Komisyon Raporu: Kürt halkının kolektif ulusal-demokratik halklarının reddiyesi
Faşist şeflik rejimi ile Kürt ulusal demokratik hareketi arasındaki uzlaşı süreci içerisinde kurulan meclis komisyonu çalışmasını tamamladı. Devlet tarafından "Terörsüz Türkiye" olarak ifadelendirilen bu süreçte pratikleriyle çokça eleştirinin odağı haline gelen komisyon, geçtiğimiz günlerde nitelikli çoğunlukla raporunu tamamladı ve yayınladı.
110 sayfalık metinde yazılanları, elbette geride kalan son bir buçuk yılın siyasal gelişmelerinden, özellikle Rojava'ya dönük güncel saldırılardan, İçişleri ve Adalet Bakanlığı'na yapılan atamaların niteliğinden, kendini bir Anayasa değişikliği ve erken seçime odaklayan rejiminin planlarından bağımsız ele alamayız.
Rapora muhtevasını veren "Terörsüz Türkiye", "Terör Belası" gibi sıkça kullanılan kavramlar esasında Saray rejiminin Kürt sorununun inkarı üzerinde yükselen niteliğini karakterize etmekle birlikte; rejimin, Kürt ulusal demokratik hareketinin tasfiyesi ve Ortadoğu'nun yeniden dizaynında daha büyük roller üstlenme ve iç cepheyi tahkim etme niyetinin konjonktürel ifadesi de oldu aynı zamanda.
Mecliste ilk kez Kürt sorunun tartışılacağı bir komisyonun kurulmuş olmasına farklı anlamların yüklenmesi bir yana komisyon da her işleyen kurum gibi tek başına varlığıyla değil, yaptıklarıyla ve yapmaktan kaçındıklarıyla öne çıktı. Başta komisyonun yaptığı kimi toplantılara ilişkin gizlilik kararı alınması, tutanakların kamuoyuna açıklanmaması kararı, Barış Annesi Sultan Bozkurt'un anadilinde konuşmasının yasaklanması, devlet eliyle gerçekleşen tüm katliamların araştırılmasına imkan vermemesi gibi konularda eleştirilerin odağı oldu. Benzer süreçlerin en kabul edilmiş ilklerinden biri olan hakikat ve hakikatin ön koşulu olan yüzleşmenin komisyon aracılığıyla sağlanmamış olması da temel bir eleştiri konusuydu. Ki hakikat sadece tarihsel gerçekliğin bilinmesi değil bu gerçekliğin sorumluluğunun tanınmasıdır da aynı zamanda. Ancak komisyon çalışması bu temel nosyona dahi uygun bir çalışma planı içinde olmadı.
Komisyonun kuruluşu ve işleyişinden yalıtık halde ele alamayacağımız rapor, Kürt varlığını tanımlamaktan, Kürt sorununun adını koymaktan imtina ediyor. Haliyle Kürt halkının ulusal demokratik hakları konusunda bir çözüm programı da sunmamakla birlikte inkar siyasetini devam ettiriyor.
Raporun "PKK'nin Kendini Feshetmesi ve Silah Bırakması" başlıklı bölümünde; Kürt halkına dört parçadaki tüm kurumlarının bütünlüklü tasfiyesi dayatılmakta, yasal düzenlemelerin yapılmasını da devletin güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından bu durumun tespit ve teyidine bağlı kılmaktadır. "Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirecek Yasal Düzenlemeler" başlığında da yapılacak düzenlemenin geçici ve müstakil niteliğinden bahsedilmektedir. Mehmet Uçum'un da defalarca belirttiği Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere hak ve özgürlükler önünde temel engel teşkil eden yasalarda bir değişiklik söz konusu olmayacağı ve düzenlemenin sadece kendini fesheden örgütle sınırlı olacağı raporla da teyit edilmiş durumda. İlgili düzenlemenin geçici ve müstakil niteliği, anti-demokratik mevzuatta bir değişikliğin asla gündemde olmadığını, "ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği" silah bırakan örgüt mensupları için güvencesizliği, "ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek" ifadesi ve "izleme ve raporlama mekanizması" ise erteleme, denetimli serbestlik ve itirafçılık kurumlarının alabildiğine geniş bir şekilde uygulanacağını ve denetim mekanizmaları ile yapılacak gözetleme faaliyetini ifade etmiş oluyor.
AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasını dahi istihbarat tarafından yapılacak tespite bağlayan komisyon aslında rejimin faşist karakterinin de itirafı niteliğinde. Raporda, toplumda cezasızlık ve af algısının oluşturmaması hassasiyetine sıklıkla vurgu yapılırken geride kalan dönemde 10. ve 11. yargı paketiyle kadın katillerine, uyuşturucu silah ticareti yapan çete üyelerine getirilen aflar ve bunun toplumda yarattıklarına değinilmiyor.
Kürt halkının kollektif varlığının Anayasal güvence altına alınması, anadilde eğitim, savaş suçlarının yargılanması, Bahçeli tarafından sıklıkla propagandası yapılan umut hakkı, kayyum politikasına dair düzenleme gibi esaslı konular ise raporda yer almayan başlıklar. Rapor bırakalım Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını tanımasını, Kürt ulusunun varlığını bile kabul etmiyor, inkara bile son vermiyor!
Komisyon raporu, geride kalan 18 aylık süreçte devletin tek bir somut adım atmamış olması, Rojava'ya dönük saldırıların halen güncel bir tehdit olarak devam etmesi, fiili meşru mücadele çizgisinde ısrar eden sosyalistlere dönük tutsaklık saldırısı, CHP'ye dönük tasfiyeci politikalar ve Ortadoğu'daki emperyalist hesaplar birlikte ele alındığında rejimin yöneliminin bir sonucu ve devamıdır.
Saray rejimi sadece Kürt ulusal demokratik hareketini değil, geride kalan 10 yılda tasfiyesi için uğraştığı devrimci, demokratik tüm kurumları bütünüyle ortadan kaldırma amacı taşıyan stratejik planının bugün önemli bir merhalesinde. Çağlayan'dan Ankara'ya halka karşı işlediği suçlar arşa değen Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanması, kararnamenin mührü kurumadan gazeteci Alican Uludağ'ın tutuklanması ve tutsaklarla avukat ve vekil görüşünün sınırlandırılması planları bu güncel tablonun esaslı verileri. Halkın, emekçilerin, ezilenlerin üzerindeki baskıyı arttırmanın özel bir biçimi olarak gazetecilere ve avukatlara dönük saldırıların yoğunlaşması faşist rejimlerin temel karakteridir ve rejimin ezilenlere dönük daha büyük bir savaş hazırlığının da emaresidir.
Tüm bunların yanı sıra şubat ayının başında; Ezilenlerin Sosyalist Parti'sine dönük girişilen kapsamlı gözaltı ve tutuklama saldırısı, sosyal medya kullanımına getirilmesi planlanan kimlik kartı zorunluluğu gibi uygulamalar önümüzdeki dönemin söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğüne dönük saldırıların daha da yoğunlaşacağını gösteriyor. Yoksulluğun ve geleceksizliğin yanı sıra toplumsal çürümenin derinleştiği, kadına yönelik şiddetin ve kadın katliamlarının arttığı, devlet-halk çelişkisinin görülmedik şekilde derinleştiği, yaşam koşullarının durmaksızın kötüleşmeye devam ettiği, hayat pahalılığı ve faşist terörün halkalarımıza yaşamı çekilmez hale getirdiği, Kürt sorununun çözülmediği koşullarda yeni Kobanê'ler, yeni Gezi'ler, yeni Jin, Jiyan Azadî'ler yeni 19 Mart'lar ve tüm bunları aşan nitelikte ayaklanmaların olması kaçınılmazdır. Yeter ki toplumsal ve siyasi özneler faşizme karşı mücadelenin geriye çekilerek- iddia küçülterek değil, anti-faşist mücadelenin daha birleşik ve daha ileri bir niteliğini açığa çıkararak mümkün olabildiğine inansın ve buna uygun bir mücadele programı ortaya koyabilsin.
Gerek komisyon raporu gerekse de rejimin tüm ezilenlere dönük son birkaç aylık politikası ve bunun kitlelerde yarattığı memnuniyetsizlik ortadayken 8 Mart, 21 Mart, 1 Mayıs ve temmuz ayında Türkiye'de yapılması planlanan NATO toplantısı gibi güncel takvim, faşizme karşı mücadelenin ihtiyaç duyduğu önemli sıçrama eşikleri olarak önümüzde duruyor.