26 Şubat 2026 Perşembe

Ekolojik mültecilik

Yazar Güner Yanlıç, Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.

Ekolojinin doğrudan kelime çevirisi yaşanılan yerin bilgisidir. Ama güncellediğimizde varlık sahamız, varlık sebeplerimiz ve bunlarla kurduğumuz tüm ilişkilere dair yaşam bilgisidir. Ekoloji kavramının içinin boşaltılması, kullanımında anlam kargaşasının yaratılması, halkın anlamasını engelleyecek şekilde başka kavramlarla boğulması, egemene hizmet eden grupların himayesinde kalmasına izin verilmesi, romantize edilmesi ve indirgemeci şekilde kullanılması, toplumsallaşmasının önüne geçen önemli sorunlardan bazılarıdır. Sistemin, sorunlara getirdiği yeni tanımlarla gündem saptırmaya çalışması ve sunduğu çözümlerin içerdiği kavramlar onun devamlılığı ve kendini sürdürebilme çabalarıdır ve önümüzdeki bir diğer sorundur.

Yerinden, varlık sahası yaşam alanlarından koparılanların tutunma çabasını, ekolojik mültecilik olarak tanımlamak doğru olacaktır. Bu durumu sadece çevre, çevreye dair sorunlarla ifade etmek bir filin kuyruğunu ip sanmaktan daha farklı olmayacak ve yetersiz kalacaktır. Hava, su, toprak ve birlikte yaşadığımız tüm türlerin yaşadığı kırımlara bir bütünün parçaları olduğumuz bilinciyle yaklaşmalı ve ayrı ayrı değerlendirmemeliyiz.

Toplumumuzda, yaşam alanımızda sistemin politikalarından dolayı yaşayamaz hale gelerek koparılmamız ve göçertilmemiz sonucu ekolojik mülteciliğimiz başlar. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü olmayan; ahlaki ve politik toplumdan uzak olan kapitalist modernist sistemin her şeyi ve herkesi metalaştıran faaliyetleri ekolojik mülteciliğin oluşmasına neden olmaktadır. Bunlardan ülkelerinin dahi dışına göçmek zorunda olanların bir kısmı mülteci kamplarında kısılırlar. Buralar, tahakküm, hiyerarşi ve bürokrasinin egemenliği için istatiksel veri sağlayan yerlerdir.

Bu kamplardaki baskı esasında insanları ihtiyaca göre düzenleme-sınıflandırma, doğup büyüdüğün topraklarda, anne ile iletişim kurduğun dilde değil de yaşadıklarını, problemlerini ifade edemediğin bir dili kullanmak zorunda bırakılma, yetmezlik değil yoksun bırakılma halinde vücut bulur.

Ekolojik mültecilik toplumsal yaşamdaki alışkanlıklarımız, ilişkilerimiz, sokaklar, meydanlar ve buralarda kendimizi var eden aktiviteler de dahil olmak üzere bizi birey yapan her şey ile alakalıdır. Bu durumu bile piyasalaştırmak adına yapılan binlerce çalışma ve onlarca uluslararası sözleşme bulunmaktadır. Hiçbiri doğadan, toplumdan ve doğal yaşamdan yana kurgulanmamıştır ve egemenin sömürüsünün sonsuzluğuna giden yolun taşları arasında yer alırlar.

Su, hava, toprak ve toplumsal yapıdan kaynaklı, ülke sınırları içinde gerekse uluslararası dolaşım ağıyla onların tanımıyla ülke değiştirenler ekolojik mültecidir. Sistemin ekoloji alanına saldırılarının yarattığı kırımların küresel olduğu göz önüne alındığında, yaşanan mülteciliğe ekolojik mültecilik demek doğru olacaktır. 

Egemenin, ekolojik mültecilikte kullandığı tüm argümanlar ekolojinin karşıt olduğu argümanlardır. Ekolojik mülteciliğin oluşma sürecini anlamak için biraz açmak doğru olacaktır. Temel amaçları olan aşırı kar için emek sömürüsü, kapitalist modernist kültür yayarak tekçi dil, din, ırk sağlama ve sonucunda endüstriyalist politikaları için savaşlara başvurma ekolojik mülteciliğin temel nedenleridir.  

Tahakküm kurmak için yasa ve sözleşmeleri kullanır. Tahakkümün bu biçimiyle hak ve yerleşimden başlayarak tüm ekolojik mültecilerin tahakkümünü sağlar. Sınıflandırma yaparken hiyerarşik yaklaşımı işgücünün sömürüsüne göre yapar. Kimi çok, kimi az sömürme üzerine kurar ve hiyerarşik yapıda yer verir. Bürokrasisini kapitalist hukuka dayandırarak bürokratik şiddet uygular. Bu bürokratik şiddeti de yine kendi yasa ve kanunlarıyla hukuki bir çerçevede savunur. 

Sistem ihtiyacı olan ucuz işgücüne erişmek ve sermayesini beslemek adına çıkardığı savaşların hesapları dışında boyutlara taşınması nedeniyle gelecek göç hesapları tutmayınca gulaglar benzeri kamp ve politikaları devreye koydular. 

İletişim ya da bildirimlerin teslimi için bir posta kutusuna mahkum edilmeleri ile başlayan süreç, izole bir alanda kurulan kamplarda, boyun eğmeleri, biat etmeleri ve asimile olmaları beklenmektedir. Gündelik, sosyal, kültürel yaşamdan uzak tutmalarındaki amaç da ölümü gösterip sıtmaya razı etmekten başka bir şey değildir. Sonucunda mülteciler, tüm yaşadıkları ve yaşayacakları göz önüne alınınca aynı dilde konuşmasalar da aynı acıda-dilde buluşabildikleri için birbirlerine sımsıkı kenetlenirler. 

Yükselen faşizmin saldırıları artarak devam etmekte, mültecilik sivil bir savaşın nedeni olarak servis edilmektedir. Egemen kapitalist sistemin bu gibi yaklaşımları süslemeye, oyalamaya ve kandırmaya dayalıdır. İklim mültecisi, iklim adaleti, düzenli-düzensiz göçmen tanımları ve hedef şaşırtan kavramlarını doğru anlamak gerekir. Ön almak, hedef şaşırtmak ve sömürmek adına yapıldığını görmek gerekir.  

Mülteci statüsünün engellenmesi için dar anlamda tanımlaması, mülteci olduktan sonra akademik kavramlarla süslemeye çalışması sorun-çözüm denkleminden uzaklaşmak için kullandığı başka bir yöntemdir.

Egemen sistemin doğayı-toplumu ve diğer tüm doğal varlıkları sömürmek adına ekolojik mültecileri metalaştırmak başlangıç noktasıdır. Sömürü ve büyüme odaklı bir sistemin adalet kavramının olması hayal ötesi bir akıl olur. Egemen kapitalist sistem yerkürede yaşanan kırımların tek failidir ve dünyamızı bir suç mahaline çevirmiştir.