Batı'nın açık barbarlığı: ABD ve İsrail köle ticaretini savundu
ABD ve İsrail, BM Genel Kurulu'nda köle ticaretinin 'insanlığa karşı en ağır suç' olarak tanımlanmasına karşı çıktı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, Atlantik ötesi köle ticareti "insanlığa karşı en ağır suç" olarak tanımlandı. 123 ülke karar lehine oy verirken, 3 ülke karşı çıktı, 52 ülke ise çekimser kaldı. Karara "hayır" oyu veren ülkeler İsrail, ABD ve Arjantin oldu. Almanya ve tüm Avrupa Birliği üyeleri çekimser ülkeler arasındaydı. Özgürlük ve demokrasiden bahsedenler, köle ticaretinin kınanmasına destek vermediler — bu bizi neden şaşırtsın ki?
Atlantik ötesi köle ticareti yaklaşık olarak 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar sürdü. Güncel tahminlere göre 12 ila 15 milyon insan Afrika'da yakalanarak Amerika ve Karayipler'e götürüldü ve orada köle olarak sömürüldü. Yalnızca deniz yolculuğu sırasında 2 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Bu ticaretin ilk dönemlerinde başlıca rolü Portekiz ve İspanya oynarken, daha sonra Hollanda, İngiltere ve Fransa da katıldı. Bu süreçte Avrupa, Afrika ve Amerika arasında bir üçgen ticaret sistemi kuruldu: Avrupa, Afrika'ya mallar satıyor; Afrika'dan köleler Amerika'ya götürülüyor; Amerika'dan ise ham maddeler Avrupa'ya taşınıyordu. Bu döngü sayesinde Batılı güçler, daha sonra sanayileşmenin temelini oluşturacak sermaye birikimini sağladılar.
Köle ticareti, kapitalizmin doğuşunda belirleyici bir rol oynadı. Plantasyonlarda kölelerin zorla çalıştırılması sayesinde elde edilen devasa karlar, kapitalizmin temelini attı. Köle ticareti 19. yüzyılda aşamalı olarak kaldırıldı, ancak bu ahlaki nedenlerle değil, ekonomik verimlilikle ilgiliydi. Yeni üretim biçimi olarak kapitalizm, insanların fabrika işçisi olarak ücret karşılığı çalıştırılmasını daha faydalı gördü. Haitili kölelerin isyanı gibi ayaklanmalar da bu dönüşümde etkili oldu. İsyan korkusu, ücretli emeği daha "güvenli" hale getirdi ve böylece insanlar özgürmüş gibi görünen ama aslında sömürüye dayalı bir düzene mahkûm edildi.
Atlantik ötesi köle ticaretini "insanlığa karşı en ağır suç" olarak tanımlayan bu karar tasarısı, Batı Afrika ülkesi Gana tarafından sunuldu. Gana, tarihte köle ticaretinden en fazla etkilenen ülkelerden biriydi.
Yasal bağlayıcılığı olmayan bu karar, Atlantik ötesi köle ticaretini, köleleştirmeyi ve "ırksallaştırılmış kölelik sistemini" kınıyor. Köle ticaretinin hâlâ süren etkilerine dikkat çekiyor ve özürden tazminatlara kadar uzanan bir dizi telafi çağrısında bulunuyor.
Batılı ülkelerin oylamadaki tutumu, zenginliklerinin milyonlarca Afrikalının en acımasız biçimde sömürülmesine dayandığını kabul etmeyi hâlâ reddettiklerini gösteriyor. Üstelik bugün dahi Batılı güçler, Afrika ülkelerinin yoksulluğundan kâr elde etmeye devam ediyor — Afrika'nın kaynaklarını yağmalıyor, bölgeye silah satarak kazanç sağlıyorlar.
Bu oylama, emperyalistlerin dünya çapında giderek daha acımasızlaştığı bir dönemde gerçekleşti. ABD ve İsrail Orta Doğu'yu bir savaş alanına çevirirken, ABD hükümeti Venezuela Devlet Başkanı'nı kaçırıyor. Aynı zamanda ABD'deki sağcılar, köleliğin suç olduğuna dair dersleri yıllardır müfredattan çıkarmaya çalışıyorlar.
Eğer bugün köle ticareti gibi bir olayın insanlığa karşı suç olarak tanınmaması savunulabiliyorsa, bu Batı'nın "demokrasi" ve "özgürlük" anlayışının ne anlama geldiğini açıkça gösteriyor — bu, yalnızca egemen sınıfların özgürlüğü anlamına geliyor. Demokrasi kisvesi altında seçilmiş başkanlar kaçırılıyor; Avrupa sınırlarında, Batı'nın silahlarla körüklediği çatışmalardan kaçan binlerce insan hayatını kaybediyor. İran'da okullar bombalanıyor ve buna "demokrasi götürme" deniyor. Demokrasi ve özgürlük, Batı'nın çıkarına olduğu sürece geçerlidir.
Her ne kadar bu karar yasal olarak bağlayıcı olmasa da Batılı emperyalistler, bu sembolik düzeyde bile tarihsel suçlarını kabul etmeye yanaşmıyor. Ancak yine de bu karar, ideolojik anlamda bir kazanımdır: kölelik, nihayet hak ettiği şekilde, insanlığa karşı bir suç olarak tanımlanmış oldu.