymunu oynasa da yeni savaşların kapıda olduğunun farkındalığıyla askeri teknolojiyi geliştirmeye devam ediyor.

Emperyalistler bakımından çok şey söylemek mümkün. Rusya, Ukrayna savaşıyla askeri ve ekonomik olarak fazlasıyla yıprandı, zorlandı. Dünyadaki gelişmelere dair söz söyleme ve dahil olmada sınırlandırıcı rol oynayan bu savaş her bakımdan Rusya emperyalizmini zorladı. ABD'nin İran savaşı da benzer bir potansiyel taşıyor. Uzun vadede ABD'nin Ukrayna'sı olmaya aday İran savaşında emperyalistlerin ittifaklaşmasını keskinleştirmesi olasılık dahilinde. Keza BRİCSİS üyesi İran bugün yalnız görünse de savaşın uzadığı durumda yıpranmış, yorulmuş bir ABD ve gücünü biraz daha toparlamış Çin ve Rusya çok uzak bir senaryo değil. Ki Hürmüz Boğazı'nın kapatılması en çok Rusya'ya yaradı. Doğalgaz ve petrolü Rusya'dan almak zorunda kalan birçok ülke, Rusya'ya uygulanan ambargoyu fiili olarak ortadan kaldırdı. Ayrıca Hürmüz Boğazı'ndan Rusya tankerlerinin sorunsuz geçmesi ciddi bir avantaj. Öte yandan İran savaşında 6 günde 11 milyon dolar değerinde mühimmat kullandığı açıklanan ABD'yi çok da parlak günler beklemiyor. Son olarak ezilenlerin savaş karşıtı mücadeleyi güçlendirdiği, yeni bir cephe açtığı denklemlerin her şeyi değiştireceği muhakkaktır. Ayrıca kapitalist emperyalistler arasındaki çelişkiden faydalanmak yeni bir cephe açmak İran ve dünya ezilen halklarının en acil görevi olmaya devam ediyor. Savaşa karşı enternasyonal dayanışma ve "saraylara savaş" sloganıyla, ezilenler mücadeleyi büyütmelidir. İran halkı ABD'den ya da İsrail'den medet ummadı, kendi haklı ve meşru talepleri uğruna ve çok bedel ödediği için demokratik, özgür ve onurlu bir yaşam hak ediyor ve kazanacaktır. Ve sonunda tüm gerici, emperyalist kuvvetler Ortadoğu'dan silinip atılacaktır.