İsrail'in bir savaş suçu daha belgelendi: Güney Lübnan'da beyaz fosfor kullandı
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HWR) raporuna göre, İsrail, Güney Lübnan'da gerçekleştirdiği saldırılarda "beyaz fosfor" kullandı ve binlerce hektarlık alanı yakarak yıllarca kullanılamayacak hale getirdi.
The Guardian Gazetesi, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HWR) İsrail'in Güney Lübnan'da yasaklı "beyaz fosfor" kullandığını belgeleyen raporunu yayınladı.
Buna göre, New York merkezli insan hakları grubu, İsrail'in saldırısının ilk günlerinde, M825 serisi 155 mm'lik top mermilerinin, Güney Lübnan'ın Yuhmor kasabasındaki yerleşim alanları üzerine beyaz fosfor bıraktığını gösteren sekiz fotoğrafı doğruladı. Bu olaydan sonra yayınlanan videolar, beyaz fosfor
kullanımının yaygınlaştığını gösteriyor ve etkilerinin daha büyük olabileceğini ortaya koyuyor.
İsrail'in saldırısı nedeniyle bölgeden 800 bin Lübnanlı yerinden oldu.
HWR'ye göre, M825 beyaz fosfor mermilerinin belirgin parmak şeklindeki duman izleri, araştırmacıların bu kimyasal silahın yerleşim alanlarında kullanıldığını doğrulamasına olanak tanıdı ve bu da sivillerin güvenliği ve yerinden edilmesi konusunda ciddi endişelere yol açtı.
Beyaz fosfor, oksijene maruz kaldığında yanmaya başlayarak 800°C'ye kadar ısınan ve yoğun duman üreten bir kimyasal madde olup, top mermileri, bombalar ve roketlerle atılıyor. Askeri birlikler, onu duman perdesi oluşturmak, hedefleri işaretlemek veya araziyi aydınlatmak amacıyla kullanıyor; sivillerin ve tarım alanlarının üzerine kullanımı, yangınlar, yanıklar ve toksik gazlar nedeniyle yaygın olarak yasa dışı olarak kabul ediliyor
Delft Teknoloji Üniversitesi'nde araştırmacısı mimar Ahmad Beydoun, 2023 Ekim ile 2024 Kasım arasında İsrail tarafından 250'den fazla beyaz fosfor saldırısı belgelendiğini, bunlardan %39'unun yerleşim alanlarına, %17'sinin tarım arazilerine ve %44'ünün ormanlara ya da açık arazilere yapıldığını açıkladı. Beydoun, İsrail'in bu beyaz fosforu, Lübnan sınırında 'tampon bölge' yaratma amacıyla kullandığını ve bunun çoğunlukla 'toprağı kavurmak' için yapıldığını söyledi. "İsrail ordusunun düşüncesi şu: Beyaz fosforu kullanarak, alanları yakıp, insanları ya da Hizbullah savaşçılarını ağaçların altında saklanamayacak hale getirmek" dedi.
BEYAZ FOSFORUN EKOLOJİK VE TARIMSAL ETKİLERİ
Beyaz fosfor saldırıları aynı zamanda büyük çapta ekolojik zararlara yol açtı. Lübnanlı sivil toplum kuruluşu Public Works Studio tarafından hazırlanan raporda, Güney Lübnan'da 2 bin hektardan fazla alanın yandığı, bu alanlar arasında meşe, çam ve sakız ağaçlarıyla yoğun ormanların 873 hektarının da bulunduğu belirtiliyor.
Bu kimyasal madde toprakta kalabilir ve örtüsüz bırakıldığında kendiliğinden tutuşarak, çiftçilere yönelik bir tehdit oluşturabilir. Tekrarlanan saldırılar, toprağı fosforik asit ile kadmiyum, kurşun, çinko gibi ağır metallerle doygun hale getirir, bu da mikroorganizma çeşitliliğini azaltabilir, toprak verimliliğini düşürebilir ve tarımsal verimliliği azaltabilir.
İSRAİL, 'GAZZE' TAKTİĞİYLE LÜBNAN'IN SU ALTYAPISINI HEDEF ALIYOR
Siyonist devletin artan ekolojik şiddeti üzerine, Oxfam, İsrail'in Lübnan'daki su ve kanalizasyon altyapısını sistematik olarak hedef aldığını, bu saldırıların Gazze'deki saldırılara benzediğini bildirdi. Yardım kuruluşu, suyun bir savaş aracı olarak kullanılmasının Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu vurguladı.
Oxfam'ın analizine göre, İsrail güçleri, son savaşta tahrip edilen veya zarar gören alanlar yakınındaki su ve kanalizasyon altyapılarına saldırılar gerçekleştiriyor. Cenevre Sözleşmeleri, su tesisatlarına ve hayatta kalmak için kritik olan diğer alanlara yönelik saldırıları yasaklıyor. Oxfam, "Suya yönelik kasıtlı bir yoksunluk veya yardımların engellenmesi bir savaş suçu teşkil edebilir" dedi.
Oxfam, dört gün içinde, İsrail'in Lübnan'ın Bekaa Vadisi bölgesindeki 7 bin kişiye su sağlayan kritik su kaynaklarından en az yedisine hasar verdiğini belirtti. Bu durumun, temiz suya erişim olmadığı takdirde dönüş yapan topluluklar için uzun vadede yıkıcı etkiler yaratacağı uyarısında bulundu.
YAYILMACI PLANIN PARÇASI OLARAK LİTANİ NEHRİ
Geçtiğimiz Pazar günü, İsrail Savaş Bakanı İsrail Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte, İsrail işgal güçlerine "Litani Nehri üzerindeki tüm köprülerin hemen yıkılmasını" emrettiğini açıkladı. Güney Lübnan'daki halkın, nehrin kuzeyine tahliye edileceğini belirten Katz, orduya sınır köylerindeki evlerin yıkılmasını hızlandırma talimatı verdi. Bu strateji, Gazze'deki "Beyt Hanun ve Refah modeli"ne benzer şekilde uygulanıyor.
Haaretz, bu yaklaşımın, güney Lübnan'ı ülkenin geri kalanından ayırıp sivil altyapıyı felce uğrattığını ve İsrail'in askeri kontrolünü pekiştirdiğini belirtiyor.
Katz ayrıca Salı günü yaptığı açıklamada, "İlke açık: Terörizm ve roketler varsa evler ve siviller yok ve İsrail ordusu içeride" diyerek, Litani Nehri'nin kuzeyine zorla yerinden edilen yüzbinlerce Lübnanlı'nın ancak "tam güvenlik sağlanana kadar" geri dönmelerine izin verilmeyeceğini ifade etti.
Litani Nehri, Lübnan'ın en uzun ve en önemli tatlı su kaynağı. Sularının depolandığı Qaraoun Barajı, Lübnan'ın en büyük yapay göletin ve bu rezervuar, içme suyu sağlıyor, Bekaa Vadisi'ndeki on binlerce hektar tarım arazisini sulayarak ulusal şebeke için hidroelektrik enerji üretiyor.
İşgalci güçler bu kaynağı uzun zamandır hedef alıyorlar. 1919 yılında Siyonist hareketin kurucularından Chaim Weizmann, gelecekteki "Yahudi devletinin" Litani Nehri'ni sınırlarına dahil etmesi gerektiğini savunmuştu. İsrail'in ilk başbakanı David Ben-Gurion ise burayı "devletin doğal kuzey sınırı" olarak ilan etmişti.