Hasta tutsakları Silivri'nin soğuğu değil devletin zulmü öldürecek
3 Şubat siyasi kırım saldırısında tutsak alınan muhabirimiz Müslüm Koyun, Silivri 2 No'lu Hapishanesi'nden gözaltı ve tutuklama sırasında yapılan işkenceleri ve hasta tutsakların durumunu yazdı.
3 Şubat'ta devrimci sosyalistlere yönelik siyasi kırım saldırısı gerçekleştirildi ve onlarca kişi halk düşmanı siyasetnamelerle tutuklandı. 5 Şubat günü yapılan 2. dalga tutuklamalarında 17 kişi tutuklanarak Metris Kapalı Hapishanesi'ne götürüldü. 3 gün sonra ise bir gerekçe sunulmadan, bilgi verilmeden, nereye götürüleceği söylenmeden 8 kişi Silivri 6 No'lu Hapishanesi'ne sürgün edildi. Devletin operasyon boyunca takındığı düşmanca tavrı tahmin etmek zor değil fakat esas olarak dikkat çekilmesi gereken husus tutuklanan 17 kişiden 11'inin kronik hasta olmasıdır. Her bir tutsağa yönelik insanlık onuruna aykırı muamele edilmiş olsa da bu durum hasta tutsaklar için çok daha ağır hale gelmiştir. Metris Kapalı Hapishanesi'nde geçirilen 3 gün boyunca her bir tutsak gözaltı sürecinden tutuklandığı ana kadar yaşadığı işkence ve hak ihlallerini detaylı bir şekilde paylaştı. Bu paylaşımların yanı sıra gerek üç gün kalınan Metris Kapalı Hapishanesi'nde gerek sonrasında sürgün edilen hapishanelerde hasta tutsakların yaşadığı hak ihlalleri tek tek not edildi. Sürgün sonrası Silivri 6 No'lu Hapishanesi'ne sürgün edilen 8 kişiye dair bir bilgi teyit edilmediğinden sürgünden sonra aktarılan hak ihlalleri Silivri 2 No'lu Hapishanesi'ne ilişkindir.
BAŞLARINA SİLAH DAYATILDI İŞKENCE EDİLDİ
Bilinmeyen bir şey değildir sabahın köründe kapı kırılır, uzun namlulu silahlar başa doğrultulur, darp edilerek yere yatırılır sonra da ters kelepçe takılır. "Neden galoş giymediniz" diye sorulmaz. Çünkü kazayla bir kurşun yenilebilir... "İnsan düşmanına yapmaz" da denilmez. Yapılıyor, yapıldı hem de 70-80 yaşındaki ağır hasta insanlara. Gözaltı sürecine ilişkin yaşadıklarını aktaran hasta tutsakların tümüne aynı muamelenin yapıldığı açığa çıktı. Kapıları kırılmış, darp edilmiş ve ters kelepçelenerek beton zemine yatırılmış, dakikalarca beton üzerinde bekletilmiş, başlarına ve sırtlarına basılmış. Ankara'da gözaltına alınan 72 yaşındaki Mehmet Ali Tosun iki gözünden birer kez; sağ kulaktan iki, sol kulaktan 3 kez ameliyatlı, işitme cihazı kullanıyor. İki ayrı tarihte iki kez felç geçirmiş, dengesini sağlamak için bastonla yürüyebiliyor. Yüksek tansiyon, nefes darlığı, kalp rahatsızlığı ve prostat hastalığı var. Tosun gözaltına alınış şeklini şöyle aktardı: "Kafama silah dayadılar, üzerime çullanıp yere yatırdılar, ters kelepçe yapıp yarım saat boyunca beton zeminde beklettiler.
Diyarbakır'da gözaltına alınan boyun ve bel fıtığı hastası 66 yaşındaki Ramazan Karakaya gözaltı sürecini şöyle ifade etti: "Kapıyı kırıp içeri daldılar, bana ve hasta eşime silah doğrulttular. Ters kelepçe yaptılar beton zemine yatırdılar, boyun ve bel fıtığın olduğunu söylememe rağmen bilinçli olarak belimi ve boynumu dizleriyle ezdiler. Dakikalarca öyle bekletildim.
Dersim'de gözaltına alınan yüksek tansiyon hastası 64 yaşındaki Erdoğan Gürbüz ise "Başıma uzun namlulu silah dayadılar. Yere yatmak istemeyince darp edip yere yatırdılar, ters kelepçe yaptılar. Eşim panik atak geçirdi. O da yüksek tansiyon hastası" dedi.
Genel olarak tüm hasta tutsaklar gözaltı sürecinde benzer şeyler yaşadıklarını söyledi. Gözaltı sürecinde polisler tarafından kelepçelerin keyfi sıkılması, hakaret, aşağılama, küfür ve benzeri durumlar yine her birinin yaşadığı şeyler.
POLİS EŞLİĞİNDE VE KELEPÇELİ MUAYENE DAYATILDI
Sağında solunda iki polis, ellerinde kelepçe olan birine muayene sırasında "Darp-cebir var mı?" sorusu meslek etiğinin ihlalinden çok öte ahlaksızlıktır. Hasta tutsaklara polis eşliğinde ve kelepçeli muayene dayatıldı. Uygulamayı kabul etmeyen tutsaklar tehdit edildi. Tüm yaşananlara tanıklık eden doktorlar ise 3 maymunu oynayıp, darp edildiklerini belirten hasta insanları önemsemeden yüzeysel işlem yapmakla sınırlı kaldı. Muayene sırasında yüksek tansiyon hastası olup oturmak isteyen hasta insanların talebi reddedildi, saatlerce ayakta bekletildi.
VATAN, HASTA TUTSAKLAR İÇİN SON DERECE EMNİYETSİZ
Gözaltı sürecinde hastanede yaşanan hak ihlalleri katlanarak devam etti. Tüm süreçte sayısız işkenceye maruz kalan hasta tutsaklar, üç gün boyunca "Vatan emniyeti"nde bulunan ve sağlıklı olanı hasta eden, hastayı öldürebilen pislik içindeki nezarethanelerde tutuldu. Havasız, dar, pislik içindeki rutubetli bir yer. Gözaltına alınanların büyük kısmı astım hastası. Buradaki ortamdan kaynaklı sayısız kez nefes darlığı sorunu yaşadılar, ilaçlarını kullanmak için yemek yemek zorunda olan birçok hastaya 3 gün boyunca bayat ekmek arası küflenmiş peynir verdiler. Tuvalette havalandırma mevcut olmadığından oradan yayılan tüm koku ve mikroplar her yere yayılıyor. Kameraların kayıt alması bahane edilerek 24 saat boyunca yüksek parlaklıktaki ışıklar yakılmakta. Tüm bu insanlık onuruna aykırı koşullarda 3 gün boyunca bekletilen hasta insanlara yönelik sistematik psikolojik şiddeti de tahmin etmek zor değil.
İŞKENCENİN SONRAKİ DURAĞI METRİS: 6 KİŞİLİK YERE 17 KİŞİ KONULDU
5 Şubat günü görülen duruşmalarda 17 kişi tutuklanarak Metris Kapalı Hapishanesi'ne gönderildi. Hapishanelerin klasiği olan keyfi aramalar ve saatler süren giriş işlemlerini bilmeyen kalmamıştır. Tüm bu işlemler süresince hasta tutsakların durumu göz önüne alınmadı ve saatlerce ayakta bekletildi. Kıyafetleri onlarca kez arama bahanesi ile yerlere saçıldı. İlaç saatinin geldiğini, bunun için de bir lokma da olsa ekmek almaları gerektiğini belirten hasta tutsakların talebi görmezden gelindi. İlaçların çoğuna da el konuldu. İşlemlerin ardından "geçici koğuş" denilen bir yere 17 kişi konuldu. "Balkonu mutfağa katmak" özlemi halkımızdan bilinir de "Tuvaleti mutfağa katmak" nedir yahu? Evet tuvalet ile mutfağın iç içe olduğu bir yer. En fazla 6 kişinin kalabileceği bir mimariye sahip yer, sıfır aralıklarla birbirine yapıştırılmış ranzalarla 12 kişilik bir tecride dönüştürülmüş. Ortak alan denilen, yemek yenilen alanda ise en fazla 6 sandalye iki masalık yer mevcut. Havalandırma ise 20 metrekare. Böyle bir yerde 17 kişiyi sıkıştırdılar 3 gün boyunca. 2 ayrı yere dağıtılma talebi reddedildi. 12 kişi sıkış tepiş ranzalara yerleşirken 5 kişi yerde yatmak zorunda kaldı. Ranza aralarında yer olmadığından ortak alandaki masa sandalyeler kaldırıldı, boşalan beton zemine yataklar serildi. 1 kişi merdiven altında, tuvalet kapısının dibinde yatmak zorunda bırakıldı. Eksik battaniye, eksik yatak, buz gibi bir ortamda 11'i kronik hasta 17 kişi 3 gün boyunca bekletildi. "Şu Metris'in önü" bilinir bilinmesine de "Şu Metris'in içini" bir de hasta tutsaklardan dinlemek lazım!
TIKALI TUVALET, RUTUBETLİ ORTAM, BÖCEK İSTİLASI
Başlık orta çağ karanlığını temsil eden hapishaneleri andırsa da kesitler "Türkiye yüzyılı"ndan. Kapasitenin çok üstünde kişinin zorla sıkıştırıldığı yer, tuvaletin tıkalı oluşu, dayanılmayacak düzeyde rutubet ve böcek istilası ile tam bir işkencehaneye dönüştü. Burada olan tutsakların tümüne yakınının kronik hasta olduğu bilinmesine, daha sonra da tekrar tekrar hatırlatılmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Pencereler küçük olduğundan içeriye yeteri kadar hava girmediği gibi 12 saat olması gereken havalandırma hakkı da ihlal edilerek 7 saat ile sınırlı bırakıldı. Özellikle de astım ve kalp rahatsızlığı olan hastalar için çok zorlayıcı oldu. Tuvaletin tıkalı ve penceresiz olması yayılan mikroplardan hastalık kapmayı çok daha kolay hale getirdi. Bir de davetsiz misafirler vardı: Böcekler. Öncelikle "Hayvan dostlarımızla bizi birbirimize düşüren düzen kahrolsun" diyen ve her yeri kızarık içinde olan 63 yaşındaki hasta tutsak Osman Kara'yı anmak lazım. Özellikle de bazı yatakların içlerine yuva yapmış böcekler gündelik yaşamı katlanmaz hale getirdi. Hasta tutsak Ali Çiftçi ve Osman Kara'nın vücutlarının birçok yerinde böcek ısırması sonucu şişkinlik ve kızarıklık oluştu. Aldıkları ağır ilaçları ve kronik hastalıklarını düşününce bu durum pek de basit değil. Böcek istilasından ötürü iki yatak kullanılamaz hale geldi. Başka yere geçme talebi de hapishane yönetimi tarafından reddedildi. Yerde dahi yatmaya yer kalmadı. İki kişi iki gün sandalyede uyudu. Metris survivor'ında yaşam mücadelesi veren 11 kronik hasta tutsağı şimdi de Silivri'nin soğukları bekliyordu. Metris zulmünün sürdüğü 3 günün ardından 17 kişi hiçbir gerekçe sunulmadan, haber verilmeden ve nereye gideceği söylenmeden atar topar sevk edildi. 8 kişi Silivri 6 No'lu Kapalı Hapishanesi'ne 9 kişi ise Silivri 2 No'lu Kapalı Hapishanesi'ne sürgün edildi. Bundan sonra belirtilecek olan hak ihlalleri ve işkenceler Silivri 2 No'lu Kapalı Hapishanesi'ne dairdir. Buraya sürgün edilen 9 kişiden 6'sı kronik hasta. En başında belirtilen 17 tutsak arasında 11 kronik hasta tutsak içinden de en ağır olanlar bu 6 kişidir.
HASTA TUTSAKLARIN AYAKKABILARI, MONTLARI VE KAZAKLARI VERİLMEDİ
"Silivri soğuk" tehditleri iş görmeyince, en azından mevsimsel soğuğu iliklere kadar hissettirme gayesine giren devlet, bunu son derece ‘profesyonel' yaptı. Sürgün olarak gelinen Silivri 2 No'lu Hapishanesi'nde yine saatler süren keyfi aramalar ve giriş işlemleri oldu. Gardiyanın "Merak etme çıplak arama yapmam" dediği hasta tutsağın, "Bana işkence yapmadığın için sana teşekkür mü etmem gerek şimdi" cevabındaki asıl ironiyi de es geçmemek lazım. Neyse ki az sonra hasta tutsaklara ait montlar, botlar ve kazaklara el konularak işkence yapbozunda eksik bırakılan yerler hızlıca dolduruldu. El koyma gerekçelerin tümünün gereksiz olmasının yanı sıra her hapishanede tiranlığını kuran histerik müdürlerin getirdiği birbirinden farklı uygulamalar da ayrıca dikkat çekici. Metris'in aldığını Silivri almayabiliyor ya da tersi olabiliyor. Havanın soğuk olduğu, çoğunun kronik hasta olduğu, en azından dışarıdan ‘uygun' kıyafetler yatırılana kadar durumun idare edilmesi belirtilse de bu reddedildi. Hasta tutsaklar montsuz, ayakkabısız, kazaksız şekilde hücrelere yollandı.
İLAÇLAR, BASTONLAR VE İŞİTME CİHAZI VERİLMEDİ
"Sana çıplak arama yapmam" diyen gardiyan meğer aklından alternatif bir işkence geçiriyormuş. Hasta tutsakları ait raporlu ilaçlara el konuldu. Bu ilaçların tümü, düzenli aralıklarla, kesintisiz olarak alınması gerek. Durum bilinmesine rağmen zorla alındı ilaçlar. 72 yaşındaki hasta tutsak Mehmet Ali Tosun'un dengesini sağlamak için kullandığı bastonu ve işitme cihazına da el konuldu. Durumun ciddiyetine rağmen geri adım atılmadı. Tosun, 3 gün boyunca düzgün yürüyemedi, duyamadı.
SU BİLE VERMEYEN DEVLET: HASTA TUTSAKLARA İLAÇLARI İÇİN SU VERİLMEDİ
Metris'te olduğu gibi Silivri 2 Nolu'da da 9 kişi "Geçici koğuş" denilen yere verildi. Tıkalı tuvalet ayrıca ışıksız ve havalandırmasızdı. Sürekli olarak "geçici" kullanıldığından her yer tam anlamıyla çöplük gibiydi. Temel temizlik için gerekli araç ve gereçler verilmediği gibi tutsakların kendi hesaplarında olan parayla satın alması talebi de reddedildi. Diretmeler sonunda hasta tutsaklara verilen kısmi ilaçların içilebilmesi için talep edilen su ihtiyacı da dikkate alınmadı. Parasıyla kantinden su almak istediğini belirten hasta tutsaklara dilekçe yazmaları söylendi ama dilekçe için gerekli olan kağıt ve kalem verilmedi. Sayısız kez talep edilen su ihtiyacı hapishane yönetiminin vicdanına dokunmuş olsa gerek şöyle bir geri dönüş yapıldı: "Çeşmeden içebilirsiniz." Hasta tutsaklara ilaçları verilmedi, verilen bir kısım ilacın da çeşmelerden akan kireçli, kirli ve pislik kokan su ile içilebileceği söylendi. Ne diyordu Sırrı: "Su bile vermeyen zihniyet."
ACİL İHTİYAÇLAR VE REVİR TALEBİ GÖRMEZDEN GELİNDİ
Nihayet "Kalıcı koğuşa" geçildi. Yapısına ilişkin gözlemler aktarılmadan önce dikkat çekilmesi gereken önemli husus, hasta tutakların reddedilen revir talepleri ve diğer acil ihtiyaçları. Hasta tutsaklar, hastalıklarını dahi bir kenara bırakarak genel ve bireysel temizlik taleplerine yoğunlaştı. Tuvalet fırçası, el sabunu, fırça ve benzeri en temel temizlik malzemeleri dahi verilmediği gibi henüz kantin gününün gelmediği belirtilerek alışveriş yapma talebi de reddedildi. Tabii kantin yazmak için gerekli kağıt kalem de verilmedi. Güç bela elde edilen kağıt kalem ile revire hasta tutsakların hastalıklarına ilişkin dilekçe verildi. Durumun acil olduğu belirtilmesine rağmen herhangi bir dönüş yapılmadı. 10 günün sonunda, o da diretmelerle ilaçlarını alabilen hasta tutsaklar ciddi anlamda yıprandılar. Özellikle panik atak, hipertansiyon astım ve kalp hastalığı olan hasta tutsaklar geçen süre zarfında ciddi sorunlarla baş başa bırakıldı.
KİRLİ VE HAVASIZ TECRİTTE HASTALIK ÜZERİNE HASTALIK
6'sı kronik hasta 9 kişinin tutulduğu F-6 Alt her ne kadar "Koğuş" olarak nitelendirilse de bu apaçık bir yalan. Dört tekli hücrenin olduğu bir koridor kapatılmış, her hücre iki kişilik hale getirilmiş bir yer, "Koğuş" diye isimlendirilmiş. Bir kişinin dahi kalmasının insanlık onuruna aykırı olduğu tekli hücrelerde, penceresiz/havalandırmasız bir şekilde tuvalet ve banyo iç içedir. Nem, koku, mikroplar olduğu gibi hücrenin içine yayılıyor. Her hücre 10 metrekare. Ortak alan yok. Yemekler koridorda sırayla yeniliyor. Tüm hücrelerde katlanılmaz bir nem var. Mutfak diye ayrılan kısım, tuvalet/banyo olarak kullanılan bir yerden bozma, 2 kişi dahi sığamaz. Havalandırma kapısı sadece 7 saat açık bırakılıyor. Tüm hücrelerin havalandırmaları, ancak tüm pencerelerin gün boyu açık kalması ile mümkün, bu durum da katlanılmaz bir soğuk getiriyor. Montları, ayakkabıları, kazakları ve ilaçları verilmeyen hasta tutsaklar hem soğuktan hem ortamdaki havasızlıktan hem yayılan mikroplardan dolayı boğuştukları hastalıkların dışında da birçok hastalık kaptı. "Bu devlet var ya bu devlet, insanı hasta eder" ‘esprisi' ‘koğuşta' moda haline geldi.
HASTA TUTSAKLAR TECRİT İÇİNDE TECRİT EDİLDİ
Hasta tutsakları bunca zulüm yapan, su dahi vermeyen hapishane yönetimi koridorun ve havalandırmanın tümünü görecek şekilde 24 saat kayıt alan kameraların gerekçesini "Can güvenliği" olarak belirtiyor. Bunca zulüm yetmezmiş gibi tutsakların tüm günü kayıt altına alınmak isteniyor. Tecrit içinde tecridi yaratmak isteyen hapishane yönetimi, özel alanı işgal ettiği gibi tam bir tahakküm ve denetim kurmak istiyor. 4 hücre var ve her hücreye iki kişi sıkıştırılmış. 9 kişiden biri ne yapacak peki? "Kameranın hemen altında 2 kişilik ranza var, orada yatsın" diyor hapishane idaresi. Diyelim ki bu ağır hak ihlaline ‘Evet' deyip orada yatmayı kabul etti. Sorun yine bitmiyor. Çünkü kamera 24 saat kayıt almalı ve bunun için de koridordaki 3 beyaz ışık 24 saat açık olmalı. Hayır! Kapatamazsınız. Teknoloji, yine zulmedenin elinde de epey işlevli. Işıklar, içeriden kapanmıyor. Elektrik devreleri, içeride yanan ampulü dışarıdan kontrol edebilecek şekilde tasarlanmış. Tutsaklardan biri, bir kişilik olan ama iki kişinin kalmak zorunda bırakıldığı bir hücrede, üçüncü kişi olarak yerde yatmak zorunda bırakıldı. Bir cümlede devlet zulmü...
HASTA TUTSAKLAR SERBEST BIRAKILSIN
Şu ana kadar ifade edilen hak ihlallerini ve işkencelerin tümü hem hasta tutsakların doğrudan anlatımlarından hem de yerinde gözlem yapılarak elde edilmiştir. Tüm süreç boyunca boğuştukları kronik hastalıkların yanı sıra hasta tutsaklara yönelik insanlık onuruna aykırı muamele ve söylemlerin haddi hesabı yok. Astım hastası olduğunu belirtmesine rağmen yüzüne polis tarafından sigara dumanının bilinçli ve keyfi bir şekilde üfürülmesi; gözaltı araçlarında ırkçı ve aşağılayıcı şarkıların son ses dinletilmesi; gardiyanların sürekli olarak "İnşaattan toplamışlar", "Daha yürüyemiyor", "Amca duymuyor musun, sağır mısın", "Bunak", "Çürükler" ve benzeri aşağılama amacı güden ve hakarete varan söylemler hasta tutsaklara yaşatılanların yalnızca bir kısmını oluşturuyor. Hasta tutsakların yaşadıkları sorunlar sadece bu anlatılan örneklerle sınırlı olmadığı gibi yalnızca bu tutsaklığın da sorunu değil. "Hasta tutsaklar serbest bırakılsın" talebi dünden bugüne çözülmeyen somut bir sorunu da gözler önüne sermektedir. Ayrıca, "Hasta tutsaklar serbest bırakılsın" talebinin muhatabı da devlet değil. Zira hasta tutsaklara bu zulmü reva gören bizzat devletin kendisidir. Bugün bu çağrı, insan hakları savunucuları, devrimci demokrat kesimler başta olmak üzere herkese bir görev hatırlatması amacı güdüyor. Devletin sözüm ona demokratikleşme naraları attığı bu dönemde, bunca hasta tutsağa yapılan işkence ve zulüm de devletin samimiyetsizliğini bir kez daha açığa çıkarıyor. Hasta tutsakların içinde olduğu insanlık onuruna aykırı koşullar devlet zulmünün teşhiriyle sınırlı kalmaması gerekecek kadar acildir. Dramatik, anlatılar bırakılmalı, yalnızca protestolarla sınırlı kalınmayan politik bir mücadele hattı ile hasta tutsakların serbest bırakılması için mücadele edilmelidir.
Bitirirken gerek Metris'te gerek Silivri'de onca hak ihlali ve işkenceye rağmen hasta tutsakların her birinin morali yerindedir. Her gün saat 12.00'de "Kahrolsun faşizm, yaşasın mücadelemiz", "Direne direne kazanacağız" sloganlarını en gür sesle atıyorlar. Slogan sonrası halay çekmeyi de ihmal etmiyorlar. "Durumları kudretlidir." Bu kudretli olma hali devlet zulmünü gölgelememeli. Kudretli oluşları inançlarından, fedakarlıklarından ve yarınlara dair umutlarından geliyor, oradan besleniyor. Onlar her şeye rağmen içeriden direniyor, mücadele ediyor, okuyor, üretiyor. Biz içeriden siz dışarıdan mücadeleyi büyütelim, hasta tutsaklar serbest bırakılsın.
Biji berxwedana zindana.