HDK biziz, biz HDK'yiz!

HDK ve HDK'liler, bu ülkenin yüz akıdır. HDK, ortak vatanda demokratik yaşamın teminatlarından olan vazgeçilemez bir demokratik, meşru ve ortak mücadele zeminidir. Dünden bugüne, hiçbir yargı komplosu ve siyasi soykırım operasyonları, bizleri bu ortak ve birleşik mücadeleden alıkoyamadı. Tersine komplocular kendi içinde parçalandı, güçten düştü, krizlere sürüklendi ve bugün kimilerinin esamesi bile okunmuyor. Bugün de yarın da olacak olan odur; komplocular kaybedecek, biz kazanacağız! Çünkü HDK biziz, biz HDK'yiz!
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) yönetimlerinde geçmiş yıllarda görev almış olan arkadaşlarımız, yoldaşlarımız, 18 Şubat'ın erken saatlerinde gözaltına alındı. Gözaltındaki birçok arkadaşımız hali hazırda halen farklı partilerde ve mücadele örgütlerinde demokrasi ve özgürlük kavgasını yüklenmiş vaziyette. Türkiye'nin demokratikleşmesi mücadelesinde önemli, saygıdeğer emekleri olan her bir arkadaşımız savcılığın tüm kriminalize etme çabalarına rağmen sadece bizlerin değil coğrafyamızın ezilenlerinin kalbinde müstesna bir yere sahip oldukları gibi toplumsal özgürlük mücadelemizin de yüz akıdırlar.
HDK neden hedefte?
Aslında HDK, kuruluşunu ilan ettiği yıl olan 2011 yılından beri iktidarın hedefinde, radarında olan bir yapı. Kurucu fikri olan yüzyıllık cumhuriyetin bütün ötekilerinin, ezilenlerinin tarihsel mücadele ittifakı, tekçi politikalardan, sömürü düzeninden beslenen tüm egemenlik alanlarının, ilişkilerinin kök kurutucusu olduğu için hedef altında HDK. Bu gerçeklik HDK'nin yaptıklarından, yapamadıklarından bağımsız olarak ele alınmak ve kabul edilmek zorunda. Ki tam da bu nesnel gerçeklikten hareketle HDK'ye yöneliniyor. Yani devletin anladığını, gördüğünü, bizlerin, toplumsal muhalefet güçlerinin de görmesi gerekiyor. Tabi bu işin bir yönüyle tarihsel gerçeği. Bu tarihsel hakikatten yola çıkarak, olası politik gelişmeler bağlamında HDK neden iktidarın ve ona bağlı yargının, medyanın radarına daha fazla giriyor?
Kanımca devlet -sadece AKP değil- 2013-15 çözüm sürecinde kendi adına tarihsel bir çıkarım yaptı. Hafızalarımızı tazeleyecek olursak, o yıllar arasında -sonucu ne olursa olsun- belki de cumhuriyet tarihinin en ılımlı, normal politik iklimlerinden birisini yaşıyorduk. Bir tabu ve güvenlikçi duvarın temel kolonlarından birisi olan Kürt meselesine ve onun çözümüne dair politik ve kamusal tartışmaların en yaygın ve şeffaf yürütüldüğü bir dönemdi. Bu normalleşen iklimde, görece daha avantajlı ve eşit koşullarda siyaset yapan, sözünü tüm yurttaşlara ulaştıran demokratik Kürt siyaseti ve Türkiye'nin demokratik-devrimci güçleri, tarihlerinin en büyük seçim başarısını elde etti. Bu sadece klasik bir seçim başarısı değildi. Seçim sonuçları, üstü örtülen birçok toplumsal, tarihsel sorunun daha açık ifade imkânı bulduğu ve onun muhataplarının daha güçlü politik özneler haline geldiği tarihsel bir başarıydı. Daha fazla uzatmadan demem o ki, o günün sonunda devlet kendi adına, "başta Kürt sorunu olmak üzere, ülkenin birçok sorunu, diyalog zemininde, siyasi zeminde kendisini ifade etme imkanı bulduğunda Kürt siyasal hareketi ve Türkiye demokrasi güçleri toplumun daha güçlü politik adresleri haline geliyor" çıkarımı yaptı. Hakeza tıpkı Gezi Parkı eylemleriyle görüldüğü üzere, normalleşen politik ortamlarda yurttaşların itiraz kültürünün daha fazla güçlendiğini gördü. Tüm bunlar da devletin varoluş kodları için oldukça "tehlikeli" bir duruma işaret ediyordu. Dikkat edilecek olursa, Çöktürme Eylem Planının kararının alınması ve hayata geçirilmesi de bu yıllara tekabül ediyor.
Bu tarihsel tecrübeden hareketle belli ki devlet içinde bir güç ya da bir bütün devlet aklı, Abdullah Öcalan'dan tarihsel çağrıların beklendiği bugünlerin sonrasına dair kendi adına yeni bir dizayn için kolları sıvamış, harekete geçmiş görünüyor. Yüksek olasılıktır ki -çünkü önceki deneyimlerde de öyle oldu- Abdullah Öcalan'ın açıklamasından sonra sadece Kürt sorunu değil tüm sorunların, hukuki ve siyasal olarak tartışılmasının, ele alınmasının zemini daha çok güçlenecektir. Bu da özünde toplumsal muhalefetin politika alanının daha fazla genişlemesi, bunun imkân ve olanaklarının daha da güçlenmesi demek olacak. İşte böylesi bir seçeneğin oluşması durumunda varoluşunu, "politikanın toplumsallaştırılması, toplumun politikleştirilmesine" dayandırmış HDK'ye çok büyük işler, görevler düşecek. Toplumun barış hakkı etrafında örgütlenmesi, Kürt barışının muhataplık alanını daraltmak isteyen sistem aklına karşı barışın toplumsal muhataplığının geliştirilmesi gerekliliği gibi daha da uzatılacak tüm toplumsal-politik ödevler, doğrudan HDK'nin öz işleri. Buradan hareketle diyebiliriz ki, önümüzdeki dönemin en stratejik demokratik, toplumsal mücadele mevzilerinden birisi elbette HDK olacaktır. HDK'nin Kürt meselesinin hukuki ve siyasi zemine çekilmesi durumunda oynayacağı barış, demokrasi ve özgürlük rolünden belli ki sistem güçleri çekinmektedir. Doğal olarak da olası bir süreç ve ortaya çıkaracağı toplumsal ihtiyaçlar listesi, HDK'yi daha güçlü kurmayı, HDK faaliyetlerinde daha fazla mesai harcamayı da zorunlu kılıyor. Mevcut HDK yönetimleri de bu belirlemelerden hareketle, 13. Genel Kurul hazırlık sürecinden bugüne belirli tartışmalar ve bu tartışmaların açığa çıkardığı sonuçlar bağlamında bir süredir çalışmalarının merkezine barışın toplumsallaşmasını koymuş durumda. "Barış için Bir Milyon İmza Kampanyası", Barış Konferansı, Barış Panelleri gibi tüm faaliyetler bu okumanın bir ürünü olarak hayata geçirildi, geçiriliyor. Belli ki benzeri okuma ve karşı bir hamle, iktidar-devlet kanadında da gündem olmuş. 2013-15 döneminden tecrübeyle; bundan sonra Kürt sorunu siyasi ve hukuki zemine çekilse de bu zeminde Türkiye'nin toplumsal muhalefetinin söz, eylem ve örgütlenme alanı mümkün mertebe daraltılacak ve barış, becerebildikleri kadar kendi değerleriyle -milliyetçi, cinsiyetçi, piyasacı- içeriklendirilecektir. Kendi adıma sistem ve sistem karşıtı güçlerin aralarındaki ideolojik-politik çelişkiler ve mücadeleler bağlamında iktidarın ya da devletin bu girişimlerini, hamlelerini gayet normal karşılıyorum. Zaten barış hali, iktidar ve toplumsal muhalefet güçleri arasında politik rekabetin, ideolojik mücadelenin bittiği, sıfırlandığı bir hali içermiyor, tanımlamıyor. Sadece başka yol, yöntem ve araçlarla ve görece daha adil, demokratik bir iklimde bu mücadelenin, rekabetin devam etmesidir. Ancak "bu saldırılar doğaldır" derken, bunları normalleştirmeyi de son derece tehlikeli buluyorum. Kanıksamamak, kabul etmemek ve bu egemenlikçi, komplocu yaklaşımlar karşısında itirazı şüphesiz hep canlı tutmak ya da bunun yollarını aramak gerek.
Kayyum darbelerinden sendika başkanlarının tutuklanmasına; kent uzlaşısının kriminalize edilmesinden HDK operasyonlarına, hepsi bir bütün olarak önümüzdeki dönem Kürt sorununda tarihsel gelişmelerin yüksek olasılıkla yaşanacağı bir iklime, toplumsal muhalefeti daha zayıf, mecalsiz, parçalı ve kendi içinde güvensiz bir pozisyonda sokma planlarıyla ilgilidir. HDK ve fikriyatı, bu amaçla saldırı altındadır. Hedefte olan sadece HDK değil bir bütün olarak toplumsal muhalefettir. Aynı şekilde bu operasyonlar, Kürt meselesini çatışma ve savaş aralığından çıkarıp hukuki ve siyasi zemine çekmeye çalışan ve bu normalleşme ikliminde toplumun politika alanını ve onun siyasi ittifakını güçlendirmek, genişletmek isteyen Abdullah Öcalan'ın tarihsel çabalarına yönelik bir kumpas, bir komplodur.
Nasıl yaklaşmalı, ne yapmalıyız?
"Tehdit, kumpas, komplo tüm toplumsal muhalefete yöneliktir" diyorsak, her zamankinden daha güçlü ve yaratıcı birlik, ittifak çabalarını göstermek ve bunu gerektirdiği örgütlenme ve eylem hattını oluşturmak temel görevlerimizdendir. Görev, aynı zamanda toplumsal muhalefet güçlerinin yarınına dair, varlığına dair bir görevdir. Bu konuda içeriden-dışarıdan tüm dezavantajlarına, imkansızlıklarına rağmen coğrafyamızın en nadide birlik, ittifak zemini olarak ısrar ve inadını koruyan HDK'yi, siyasi yönelimler ve hukuk komplosuna karşı en üst düzeyde sahiplenmemiz, hayati önem kazanıyor. HDK, tüm eksikliklerimize rağmen Türkiyeli sosyalist hareketlerin, emek, kadın, ekoloji, gençlik, inanç ve halk hareketlerinin, Kürt siyasal hareketiyle Üçüncü Yol mücadele perspektifinde ısrar ettiği bir zemindir. Bugün HDK şahsında bu birleşik mücadele zayıflatılmak, parçalanmak isteniyor. Bu bir sistem aklı olarak devrede görünüyor. Bugünden en üst düzeyde HDK'yi fikri ve pratik olarak sahiplenmek, hukuki ve siyasi kumpas peşinde olanlara en iyi ve en etkili cevap olacaktır.
HDK fikrine ve potansiyeline yönelik bu siyasi operasyonlar karşısında en net ve sağlıklı tutum, "ezilenlerin ve halkların komünal, demokratik yaşamını egemen kılmanın mümkün ve gerçekçi olduğunu" açıkça savunan HDK'yi, inadına daha güçlü örgütlemek ve toplumsallaştırmaktır. Açıkça savunuyoruz çünkü biz 14 yıldır bu ülkede her bir sözümüzü, toplantı ve kongre sonuçlarımızı, eylemimizi ve örgütlenmemizi açık yürüttük ve savunduk. Bizlerden yasa dışı, illegal bir örgüt yaratmak isteyenlere, gerçekleri ters yüz edenlere, hukuka takla attıranlara, ekranlarda özel savaş söylemleriyle sözüm ona bağımsız gazetecilik yaptığını iddia edenlere sesleniyoruz: sizlerin çetelerle, illegal suç örgütleriyle, mafyalarla karanlık ilişkiler etrafında yıllardır çevirdiğiniz işler, toplumun vicdanında da aklında da mahkûm edilmiştir. Mahkum olmuşların mahkum etmeye çalıştığı, Esengül Demir, Ercüment Akdeniz, Semiha Şahin, Naci Sönmez, Ender İmrek, İlknur Melengeç, Şenol Karakaş, Gülsüm Ağaoğlu, Atilla Özdoğan, Yıldız Tar, Osman Zorba, Sema Barbaros, Mehmet Saltoğlu ve gözaltındaki tüm arkadaşlarımızın bu ülkenin demokrasi standardının yükselmesi için verdikleri emeklerin, ödedikleri bedellerin hem şahidiyiz hem de ortağıyız.
HDK ve HDK'liler, bu ülkenin yüz akıdır. HDK, ortak vatanda demokratik yaşamın teminatlarından olan vazgeçilemez bir demokratik, meşru ve ortak mücadele zeminidir. Dünden bugüne, hiçbir yargı komplosu ve siyasi soykırım operasyonları, bizleri bu ortak ve birleşik mücadeleden alıkoyamadı. Tersine komplocular kendi içinde parçalandı, güçten düştü, krizlere sürüklendi ve bugün kimilerinin esamesi bile okunmuyor. Bugün de yarın da olacak olan odur; komplocular kaybedecek, biz kazanacağız! Çünkü HDK biziz, biz HDK'yiz!