26 Şubat 2026 Perşembe

Atılım Gazetesi Başyazısı / Sırat köprüsü

"Terörsüz Türkiye" raporu ile AKP-MHP faşist şeflik rejiminin Kürt halkına dayattığı sırat köprüsü politikasının bir aparatı konumundadır. Kürt ulusunun varlığını bile kabul etmeyen rapor PKK'nin silahsızlandırılmasına odaklanmış, olanaklı olan bütün ayrıntıları somutlaştırmaya, tedbirler önermeye kendisini vakfetmiştir. Gerilla filen silahsızlandırılana kadar, Kürt halkının varlığı ve hakları gündem dışı tutulması komisyondan da geçirilerek buna toplumsal meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır. Özetle Kürt özgürlük gerillası için faşist saray rejiminin kurduğu sırat köprüsü komisyona da onaylatılmıştır. 

Kürt ulusal demokratik hareketi önderi Abdullah Öcalan'ın barış ve demokratik toplum çağrısının yıl dönümüne bir-iki gün kala, Ankara kulislerinde Öcalan'ın yeni bir çağrı yapacağı yolunda beklenti ve söylentiler dolaşıyor. İçeride halen tartışılan başat siyasi konunun "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" raporu olduğunu kaydetmek yanlış olmaz. Kimileri komisyon ve raporunu kendi başına da önemli görebilir; ama benzer türden iyimserlikler komisyonun iktidarın tam kontrolü altında olması ya da iktidardan bir zerre olsun özerk olmadığı gerçeğine çarpmaktadır. Ancak 1 Ekim 2024'de Devlet Bahçeli'nin DEM Parti yöneticileriyle tokalaşmasından sonra geride kalan bir buçuk yıllık sürecin bütününde Komisyon ve Komisyon Raporu'nun işlev ve tuttuğu yere bakmak siyasal bakımdan anlamlı olabilir. 

Bilindiği gibi 1 Ekim'den sonra faşist MHP'nin lideri Devlet Bahçeli 22 Ekim'de Abdullah Öcalan'a, örgütün "lağvedildiğini" açıklarsa, umut hakkının, umut hakkından yararlanmanın kapılarının da sonuna kadar açılacağı, tecrit kaldırılırsa gelip TBMM'de DEM Parti grubunda konuşabileceği çağrısını yaptı. Daha sonra faşist şef Tayyip Erdoğan övgü dolu sözlerle Bahçeli'yle görüş birliği içinde olduklarını açıkladı. Nihayet 27 Şubat 2025'de Abdullah Öcalan, tam da Bahçeli'nin çağrısına uygun olarak tek yanlı bir şekilde PKK kongresinin toplanması ve PKK'nin feshedilmesi çağrısını yaptı. 12 Mayıs'ta toplanan PKK'nin 12. Kongresi PKK'yi feshetme kararı aldı. 11 Temmuz 2025'de PKK temsili silah yakma eylemiyle silahları bıraktığını ilan etti. Ve ancak bundan sonra, 5 Ağustos 2025'de komisyon kuruldu. Ve adı "uzlaşı" ile "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" kondu. 

Raporun esasen "Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri", "Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri" olması, "Türk-Kürt-Arap kardeşliği coğrafyamızın asli kodu" gibi özsel retorik söylemleri biryana bırakılırsa varlığı boyunca Komisyon "Kardeşlik" adına ne yaptı!? Komisyon raporu "Kardeşlik" adına ne diyor?

Komisyon ve rapor, varlığı 40 yıldır süre gelen savaşla bağlıdır. Kürt ulusunun inkara ve sömürgeciliğe karşı yürüttüğü ulusal özgürlük savaşı, diğer bir açıdan ise Türk burjuva devletinin inkâr ve sömürgeciliği devam ettirme, Kürt ulusuna boyun eğdirme gerici savaşıdır bu. 40 yıl süren savaşta çözümsüz bir pata durumun oluştuğu ama aynı zamanda bölgesel uluslararası koşulların, kuvvet ilişkilerinin yeniden şekillendiği koşullar altında; yeneni ve yenileni olmayan savaşın taraflar arasında uzlaşma eğilimi komisyonun varlık nedeni olmuştur.  

Komisyon raporu, bu durumun ayırdındaymış gibi bir izlenim vermeye çalışmış olmakla birlikte ne bu durumun ve ne de adında geçen kardeşliğin gereğine uygun davranıyor. Komisyon raporu bize kardeşlerden birisinin kendisini dayattığını diğerinin de kendisini uzlaşmak zorunda hissettiğini itiraf ediyor.   

Raporun 5. bölümünün sonunda şu görüşe yer veriliyor: "En başından itibaren ‘Kürt'ün onurunu, Türk'ün gururunu' korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir. Çünkü biliyoruz ki; Kürt'ün onurunu korumayan bir dil, Türk'ün gururunu hiçe sayan bir söylem barışa değil, yeni kırılmalara neden olacaktır. Hedefimiz sadece asgari müştereklerde birleşmek değil, birlikte yaşamın azami zeminini güçlendirmektir."

"Kürt"ün onuru her şeyden önce Kürt ulusunun varlığının ve ulusal demokratik haklarının tanınmasını, kabulünü kapsar. Bu aynı zamanda eşit taraf kabul edilmesi demektir!

Diğer yandan "Türk"ün gururu, eğer söz konusu olan yurtsever Türk halk gururu ise, o ulusal ayrıcalıklar ve üstünlükler peşinde koşmayı, sömürgeciliği reddeder, Kürt ulusu, Kürt halkı ve Kürt ile eşit olmaktan gurur duyar. Bütün diğer uluslar ve halklarla eşit olmaktan gurur duyar. Bu hiç kuşkusuz saygıdeğer bir gururdur.  

"Bin yıllık" coğrafya kardeşliği, bu iki halk, bu iki ulus arasında eşitliğe dönüşmemiş, dönüşememiştir! Osmanlı ve sonra da Türk burjuva hakim sınıfları, sömürgecileri hep üstün, hep egemen olmak istemişler ve egemen olmuşlardır.  Zaten tarihin an'da düğümlediği kritik sorun da budur; Türk ulusu ile Kürt ulusu eşitleşecekler mi, yoksa bir taraf diğer tarafa kendisini, üstünlüğünü dayatacak mı!?.. Komisyon raporu "Kürtün onurunu" korumanın en temel gereğini, Kürt halkının, Kürt ulusunun yani "Kürtün" varlığını kabul etmiyor.

Kürt'ün kolektif varlığını kabul etmeyen rapor, Türk halkını, Türk ulusunu Kürt ile eşitlenmeye, bu eşitlenme dönüşümünden gurur duymaya, demokratik dönüşüme çağırmıyor. Raporun bahsettiği "Türk'ün gururu" işbirlikçi tekelci Türk burjuvazisinin egemen, sömürgeci sınıf gururudur. Kaynağı sömürgecilik, ayrıcalık, tahakküm ve üstünlüktür; yani bu gurur insani yabancılaşmayı yansıtır, gidebileceği en ileri nokta Epsteingillerin düştüğü çukurdur. 

Komisyon Kürt ulusal varlığını rapora yani kayda geçirseydi, Kürt ulusunun eşit ulusal demokratik haklarından söz etmese bile tarihi bir tutum sergilemiş, inkâr siyasetini dışına çıkma yolunda önemli bir adım atmış olurdu. Ama komisyonu kuran saray rejimi buna izin verir miydi, o da ayrı! Çünkü komisyonun en küçük bir özerkliği bulunmuyor. 

Bu gerçekte komisyona niteliğini veren "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi" raporu değil "terörsüz Türkiye" raporudur. Raporun onlarca kez, bıktırırcasına tekrarladığı "terör" Kürt ulusunun meşru öz savunmasıdır, ulusal varlığını ve ulusal demokratik haklarını savunma, nefsi müdafaa savaşıdır. Bu gerçeği hiçbir açıklama, hiçbir rapor örtemez, gizleyemez. 

"Terörsüz Türkiye" raporu ile AKP-MHP faşist şeflik rejiminin Kürt halkına dayattığı sırat köprüsü politikasının bir aparatı konumundadır. Kürt ulusunun varlığını bile kabul etmeyen rapor PKK'nin silahsızlandırılmasına odaklanmış, olanaklı olan bütün ayrıntıları somutlaştırmaya, tedbirler önermeye kendisini vakfetmiştir. Gerilla filen silahsızlandırılana kadar, Kürt halkının varlığı ve hakları gündem dışı tutulması komisyondan da geçirilerek buna toplumsal meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır. Özetle Kürt özgürlük gerillası için faşist saray rejiminin kurduğu sırat köprüsü komisyona da onaylatılmıştır. 

Marksist leninist komünistler her zaman ve her şekilde Kürt halkımızın ulusal özgürlük mücadelesi ile omuz omuza oldular. Dün olduğu gibi bugün de Kürt halkımızın ulusal varlığının ve ulusal demokratik haklarının gerçekleşmesi için mücadeleyi, faşizmin tasfiye ve teslimiyet dayatmasına karşı direnişle de birleştirerek sürdüreceklerdir.  Güncel talepler bir kez daha vurgulamanın yeridir: Abdullah Öcalan ve tüm savaş esirleri, devrimci, antifaşist politik tutsaklar serbest bırakılsın; koşulsuz ateşkes ilan edilsin, terörle mücadele kanunu adlı faşist yasa iptal edilsin; JİTEM, özel tim, koruculuk gibi faşist sömürgeci kirli savaş örgütleri dağıtılsın; devlet güçlerince kaybedilen devrimcilerin, yurtseverlerin, demokratların gömüldükleri yerler açıklansın; Rojava ve Başûr işgallerine derhal son verilsin...

Asıl sorun faşist diktatörlüğe karşı işçi sınıf ve emekçilerin, kadınların, gençliğin tüm ezilenlerin, halklarımızın birleşik mücadelesini geliştirmektir.   

*Bu yazı, Atılım gazetesinin son sayısından (257.) alınmıştır.