13 Mart 2026 Cuma

Hormon Hakkım Kolektifi'nden Ecmel Deniz: Mesele yalnızca ilaç değil, bedensel özerklik

Türkiye'de trans bireylerin en temel yaşamsal ihtiyaçlarından biri olan hormona erişim, yasal bir düzenlemeye dayanmayan fiili yasaklarla engelleniyor. E-reçete zorunluluğu, 21 yaş sınırı ve son olarak sistem kodlarının reçete yazımına izin vermemesi transları döngüsel bir çaresizliğe itiyor. Hormon Hakkım Kolektifi'nden Ecmel Deniz ile transların yaşadığı hak ihlallerini, hekimlerin nasıl "memura" dönüştürüldüğünü ve beden özerkliğine yönelik bu sistematik saldırıyı konuştuk.

Türkiye'de transların varoluş mücadelesi sadece sokakta veya mahkeme salonlarında değil, son yıllarda hastane koridorlarında ve eczane bankolarında da veriliyor. Kamuoyunun tepkisi sonucu 11. Yargı Paketi'nden çıkarılan LGBTİ+ karşıtı düzenlemeler, yasal bir dayanak olmadan, "sessiz sedasız" hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bunların başında ise trans bireylerin cinsiyet uyum süreçlerinde yaşamsal önemdeki hormon ilaçlarına erişim engeli geliyor.

2026 Şubat sonu itibarıyla, trans bireylerin sağlık sistemindeki tanı kodu olan F64 (Transeksüalizm) üzerinden hormon ilacı yazılması, Medula sistemi tarafından engellenmeye başladı. Ne bir Meclis kararına ne de Resmi Gazete'de yayımlanan bir yönetmeliğe dayanan bu "algoritmik" engel, transları doğrudan hayattan koparan bir kuşatmanın parçası.

Tam da bu süreçte, Kick yayıncısı akaZeynep'in intiharı, sağlık hakkına erişimde kurulan bürokratik barikatların nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğunu gösterdi. İki yıllık psikiyatrik takibin ardından aldığı raporu doktorlara kabul ettiremeyen, hormona erişimi fiilen engellenen Zeynep'in gidişi ve ardından transların sosyal medyada yükselen tanıklıkları, konunun aciliyetini bir kez daha ortaya koydu.

Sokakta ve Meclis'te ise tepki büyüyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık Bakanlığı'ndan bu kısıtlamanın hukuki dayanağını açıklamasını talep ederken; insan hakları, hukuk ve sağlık alanından 26 örgüt, LGBTİ+'lara yönelik idari baskılara karşı ses çıkardı. DEM Parti milletvekilleri konuyu soru önergeleriyle Meclis gündemine taşırken; yarın (14 Mart) İstanbul, Ankara, İzmir ve Mersin'de basın açıklaması yapmaya hazırlanan Hormon Hakkım Kolektifi, "hormon haktır" demeye hazırlanıyor.

Transların yaşadığı bu çok yönlü kuşatmayı konuştuğumuz Hormon Hakkım Kolektifi'nden Ecmel Deniz, tabloyu "tekil aksaklıklarla açıklanamayacak kadar yaygın ve sistematik bir politik saldırı" olarak tanımlıyor.


'SAVUNMA HATTI ÖRMEYE ÇALIŞIYORUZ'
Öncelikle Hormon Hakkı Kolektifi'ni anlatır mısınız? Kimlerden, hangi oluşumlardan meydana geliyor?
Hormon Hakkım Kolektifi, transların hormona erişiminin adım adım daraltıldığı bir dönemde, bu saldırının artık tekil aksaklıklar olarak açıklanamayacak kadar yaygınlaştığını gördüğümüz için kuruldu. Bir süredir farklı şehirlerden benzer deneyimler geliyordu: reçetenin yazılamaması, sistemsel engeller, yaş kısıtlamaları, hekimlerin geri çekilmesi, hastanelerde belirsizlik, insanların kendi sağlık süreçleri üzerinde söz sahibi olamaz hale gelmesi. 20 Kasım 2024'te bazı hormon ilaçlarına e-reçete zorunluluğu getirilmesi ve 2025'te 21 yaş altına fiili erişim yasağı getiren yazının ortaya çıkması bu sürecin dönüm noktaları oldu.

Farklı kentlerden transların, trans aktivistlerin ve trans hakları alanında mücadele eden örgütlerin bir araya geldiği bir yapımız var. Çalışmalarımızı sağlık hakkına dönük politik bir saldırıya karşı ortak savunma hattı olarak örmeye çalışıyoruz. Çünkü mesele yalnızca ilaç temini değil; bedensel özerklik, sağlık hakkı ve yaşam hakkı. 

Cinsiyet uyum süreçlerinde hormon ilaçları neden gerekli? Hangi aşamalarda alınması gerekiyor?
Hormon kullanımı her trans için zorunlu, tek tip ve aynı biçimde ilerleyen bir süreç değil. Transların deneyimleri ve ihtiyaçları birbirinden farklı; bazı translar hormon kullanmak isterken bazıları için bu bir tercih olmayabiliyor. Ancak çok sayıda trans için hormon desteği, bedenleriyle kurdukları ilişkiyi güçlendiren ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir unsur olabiliyor.

"Hangi aşamada alınır?" sorusunun da tek bir cevabı yok. Bu; kişinin yaşı, sağlık durumu, beklentileri, eşlik eden hastalıkları ve hekimle birlikte yürütülen değerlendirme süreçleri doğrultusunda belirleniyor. Yani hormon desteği mekanik bir merdiven sistemi gibi "önce şu, sonra bu" diye ilerleyen bir prosedür değil; kişinin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir süreçtir.

Bu nedenle hormon meselesini yalnızca dar bir tıbbi prosedür gibi görmek de doğru değil. Burada söz konusu olan aynı zamanda beden özerkliği, kişinin kendi bedeni ve kimliği üzerinde söz sahibi olabilme hakkı. 

SİSTEM TRANSLARI YALNIZLAŞTIRIYOR
Hormon ilaçları alınmazsa neler yaşanabilir? Resmî kanallardan hormona erişemeyen trans bireylerin merdiven altı üretimlere veya denetimsiz internet satışlarına yönelmesi sık rastlanıyor mu?
Hormon desteğine erişimin kesilmesi, ertelenmesi ya da belirsiz hale gelmesi yalnızca bir sağlık hizmetinin gecikmesi anlamına gelmiyor. Özellikle sürece başlamış, bedeni yeni hormonal dengesine uyum sağlamış ya da testis, yumurtalık ya da rahmin alındığı bazı cerrahilerden sonra hormon desteğinin kesilmesi ciddi sağlık riskleri doğurabilir. Türk Tabipleri Birliği de bu ilaçlara erişimin kesilmesinin sağlık açısından önemli riskler yaratabileceğini vurgulamıştı.

Ama mesele yalnızca bireysel tıbbi sonuçlar değil; aynı zamanda beden özerkliği ve kamusal sağlık hakkı meselesi. Türkiye'de pek çok trans zaten uzun süredir sağlık sistemindeki ayrımcılık, uzman eksikliği ve bürokratik engeller nedeniyle topluluk içi bilgi ağlarına, kendi imkânlarıyla kurdukları çözümlere ya da DIY (Kendin Yap) pratiklerine başvuruyor. Yani insanlar her zaman yalnızca ‘yasak geldiği için' resmi sistem dışına çıkmıyor; çoğu zaman resmi sistem onları zaten dışarıda bırakıyor. Sorun şu ki, erişim daha da zorlaştırıldığında bu durum daha güvencesiz hale geliyor: ilacın kaynağı belirsizleşebiliyor, düzenli izlem ve laboratuvar takibi aksayabiliyor, insanlar bilgiye ve hekime daha da mesafeli kalabiliyor. Dolayısıyla çözüm, transların bedeni üzerindeki karar hakkını daha fazla kısıtlamak değil; tam tersine, güvenli, erişilebilir, ayrımcılıktan uzak ve kişinin öznesi olduğu bir sağlık hizmetini kurmak. Yani burada mesele, tek tek istisnalar değil; insanları kendi bedeni üzerinde daha yalnız ve daha güvencesiz karar almaya iten yapısal bir tablo.

"Transeksüelizm" koduyla hormon ilacı verilmediği nasıl ortaya çıktı?
Kamuoyuna yansıyan bilgiler ışığında, F64 "transseksüalizm" koduyla hormon reçetesinin sistem üzerinden yazılamadığına dair bildirimler 2026 Şubat sonu itibarıyla görünür hale geldi. İlk geri bildirimler akran destek ağları ve topluluklar içinde dolaşıma girdi. Farklı şehirlerden translar ve sağlık çalışanları, reçete düzenlemek istediklerinde sistemin buna izin vermediğini aktarmaya başladı. Biz de bu bildirimleri derleyerek hem hak örgütleriyle hem de kamuoyuyla paylaşılmasına katkı sunduk. 24 Şubat 2026'da Pembe Hayat'ın konuyu haberleştirmesiyle mesele daha geniş biçimde görünür hale geldi; ardından Kaos GL ve Türk Tabipleri Birliği de farklı şehirlerden gelen "reçete düzenlenemediği" bildirimlerini gündeme taşıdı. Buradaki temel sorun: kamuoyuna açık, şeffaf ve bağlayıcı bir mevzuat değişikliği ortaya konmuş değil. Tam tersine, Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanlığı'na gönderdiği yazıda böyle bir kısıtlama varsa bunun hukuki ve idari dayanağının açıklanmasını talep etti. Yani ortada herkese ilan edilmiş açık bir yasal düzenlemeden çok, sağlık sisteminin içinde ortaya çıkan fiili bir engelleme var. 

DOKTOR İSTESE DE REÇETE DÜZENLEYEMİYOR
Hekimlerin reçete yazmak istediği halde sistem (Medula/SGK) tarafından engellendiği durumlar yaşanıyor mu? 
Evet, kamuoyuna yansıyan tablo tam olarak bunu söylüyor: hekim reçete düzenlemek istese bile, ICD-10 F64 kodu üzerinden hormon ilacının sistemde onaylanamadığına dair farklı illerden bildirimler geliyor. TTB'nin Sağlık Bakanlığı'na yazdığı yazı da zaten bu nedenle önemli; çünkü hekimlerden gelen "reçete düzenlenemediği" bildirimlerine dayanıyor.

Bu tür bir yazılım engeli, yalnızca teknik bir hata değil. Hekimin mesleki değerlendirmesinin yerini görünmez bir sistem kararı alıyor. Böylece klinik karar, hekim-hasta görüşmesinden değil; arka planda çalışan, kimin yazdığı ve hangi yetkiyle uygulandığı belli olmayan bir kısıt mekanizmasından çıkıyor. Bu, hekim özerkliğini budadığı gibi hasta-doktor ilişkisini de zedeliyor; çünkü hasta karşısında hekim karar veremeyen, sistem adına "hayır" diyen bir memura dönüşüyor. TTB'nin de vurguladığı gibi, bilimsel dayanak ve mevzuat açıklanmadan getirilen bu tür kısıtlamalar tıbbi etik açısından kabul edilebilir değil.

İlaca erişimi engellenen bireyler için açılmış olan yürütmeyi durdurma davaları veya kişisel başvurular var mı? Yargı bu fiili yasaklara nasıl yaklaşıyor, ufukta emsal teşkil edebilecek bir karar görünüyor mu?
Bu konuda aslında iki ayrı süreci ayırarak konuşmak gerekiyor. Çünkü önce yaş sınırı meselesi ortaya çıktı, ardından bugün tartıştığımız reçete ve erişim sorunları gündeme geldi. İlk süreç 21 yaş kısıtlamasıyla ilgiliydi. Türk Medeni Kanunu'na göre sürece başlama yaşı 18 olmasına rağmen, idari yazılar ve uygulamalar üzerinden hormon tedavisine erişimde 21 yaş sınırı fiilen uygulanmaya başlandı. Bu durum hem hukukçular hem meslek örgütleri hem de trans örgütleri tarafından ciddi biçimde eleştirildi. Bu süreçte farklı düzlemlerde hukuki girişimler oldu. Çağdaş Hukukçular Derneği Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonu bu uygulamaya karşı yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtı. Ankara Barosu başta olmak üzere çeşitli baroların insan hakları komisyonları da yayımladığı değerlendirmelerde söz konusu düzenlemenin hem usul hem esas yönünden hukuka aykırı olduğunu belirtti. Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Psikiyatri Derneği de hormon tedavisine getirilen yaş kısıtlamalarının bilimsel ilkelere ve sağlık hakkına aykırı olduğunu belirterek iptali için dava açtı. Biz de yaş sınırı uygulamasına karşı dilekçe başvurularında bulunduk. Ayrıca 21 yaş altı olduğu için hormona erişemeyen farklı şehirlerdeki kişiler adına açılan davalar oldu ve bu davaların takibini sürdürüyoruz. 

İkinci süreç ise bugün yaşanan reçete ve erişim sorunları. Biz bu süreçte kolektif olarak farklı başvuru yollarını devreye sokmaya çalışıyoruz. Örneğin yaşanan sorunların görünür olması ve idarenin bu uygulamaya dair resmi bir açıklama yapmak zorunda kalması için bilgi edinme ve dilekçe başvurularına yönelik metinler hazırladık ve insanların başvuru yapabilmesi için paylaştık. LGBTİ+ dernekleri bilgi edinme başvurularında bulundu. Ancak şu aşamada bu fiili engellemeleri ortadan kaldıran, kamuoyuna yansımış belirleyici bir emsal mahkeme kararı olduğunu söylemek zor. Yani yargının bu konuda net bir içtihat oluşturduğunu söylemek için henüz erken.

Tam da bu yüzden dava süreçleri kadar meslek örgütlerinin müdahaleleri, baroların raporları, bireysel başvurular ve kamuoyu baskısı da önemli. 

'SADECE SAĞLIK POLİTİKASI MESELESİ DEĞİL'
 10. ve 11. yargı paketlerine konulması düşünülen ancak tepkiler nedeniyle geri çekilen, cinsiyet uyum tedavilerinin 25 yaşa yükseltilmesi yeniden gündeme geldi. Yeni Adalet Bakanı'nın bu yönlü açıklamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türk Medeni Kanunu'nda "cinsiyet değişikliğine" ilişkin yaş sınırı hâlâ 18. Ancak 25 Haziran 2025 tarihinde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'nun valiliklere gönderdiği bir yazı sonrasında hormon tedavisine erişimde 21 yaş sınırı fiilen uygulanmaya başlandı. 25 yaş tartışmaları da benzer bir çerçevede ortaya çıktı. Henüz yasalaşmış bir düzenleme yok; ancak bu tür söylemler ve hazırlıklar uygulayıcılar açısından çoğu zaman bir tür "politik yönlendirme" işlevi görüyor. Başka bir deyişle: bazı kısıtlamalar kanunlaşmadan da hayatımıza girebiliyor. Bu yüzden mesele yalnızca yasa metinleri değil; idarenin yarattığı fiili uygulamalar ve bu uygulamaların insanların sağlık hakkına nasıl müdahale ettiği.

Şu an cinsiyet uyum sürecindeki trans bireyler hormona erişim dışında ne gibi sıkıntılar yaşıyor?
Son yıllarda translar giderek daha fazla siyasi söylemlerin hedefi haline getiriliyor. Bu nedenle birçok trans için yaşanan sorunlar yalnızca sağlık hizmetine erişimle sınırlı değil. Barınma ihtiyacını karşılamak, iş bulmak ya da mevcut işini korumak, aile içinde şiddet ve reddedilme ile baş etmek, sosyal güvenceye erişmek, kamu kurumlarında ayrımcılığa uğramamak gibi çok temel meseleler de bu tabloya ekleniyor. Kamusal alanda görünür olmak dahi birçok kişi için ciddi riskler barındırabiliyor. Bu politik iklim sağlık alanını da doğrudan etkiliyor. Sağlık politikaları bilimsel gereklilikler üzerinden değil, çoğu zaman ideolojik tartışmalar üzerinden şekillenebiliyor. Hormona erişime getirilen kısıtlamalar, sağlık kurumlarında artan çekingenlik, hekimlerin üzerindeki baskı ve idari engeller bu atmosferden bağımsız değil. Transların sağlık hakkı giderek daha fazla tartışmalı bir alan haline getiriliyor ve bu da zaten zor olan sağlık erişimini daha da zorlaştırıyor.

Dolayısıyla hormona erişim krizi tek başına bir sağlık politikası meselesi olarak görülmemeli. Bu kriz, transların kamusal alanda hedef gösterildiği, haklarının tartışma konusu haline getirildiği ve gündelik yaşamlarının giderek daha güvencesiz hale geldiği daha geniş bir politik bağlamın parçası. 

'MENOPOZDAKİ KADINLARLA TRANSLARIN SORUNLARI KOPUK DEĞİL'
Menopoz sürecindeki kadınlar da hormona erişimde zorluklar yaşıyor, biyoeşdeğer hormon hâlâ bulunamıyor eczanelerde. LGBTİ+ ve kadınların yaşadığı bu engelleri politik olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kadınların menopoz sürecinde ihtiyaç duyduğu hormonlara erişememesi ile transların  ihtiyaç duyduğu hormonlara erişememesi elbette aynı deneyim değil. Ama iki durumda da karşımıza çıkan şey, bedenin ihtiyaçlarının değil, iktidarın önceliklerinin belirleyici olduğu bir sağlık politikası.

Türkiye'de beden politikaları uzun zamandır çelişkili bir şekilde işliyor. Bir taraftan devlet ve siyaset, üreme, aile ve cinsiyet rolleri üzerinden bedenleri sürekli düzenlemek ve denetlemek istiyor. Kadınların kaç çocuk doğuracağına, gençlerin nasıl yaşayacağına, transların nasıl var olacağına dair güçlü bir normatif çerçeve kuruluyor. Ama iş insanların gerçek sağlık ihtiyaçlarına geldiğinde aynı sistem son derece kayıtsız davranabiliyor.

Menopozdaki kadınların ilaca erişememesi de, transların hormona erişiminin zorlaştırılması da bu açıdan birbirinden kopuk meseleler değil. İkisi de sağlık hizmetinin kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp ideolojik tercihler ve piyasa koşulları arasında sıkıştığı bir tabloya işaret ediyor. Bir yandan bedenler üzerinde yoğun bir denetim var; diğer yandan insanların ihtiyaç duyduğu tedaviler söz konusu olduğunda sağlık sistemi geri çekiliyor.

Dolayısıyla burada yalnızca bir ilaç tedariki meselesinden değil, cinsiyetlendirilmiş bir sağlık rejiminden söz ediyoruz. Kadınların ve LGBTİ+'ların bedenleri çoğu zaman ya aşırı kontrolün ya da kurumsal ilgisizliğin konusu oluyor. Sağlık hakkının gerçekten eşit ve kamusal bir hak olarak işlemesi için bu ikili yapıyı görmek ve sorgulamak gerekiyor. Yani aslında sorun ilaçların kim tarafından kullanıldığı, sağlık sisteminin kimin yaşamını öncelikli gördüğü.

Mecliste konu bazı milletvekilleri tarafından gündeme getirilse de hâlâ genel gündeme girebilmiş değil. Neler yapılabilir? Sizin programınızda neler var?
Bu meselenin yalnızca LGBTİ+ hareketinin gündemi olarak kalmaması gerekiyor. Baroların, meslek örgütlerinin, feminist hareketin, insan hakları kurumlarının ve muhalefet partilerinin bu konuyu daha güçlü biçimde sahiplenmesi önemli.

Biz ise, şu an yaşanan hak ihlallerini belgelemeye ve görünür kılmaya çalışıyoruz. Çünkü idari uygulamalar çoğu zaman sessizlik içinde normalleştirilmeye çalışılıyor. Bunun yanında bilgi edinme başvuruları, dilekçeler ve hukuki süreçler gibi başvuru yollarını çoğaltmak; meslek örgütleri ve insan hakları kurumlarıyla birlikte ulusal ve uluslararası mekanizmaları harekete geçirmek de programımızın parçası. Ama aynı zamanda bu sürecin politik olarak teşhir edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü yaşadığımız şey yalnızca bir teknik aksaklık değil. Transların sağlık hakkını daraltan, onları kamusal hayatta daha güvencesiz hale getiren sistematik bir politika ile karşı karşıyayız. Bu nedenle mücadelemiz de yalnızca hukuki değil; aynı zamanda politik ve toplumsal bir mücadele.