Atılım Gazetesi başyazısı / 1 Mayıs işçilerin, ezilenlerin özgür kürsüsü ve yeni kavgalara hazırlık günüdür
İstanbul'da Taksim 1 Mayıs Meydanı'nda, Türkiye ve Kürdistan'ın tüm kentlerindeki 1 Mayıs meydanlarında özgürlük, adalet, halklara eşitlik, kadınlara eşitlik bayraklarını yükseltmek; 1 Mayıs'ı bu hedeflere bağlı kavgayı büyütmeye hazırlık gününe dönüştürmek için kolları sıvayalım.
1 Mayıs'a giderken dönemin öne çıkan; Türkiye ve Kürdistan halklarının yaşamlarında, duygu ve düşünce dünyalarında çeşitli etkilere, reflekslere yol açan kimi olgularını şöylece sıralayabiliriz:
Faşist şeflik rejiminin işçilere, emekçilere, emeklilere karşı süregiden yoksullaştırma politikası ve saldırıları. Büyüyen yoksullaşma krizi. Krizin yol açtığı eylemlerin, direnişlerin ve toplumsal çürüme sonuçlarının işçilere ve ezilenlere karşı yeni faşist saldırıların gerekçesine dönüştürülmesi.
İşgücünün yağmalanması. İşçilerin yüzde 90'ına "asgari ücret" prangası vurulması. Büyüyen işsizliğin, bu geniş kitlenin yaşamında açtığı ağır yaralar dışında, çalışanları işsizlikle tehdit ederek en düşük ücretle çalışmaya zorlamak için kullanılan bir silaha dönüştürülmesi.
Kapitalist sömürü düzeninin insanlık dışı çıkarları için göz yumulan iş cinayetlerinin, MESEM politikalarıyla "çocuk işçi" katliamlarına vardırılması.
Ulusal demokratik hareketle AKP-MHP faşist bloku arasında devam eden "anlaşma-uzlaşma süreci"nde, Saray cuntasının tek yönlü stratejik tavizler dayatmasına devam etmesi. Bırakalım ulusal demokratik taleplerin tanınmasını, hasta ve şartlı tahliye hakkı kazanmış tutsaklar ile kayyum konularındaki keyfi faşist uygulamalarda bile geri adım atılmaması.
Basın, söz, toplantı, örgütlenme ve eylem (grev, dayanışma grevi, genel grev, direniş, gösteri, miting, yürüyüş, boykot, salon etkinliği) haklarının faşist yasalarla; valilerin, kaymakamların ve mahkemelerin keyfi kararlarıyla engellenmesi. Devrimci sosyalistlerin, LİMTER-İş başkan ve yöneticileri ile BİRTEK-SEN başkanı gibi seçilmiş sendika yöneticilerinin; son olarak İsmail Arı ve Alican Uludağ örneğindeki gibi basın emekçilerinin tutuklanması. Direnişe, gösteriye, yürüyüşe katıldıkları, sosyal medyadan faşist şeflik rejiminin halk düşmanı kararlarını, uygulamalarını, beyanlarını eleştirdikleri, protesto ettikleri için binlerce gence, kadına, işçiye, emekçiye ceza davaları açılması. Aynı nedenlerle öğrencilerin yurtlardan atılmaları, üniversite yaşamlarıyla bağlı değişik tipten faşist yaptırımlara maruz bırakılmaları. CHP somutunda burjuva muhalefete dönük gözaltı, tutuklama saldırılarının, hapishanelerde polis-savcı işbirlikçisi haline getirme baskı, şantaj ve kuşatmasının devam etmesi.
Soma madenci, İzmit Dilovası kadın işçi katliamlarında, kadın cinayetlerinde, kapitalist para hırsının ürünü olan deprem katliamlarında simgelendiği; rejimin polis ve bekçi güçlerinin, sermaye ordusu mensuplarının halklarımıza karşı işledikleri ağır suçlarla bağlı davalarda yinelendiği üzere, devlet mahkemelerinde suçlu patronları, polisleri, bekçileri, ordu mensuplarını, müteahhitleri, zenginleri, erkekleri koruyan ve tahammül sınırlarını çoktan aşmış adaletsizliklerin dağ gibi yığılması.
Erkek egemen faşist politik İslamcı devletin kadın kazanımlarını geri almak ve kadına karşı erkek suçlarının cezasız kalması için sergilediği uygulamalar; kadın köleliğini derinleştirme amaçlı "aile yılı" tipi plan ve saldırılar. Bu "aile yılı" planı çerçevesinde LGBTİ+'ların çok yönlü saldırıların hedefi haline gelmesi ve yasal olarak kriminalize edilmek istenmesi…
Yüzbinlerce insanın tutulduğu hapishanelerde, başta tecrit olmak üzere insanlık dışı uygulamalar, yasaklar, faşist saldırılar, cins ayrımcılığına dayalı zorbalıklar. MİT ve siyasi polisin insanları "itirafçılık" adlı polis işbirlikçiliği kurumuna dahil olmaya zorlama faaliyetleri. Kantin ticaretine dayalı soygunculuk.
Faşist politik İslamcı HTŞ'nin Rojava Devrimi'nin kazanımlarını en dar sınırlara hapsetmek için ABD ve TC'nin himayesi ve desteği altında yürüttüğü savaş saldırıları. İşlediği ırkçı, kadın düşmanı, sömürgeci suçlar. Kuzey ve Doğu Suriye'nin işgali ve devam eden kuşatmalar.
Şii politik İslamcı İran devletinin Kürt halkının Rojhilat'taki ulusal hakları karşısında süregiden faşist sömürgeci saldırıları, katliamları ve yasakları.
Şengal'in, Maxmur'un karşı karşıya bulunduğu sömürgeci tehditler ve tehlikeler.
ABD ve İsrail ittifakının İran'a açtığı ve şimdiden dolaysız bölgesel etkiler yaratmış olmasından başka, bölgesel savaş yönünde ilerleyen siyasi boyun eğdirme, yağma ve soygun savaşı.
İsrail'in Lübnan'daki anti-ABD'ci, anti-siyonist Hizbullah'a ve Filistinli devrimci partilerin Lübnan'da konumlanan kadrolarına karşı yürüttüğü işgalci, sömürgeci savaş ve katliamlar.
Filistin işgalinin ve katliamının yaralarının şiddetle kanamaya devam etmesi.
Tüm bunlar, özgürlük, adalet, halklara eşitlik, kadınlara eşitlik, adil ve onurlu bir yaşam talepleri ve özlemleriyle bağlı kaçınılmaz mücadelelere yol açıyor. Geçen yıl Mart ayaklanmasında, bu yıl Newroz'da görüldüğü üzre talepler, mevcut kanunları, yasakları çiğneyip geçerek ortaya konuyor. Faşist şeflik rejimi şovenizme ve politik İslam'a başvurarak sonuç alamadığı; siyasi, iktisadi, mali, toplumsal talepleri hatırı sayılır ölçüde karşılayarak yatıştırma yolundan ilerleyemediği için, kitle tabanının daralması pahasına bu taleplere, dolayısıyla işçilere, kadınlara, gençlere, yoksul emekçilere savaş açarak, faşist devlet terörünü yayarak, şiddetlendirerek ayakta kalmaya çalışıyor.
İşçi sınıfı ve ezilenler, 1 Mayıs'ta tüm bu konularda acılarını, öfkelerini, isteklerini meydanlara taşıyacak; sloganlarla, pankartlarla, dövizlerle, bayraklarla, marşlarla, konuşmalarla, halaylarla, giysilerle, ezgilerle, 1 Mayıs şehitlerinin fotoğraflarıyla, düşüncelerini, duygularını, taleplerini, özlemlerini haykıracaklar. Emekçilerin ve ezilenlerin birleşik gücüne dayanarak egemenlere, ezenlere, sömürenlere meydan okuyacaklar. 2 Mayıs'tan itibaren daha kararlı direnişlere ve mücadelelere girişmek için politik ve ruhsal hazırlık yapacak, kuvvet toplayacaklar.
Komünistler, devrimciler, antifaşistler, Kürt ulusal demokratik güçleri, kadın özgürlük mücadelesinin farklı nitelikteki birlikleri, sendikalar, meslek örgütleri; 1 Mayıs'ın işçilerin, ezilenlerin özgür kürsüsüne, birliklerini güçlendirecekleri ve yeni mücadelelere hazırlanacakları bir muharebeye dönüştürme; faşist şeflik rejiminin bunu önlemek için girişeceği oyun ve saldırıların yenilgiye uğratılması için tüm güç ve yeteneklerini seferber etme, birleşik bir duruş örgütleme sorumluluğu taşıyorlar. Ücretli kölelik düzenini, faşist şeflik rejimini, inkarcı sömürgeciliği, erkek egemen sistemi hedeflemeyen; 1 Mayıs'a katılacak kitlelerin bu temeldeki mücadele mevzilerine yaklaştırılmasına odaklamayan kutlamaların 2 Mayıs'ta tarih sayfalarına gömüldüğü yeterince tecrübe edildi. O nedenle aynı tuzağa düşmenin temize çıkarılması imkansızdır.
1 Mayıs'ta, gözler yine işçi sınıfı ve ezilenlerle, kapitalist, erkek egemen ve inkarcı sömürgeci düzenin temsilcisi faşist şeflik rejimi arasındaki çarpışmanın merkezi İstanbul'da olacak. İstanbul 1 Mayıs'ının Taksim'de bayraklaştırılması, onun işçilerin ve ezilenlerin özgür kürsüsüne, birliklerini güçlendirecekleri ve yeni mücadelelere hazırlanacakları, moral güç toplayacakları bir muharebeye dönüştürülmesinin en gerçekçi imkanıdır.
Mevcut siyasal ve toplumsal koşullarda, kendi kendinin amacı olduğu ölçüde anlam kaybına uğrayacak "kitlesellik" gerekçesinin arkasına saklanıp 1 Mayıs'ı Taksim 1 Mayıs Meydanı dışına çıkarmaya çalışacak her yönelim tarih önünde suçlu duruma düşecektir. Bir yıllık verilerin de gösterdiği gibi, emekçi sol kitle bir yana, CHP'ye oy veren, dertlerine ondan derman bekleyen yüzbinlerin de özlemi Taksim 1 Mayıs Alanı'dır.
İstanbul'da Taksim 1 Mayıs Meydanı'nda ve başta Amed olmak üzere Türkiye ve Kürdistan'ın tüm kentlerindeki 1 Mayıs meydanlarında özgürlük, adalet, halklara eşitlik, kadınlara eşitlik bayraklarını yükseltmek; 1 Mayıs'ı bu hedeflere bağlı kavgayı büyütmeye hazırlık gününe dönüştürmek için kolları sıvayalım.