12 Şubat 2026 Perşembe

BOUN Öğrencisi Edanur Çakır yazdı / Üniversitenin hafızasına müdahale: Boğaziçi'nde kulüp odalarının taşınması

Kampüslerin kameralarla donatılması, artan polis ve ÖGB varlığı, özellikle genç kadınlar açısından üniversiteyi güvenli bir alan olmaktan çıkararak sürekli gözetlenen ve baskılanan bir mekana dönüştürmektedir. Verdiği bir röportajda "Genç kızlarımız kırılgandır" tarzı söylemleri bolca kullanan Kayyum Naci'nin zihniyeti şu an var olan erkek devlet zihniyetinden ayrı değildir.

Boğaziçi Üniversitesi'nde yıllardır kolektif emekle sanat üreten öğrenci kulüpleri BÜMK (Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü) ve GSK (Güzel Sanatlar Kulübü) odaları, öğrencilerin kampüste olmadığı bir gün ve saat özellikle seçilerek taşındı. Bu tarih ve saat seçimi, öğrenci dayanışmasından ve direncinden çekinen kayyum yönetiminin üniversiteyi öğrencilerden arındırma politikasının bir parçasıdır. Kulüp odalarını korumak için geceden nöbete başlayan öğrencilere karşılık, kampüse yazılı bir emir olmaksızın giriş yasağı getirildi; üniversite çevresi polis, TOMA ve gözaltı araçlarıyla kuşatıldı. Öğrenci mücadelesini zayıflatmayı hedefleyen bu zor politikalarına karşı güçlü bir kararlılık ortaya konuldu.

Boğaziçi'nde yaşananlar kayyum rejimiyle birlikte süregelen bir yeniden yapılandırma sürecinin parçasıdır. Öğrenci kulüplerinin sınırlandırılması, kolektif alanların daraltılması, "güvenlik" gerekçesiyle kampüs yaşamının denetim altına alınması ve kulüp kapatmaları bu öğrencisizleştirme politikasının farklı biçimleridir.

Kampüslerin kameralarla donatılması, artan polis ve ÖGB varlığı, özellikle genç kadınlar açısından üniversiteyi güvenli bir alan olmaktan çıkararak sürekli gözetlenen ve baskılanan bir mekana dönüştürmektedir. Verdiği bir röportajda "Genç kızlarımız kırılgandır" tarzı söylemleri bolca kullanan Kayyum Naci'nin zihniyeti şu an var olan erkek devlet zihniyetinden ayrı değildir. Kampüs yaşamında genç kadınlara yönelik "zayıf", "korunması gereken" gibi söylemler, kadınların politik özne olma kapasitesini değersizleştiren erkek devlet anlayışının bir parçasıdır. Kadın eylemlerinde artan polis ve özel güvenlik yoğunluğu da genç kadınların kamusal ve politik alandan geri çekilmesini hedefleyen bir baskı aracına dönüşmektedir. Kampüslerde bulunan, kendilerine alan yaratan genç kadınlar ve lubunyalar bu kayyum sistemiyle her geçen gün daha da güvencesizleştirilmekte ve örgütlenebilecekleri, kendilerine güvenli alanlar oluşturabilecekler her bir nokta kapatılmaktadır.  BULGBTI+ kulübünün kapatılması, direnen akademisyenlerin üniversiteden uzaklaştırılması ve bugün kulüp mekanlarının ortadan kaldırılmasındaki ısrar aynı politikanın devamıdır. CİTÖK'ün kapatılması ise genç kadınların şiddete karşı dayanışma kurabildiği, deneyimlerini paylaşabildiği bir alanın bilinçli biçimde yok edilmesidir. Bu müdahaleler, yalnızca fiziksel mekanlara değil, kampüs içinde birlikte güçlenme ve mücadele etme olanaklarına yöneliktir.

GSK ve BÜMK odaları, Boğaziçi'nde birlikte üretmenin, dayanışmanın ve direnişi büyütmenin somutlaştığı mekanlardı. Güney Kampüs'te ortak alanların öğrencilerin elinden alındığı bu süreçte öğrencilerin kendilerine ait kalan nadir alanlardı. Bu alanlara yönelik saldırı, devamında gelişen kampüslere giriş yasakları ve polislerin kampüse girişi bugün üniversitelerin kayyumlar tarafından işgal edildiği apaçık göstermekte. 9 Şubat'ta Güney Meydan'da gerçekleşen eylem ve ardından Öğrenci Faaliyetleri Binası'nın işgali ise öğrencilerin bu politikalara karşı kararlılığını ortaya koyuyor. Kayyum Naci'nin dizdiği tonlarca çevik ve ÖGB'ye karşılık Boğaziçi öğrencileri kampüslerin kime ait olduğunu bir kez daha hatırlattı ve politik özneler olmaya devam etti. 

Biliyoruz ki Boğaziçi'nde yaşananlar münferit değildir. Üniversiteleri öğrencilerden; direnen, kendi sözlerini üreten genç kadınlardan, lubunyalardan koparmayı hedefleyen öğrencisizleştirme politikasının parçasıdır. Üniversite mekanlarının denetim altına alınması, örgütlenme imkanlarının ortadan kaldırılması ve kampüslerin siyasetsizleştirilmesi bu sürecin temel hedefleridir. Çünkü öğrenciler ve genç kadınlar, bu sistemin gözünde özneler değil; olabildiğince bilincini yükseltmeden, kendi sözünü üretmeden mezun olup kapitalist sisteme karışması gereken nesnelerdir.

Bu saldırılara karşı yanıt, ancak örgütlü bir mücadeleyle mümkündür. Mekanlarımızı elimizden alarak, kampüse girişimizi engelleyerek ve polisi, ÖGB'yi bir baskı aracı olarak kullanarak mücadeleyi bitireceklerini sanıyorlar. Oysa Boğaziçi'nde direniş mekanlarla sınırlı değildir; farklı alanlarda yeniden üretilerek devam etmektedir. İhtiyaç duyulan şey ortaklaşma, süreklilik ve politik kararlılıktır. Bugün Boğaziçi'nde yürütülen mücadele, kayyum politikalarına karşı üniversitelerin özgürleşmesi mücadelesidir. Aynı zamanda genç kadınların, lubunyaların kampüslerde eşit ve örgütlü biçimde var olma mücadelesidir. Kampüslerimiz kolektif emeğin, örgütlü mücadelenin ve direnişin alanıdır. Kampüslerimizi, üniversitelerimizi savunacak, kayyumların saldırıları karşısında örgütlü mücadelemizi büyüteceğiz. Kayyumlar gidecek, biz kalacağız!