Onur Binbir yazdı / Palantir Manifestosu: Teknofaşizm ve dünya halklarına gözdağı
Palantir ve anlaşmalar yaptığı ülkeler, insanları daha hızlı fişleyen, daha hızlı kararlar alan ve harekete geçen sistemler istiyor. Bunu yaparken karar alma süreçlerini olabildiğince insansızlaştırmak istiyorlar. Ve bu kararları evrensel etik değerlerden uzak durarak almayı amaçlıyorlar.
Palantir Ceo'su Alex Karp geçtiğimiz günlerde 22 maddelik bir manifesto yayınladı. Bu açıklama sıradan bir açıklama değildi. Karp'ın daha önce yazdığı kitabı Teknolojik Cumhuriyet'te detaylandırdığı bu 22 madde adeta geleceğimizin distopik bir dünyaya hapsedilmesini ifade ediyor. Karp'ın 1930'ların faşizm teorilerinden kesitler sunduğu manifestosu, Yüzüklerin Efendisi'nde karanlık tarafın simgesi olan, tüm dünyayı izleyen ve gücü elinde bulundurmak için her şeyi yapan Sauron'un Gözü gibi bir egemenlik fikri kuruyor.
"Palantir" etimolojik olarak "uzaktan gözetlemek" anlamına geliyor. Bu İsim, JRR Tolkien'in icat ettiği Elf dillerinden biri olan Quenya dilinden geliyor. Tolkien'in Orta Dünya'sının kurgusunda Quenya, sıradan bir Elf dili değil; Yüksek Elflerin dilidir. Palantir'in kendisi ise bir görme taşıdır; lav lambasına benzeyen, sihirli bir kristal küredir ve kullanıcıların çok uzak mesafeler arasında iletişim kurmasına ve dünyanın diğer bölgelerindeki olayları (geçmiş, şimdiki ve bazen gelecek) görmesine olanak tanır." (1)
Palantir'in adının Yüzüklerin Efendisi dünyasından seçilmesi kurgusal bir şey değil sadece. Bu filmi izleyenler hatırlayacaktır; Mordor'un tepesinde tüm dünyayı izleyen Sauron'un gözü vardır. Bu göz sadece dünyayı izlemez, gücü elinde bulundurmak tekrar dünyanın hâkimi olmayı ister. Nerede bir hareketlenme olsa göz oraya döner ve o hareketi bastırmak için kendi askeri güçlerini oraya yönlendirir. Sauron diğer yandan da dünyanın birçok yerinde ona karşı direnenlere karşı savaşlar yürütür, bilgileri toplar. Tüm dünyayı karanlık bir hakimiyetin altına almak ister. Palantir tam olarak bunu istemektedir. Ve bu ismi alması tesadüf değildir. Başta ABD emperyalizmi ve müttefik devletlerin (özellikle İsrail'in) çıkarları için, bütün dünyayı gözetleyen, bilgiler depolayan işleyen ve askeri olarak hedefleri yok eden/etmek isteyen bir dünya düzeni. Alex Karp yakın zamanda, yaptığı bir açıklamada "Düşmanlarımıza getirdiğimiz ölüm ve acının büyük bir kısmı, Palantir'den kaynaklanıyor" diyerek rolünü belirginleştiriyor.
Konuyu biraz daha açalım. Yapay Zekâ şirketleri güçlendikçe devlet ile ticari bağlarını arttırdıkça, daha fazla alanda daha fazla sorumluluk almaya başladıkça, kendilerini devletlerin yerine koymaya başlıyorlar ya da bunun hayalini kuruyorlar. Palantir CEO'su tam olarak bunu istiyor ve açıklıyor. Gazze soykırımından Ukrayna'daki savaşta son olarak İran'a yönelik emperyalist saldırganlıkta da gördüğümüz gibi yapay zekâ şirketleri savaşın tamamında en etkin örgütler olarak ortaya çıkıyor. Hedefleri imha etme sürecini dakikalara indirmekle övünen bu şirketler, sadece askeri alanda değil, sağlık, bilişim, telekominasyon-iletişim, otomasyon-üretim gibi birçok alanda giderek daha fazla söz sahibi oluyor. Böylelikle tekbir yapay zekâ şirketi birçok alanda kapitalist devlete, yönetici sınıflara hizmet eden bir araca dönüşüyor.
Bize resim, müzik, yazı ve bilgi ile ilgili veriler sunarak kendini meşrulaştırmaya çalışan bu şirketler aslında muhalefeti, ezilenleri ve esasen tüm insanlığı izleyen, dinleyen, onu arşivleyerek fişleyen devasa tele kulaklara da dönüşüyorlar. Dinlediğimiz müziği, konuştuğumuz kişileri, yorum yaptığımız, beğendiğimiz, paylaştığımız sayfaları, yaptığımız alışverişleri, okuduğumuz yazıları, takip ettiğimiz kişileri ve kurumları, bulunduğumuz konumları, sosyal medyada ya da bilgisayarda, telefonda yaptığımız her hareketi toplayıp, ayıklayıp fişleyen koca bir istihbarat ağından bahsediyoruz. (Bir dipnot; Türkiye'nin bugünlerde çıkarmaya çalıştığı bir sosyal medya yasası yeni bir fişleme yöntemi olarak önümüzde duruyor.)

Hatta kolumuzdaki akıllı saatlerin sağlıkla ilgili kimi verilerimizi -kaçta uyduğumuzu, kaktığımızı- bile fişlendiğini düşünün. Kulağa çok distopik bir filim gibi geliyor değil mi? Ama bu şu anda Rusya, ABD, İsrail, Çin ve birçok devlette kullanılan ve hızlıca ilerleyen bir istihbarat yöntemi olarak öne çıkıyor. Böylece yapay zekâ şirketleri bize dair tüm dijital izleri toplayıp, sınıflandırıp, arşivleyip bize karşı kullanması için devletlere sunuyor. Ama artık o devletlerin içine karışmaya başlamış oluyorlar ki iktidarı da istiyorlar. Palantir CEO'sunun dediği gibi ülkelerin artık bürokratlara, yargıçlara ihtiyacı yok. Yapay zekâ şirketleri ve onun teknik mühendisleri bu açığı kapatacağını ve böylelikle hantal bürokratik devletlerden arınmış olacağımızı öne sürüyor.
Palantir CEO'su Alex diğer bir yandan sosyal medyaya da savaş açmış durumda. Çünkü YZ şirketleri bilgiyi tek elde toplamayı ve bilgiyi istedikleri gibi işleyebilmeyi, yeri geldiğinde manipüle etmeyi planlamakta ve uygulamaktadırlar. Bugün kullandığımız birçok YZ araçlarının (gemini, chatgpt vb) birçok konuda gerçek bilgiyi defalarca manipüle ettikleri örneklerle ortaya konuldu. Ama sosyal medya araçları bu konuda tüm manipülasyona ve trol saldırılarına karşı bilgiyi yayma, işleme konusunda çok yönlüdür. Yani kullanıcı sadece bilgiyi alan değil aynı zamanda onu işleyebilen, yayabilen, kullanabilen rolündedir. Sosyal medyanın ayaklanmalar ve direnişlerdeki rolünü de düşünürsek YZ şirketleri ve devletler açsından bu alanın kontrol altına alınması en önemli önceliklerden biri haline geliyor. Palantir sadece bugüne değil geleceğe de müdahale etmek istiyor. Azınlık Raporu filmindeki gibi gelecekte "suç işleyebilecek kişileri" belirleyip önceden durdurmayı da planlıyor.
Manifestoya gelmeden biraz da bu şirketi tanıyalım. Palantir şu an gelirlerinin %58'ni devletlerden sağlıyor. Şirketin piyasa değeri 350 milyar dolar civarında. Palantir Technologies, dünya çapında birçok hükümet, savunma birimi ve büyük ticari kuruluşla geniş kapsamlı ortaklıklara sahip. Şirketin faaliyetleri özellikle ABD, İsrail, Ukrayna, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ülkeleri ve NATO müttefikleri üzerinde yoğunlaşmış durumda. Şirket; Pentagon, CIA, FBI, NSA ve Göç ve Gümrük Muhafaza (ICE) gibi kurumlarla milyar dolarlık sözleşmeler imzaladı. Özelikle son günlerde göçmenlerin belgelenmesi için ICE ile yaptığı ortaklıkla, göçmenlere yönelik saldırıların artmasının en önemli kaynağıdır.

Palantir ve anlaşmalar yaptığı ülkeler, insanları daha hızlı fişleyen, daha hızlı kararlar alan ve harekete geçen sistemler istiyor. Bunu yaparken karar alma süreçlerini olabildiğince insansızlaştırmak istiyorlar. Ve bu kararları evrensel etik değerlerden uzak durarak almayı amaçlıyorlar. İşte o kararlar Gazze'de binlerce sivilin, çocuğun, kadının öldürüldüğü bir mekanizmaya dönüşüyor. İşte o mekanizma İran'da kız çocuklarının okuduğu bir okulun bombalanmasını sağlıyor. Gazze'de her 3 dakikada bir hedefin yok edildiğini övgüyle anlatıyorlar. Ve hedefin önem derecesine göre yakınındaki ve çevresindeki sivillerin ölüm oranı da sayısal bir veri olarak kalıyor.
Palantir sıradan bir şirket olmanın çok ötesinde. O tam olarak teknofaşist bir dünya düzeni istiyor. Karp'ın daha önce katıldığı DealBook Zirvesi'ndeki ifadeleri bu tezimizi kanıtlar nitelikte. Bu zirvede ürettiği yıkım ve savaş suçlarını çok iyi bildiğinden, YZ araçlarını sınırsızca kullanan devletlere bir çağrıda bulundu. "Gelin YZ destekli savaş suçlarını yasal olarak gevşetelim ve böylelikle YZ araçları daha verimli hale gelsin" dedi. Hukukun YZ araçları önünde eğilmesini istedi ve "Eğer bizim tarafımızda değilseniz, bu teknolojik şiddetin hukuki hiçbir sınırı olmayacaktır" diyerek dünya halklarına da meydan okudu.
TEKNOFAŞİZMİN MANİFESTOSU
Peki neden teknofaşizm? Çünkü şirketin teknolojik gücü, militarizmi ve otoriter bir siyasi ajandayı demokratik hesap verebilirlik olmaksızın bir araya getirmek istemesinden kaynaklanmaktadır. "Demokratik denetimin yok edilmesi ve devletin/lerin şirketleşmesi, teknoloji şirketleri ile hükümetlerin o kadar derin bir şekilde birleşmesi durumunu tanımlar ki, kamu çıkarı ile özel çıkar arasındaki ayrım fiilen ortadan kalkar." (2)
Karp öncelikle silikon vadisi özelinde ve tüm teknoloji şirketlerinin ABD ve Batı'ya hizmet etmesi gerektiğini belirtiyor. Bu şirketlerini, varlığını emperyalist devletlerin varlığına bağlayarak "Şimdi bu borcu ödemeliyiz" diyor: "Bence Batı, bir kavram ve uygulama ilkesi olarak açıkça üstündür ve bunu kabul etmemek veya reddetmek, daha zeki veya daha iyi değilmiş gibi davranmaya çalışmak, toplumumuzda çok büyük sorunlara yol açmıştır."(3)
Manifestonun en çok tartışılan konularından biri de 21 ve 22. maddelerdir. Karp'ın bazı kültürlerin "harikalar yarattığını", diğerlerinin ise "vasat, gerici ve zararlı" olduğunu ve "içi boş bir çoğulculuğun sığ cazibesine direnilmesi gerektiğini" savunduğu bölümdür. Karp'ın kültürleri üstün olan ve alt kültürler şeklinde ayırması aslında Hitlerin alt-üst ırk tartışmasına doğrudan bir göndermedir. Batı'nın veya beyazların üstünlüğünü savunan hiyerarşik ve ırkçı bir medeniyet çağrısıdır. Kültürleri faydalılıklarına göre derecelendiren manifesto, üstün bir kültür varsa ve gerisinin içi boşsa onlara ihtiyaç da kalmıyor, demektedir. Batı dışında kalan diğer kültürlerin "batının" hegemonyası altında ezilmesi gerekliğini istemektir. Karp manifestoda "demokrasinin sığ çoğulculuğu" fikrine karşı mücadeleye çağırırken aynı zamanda demokrasinin devreden çıkarılması (Madde 8 ve 18) gerektiğini savunuyor. Manifesto, hükümet yetkililerini ve kamu bürokrasisini "etkisiz boş kabuklar" olarak nitelendirerek, kamu görevlilerinin "toplumun rahipleri" olmaması gerektiğini ileri sürüyor. "Karp için devlet artık bir hukuk kurumu değil, bir veri işleme merkezidir."(4) Bürokrasi yerine YZ araçlarını kullananların yeterliliğine dikkat çekiyor. Manifesto açıkça hiçbir demokratik yetkisi olmayan, seçilmemiş bir ‘mühendislik elitinin' devletin siyasi ve askeri aygıtlarını yönetmesini savunuyor. Bu durum, güç ve yetkinin halktan veya seçilmiş temsilcilerden alınıp, teknolojik araçları üreten şirketlerin eline geçmesine yol açmaktadır. Yani kararların tek elden alındığı ve uygulandığı bir dünya düşü ve çoğulcu-kapsayıcı bir dünya yerine tek tip bir dünya isteğidir.
Bu aynı zamanda Mussolini'nin korporatizminin yeniden hayat bulması anlamına da geliyor. İtalya'da faşizmin Mussolini ile uyguladığı korporatist devlet yapısında, hükümet ve ülkenin önde gelen sanayicileri güçlerini tek bir merkezde birleştirmişti. Bu birleşme, devletin ve büyük sanayicilerin birbirlerinin çıkarlarını ileriye taşımasını sağlarken; işçi sendikalarını ve her türlü demokratik denetim mekanizmasını tamamen kenara itip etkisizleştirmişti. Şimdi de Karp aynı şeyi devletlerin YZ şirketleriyle birleşerek yapmasını istiyor. (Bu vizyonun diğer bir tarihsel kökeni ise 1930'larda Japonya'da ortaya çıkan "reform bürokratları hareketine" dayanıyor. O dönemdeki Japon faşizminde siyasetçiler verimsiz bulunmuş; imparatorluğun siyasetçiler yerine teknik uzmanlar (mühendisler ve teknokratlar) tarafından planlanarak yönetilmesi gerektiği savunulmuştu. Japon teknokratlar toplumu mükemmelleştirmek için teknolojiyi ve rasyonel yönetimi demokratik engeller olmaksızın kullanmak istemişlerdi.)
Manifestonun 4, 5 ve 12. maddeleri, savaşı dijitalleştiren ve teknolojik zorunluluğu ahlaki muhakemenin önüne koyan açık bir tekno-militarizm ilanıdır. Palantir, "Biz yapmazsak düşman yapacak" mantığıyla silahlanma yarışını meşrulaştırmaktadır. Şirket, atom çağının kapandığını ilan ederek; yeni küresel tahakkümün kodlar, otonom silahlar ve empatiden yoksun bir yapay zekâ caydırıcılığı üzerinden yürütüleceği, ahlaki sınırların reddedildiği bir şiddet tekelini kutsamaktadır. Manifestoda "Atom çağı sona eriyor, YZ üzerine kurulu yeni bir caydırıcılık çağı başlamak üzere" deniliyor. Yani aslında Japonya'ya atılan atom bombasının yarattığı siyasi etkinin artık Gazze'de, Lübnan'da, İran'da aynı anda onlarca, yüzlerce hedefin vurularak verilmeye çalışıldığını belirtiyor. YZ ile birlikte Hiroşima- Nagazaki yıkımından Gazze yıkımına geçildiğini ve bunun için artık nükleer bir güce ihtiyaç olmadığını da söylüyor aslında. Savaşın ve ölümün böyle estetize edilmesi aynı zamanda doğrudan faşist bir retorik olarak değerlendirilmelidir.
Manifestonun diğer tartışılan maddeleri de 6 ve 15. maddelerdir. Bu maddelerde ABD'de herkes için "evrensel zorunlu askerlik" getirilmesi gerektiği savunulurken, II. Dünya Savaşı sonrasında silahsızlandırılan Almanya ve Japonya'nın acilen yeniden silahlandırılması talep edilmektedir. Bütün dünyanın bir silahlanma yarışına girmesi gerektiğini (ki bu pazarda en çok kendisi kazanacaktır) ve bu savaşlarda kimin ölüp kimin yaşayacağının ise kendi yarattıkları algoritmalarla belirlenmesi gerektiğini savunuyor. Karp açıkça Naziler gibi Tanrı gücünü elinde bulundurmak istiyor.
Sonuç olarak Karp bu manifestoda burjuva demokrasinin de ortadan kalktığı, devletlerin YZ şirketlerine entegre olduğu, tüm kararların ve planların elit bir azınlık tarafından alındığı, çoğulculuğun bir zayıflık olduğu ve bunun yerine egemen bir kültürel hiyerarşi inşa edilmesi gerektiği bir faşist dünya düşü kurmaktadır. Dünya halklarının ve sosyalistlerin ise biran evvel YZ araçlarını öğrenmeye, anlamaya çalışması gerekmektedir. İnsanlığa karşı savaş suçları işleyen YZ şirketlerinin yargılanmaları, bulundukları her alanda teşhir edilmesi gerekliliği de önümüzde durmaktadır. Karp'ın Teknofaşist manifestosuna karşı Komünist Manifesto'nun gerçekliğini tüm dünyada haykırmaya, örgütlemeye devam etmeliyiz: Ya barbarlık ya sosyalizm!
1- https://www.opensourceceo.com/p/palantir-deep-dive
2- https://metodoviral.com/en/news/palantir-ai-and-technofascism-in-global-geopolitics/#custom-toc-what-palantir-argues-in-the-book-and-why-it-upset-so-many-people
3- https://www.youtube.com/watch?v=LpwI8CC9HjI
4- https://legrandcontinent.eu/fr/2026/04/20/le-manifeste-de-palantir-pour-la-domination/