26 Ocak 2026 Pazartesi

Politik iddia kaybı ve devrimin güncelliği

Devrimci imkanları görme ve devrim amacıyla buluşturma görüş açısının zayıflaması, tasfiyeciliğin ideolojik kuşatması altında politik iddia kaybını büyütür. Kitlelerin değiştirici gücüne, devrimci potansiyeline ve eylemine güvenmemek; kendi eyleminin gücüne ve meşruluğuna inanmamak ve bunu koşullar, nicel güçlerimiz ile açıklamak, doğrudan politik iddia kaybını devrimci iradenin sınırlılığına üretilen bahaneler haline getirir.

Karl Marx, Fuerbach üzerine tezlerinin sonuncusu olan 11. tezde şöyle diyordu: "Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, oysa sorun onu değiştirmektir." Bu yalın söz dünyayı değiştirme iddiamızı ve tarihsel misyonumuzu somutluyor. Devrimci sosyalistler olarak daima yolumuzu aydınlatan o berrak, yalın iddia bize görevimizin asıl olarak yorumlamak değil, değiştirmek olduğunu söylüyor. Aynı zamanda marksist leninistlerin politik iddiasının ayırt edici noktasını işaretliyor. Peki bugün biz bu politik iddia kılavuzluğuna bağlı hareket ediyor muyuz? Amaç ve hedeflerimize bağlı bir politik iddiayı eylemli biçimde geliştirebiliyor muyuz? Maalesef buralarda aşınmalar olduğunu; somut politik çalışmada, düşünüşte, eyleyişte, işleri, insanları örgütleme yaklaşım ve tarzında görüyoruz. Önceki yazılarımızda yer verdiğimiz yabancılaşma, etkin disiplinde zayıflama, kolektivizmin dağılması, sınırlı devrimcilik gibi çoğu konuyu politik iddia kaybının yansımaları olarak görmek ve bu gözle yaklaşmak gerektiğini belirtmeliyiz. Öyle ki politik iddiası devrim yapmak, yani tarihin olağan akışında olağanüstü bir kopuşu örgütlemek olan bir kolektifin özneleri olarak yukarıda saydığımız başlıklarda zayıflama politik iddia kaybına yol açar. Politik iddia kaybı başladığı yerde yine derin bir şekilde kolektif içinde bu tip yansımalar açığa çıkar.

Marksizm, tek yanlılıktan ve sınırlılıktan uzaktır. Devrimci sosyalistlerin de marksist-leninist bir partiyi var eden etkin kolektif bireyler olarak düşünüş ve eyleyiş biçimleri de böyle olmalıdır. Politik iddialarını devrimin güncel ihtiyaçlarından yola çıkarak devrimci eylemin ve sosyalist devrimin en az elverişli olduğu şartlarda dahi imkan bulup örgütlenmesi kararlılığı oluşturmalıdır.

Keza sosyalizme teorik ve ideolojik bunca saldırının olduğu, tasfiyeciliğin sosyalizmin yorumlanması olarak kitlelere hücum etmeye çalışıldığı verili koşullarda bu iddia leninizme bağlılığın görevi olarak devrimci sosyalistler için bu politik iddiaya göre konumlanmak ve hareket etmekte somutlaşmaktadır. Bugün 3. emperyalist paylaşım savaşını konuştuğumuz, dünyanın ve bilhassa bölgemizin içinde bulunduğu koşullarda politik iddia kaybıyla hareket edilebilecek bir lükse sahip değiliz. Tam aksine tarihin akışına yön vermemizi sağlayacak olan dünyayı değiştirme eylemini en etkin biçimde örgütleyebilmeliyiz. İşçi sınıfının, ezilenlerin, yoksulların, kadınların kapitalizmin baskı ve sömürüsü altında yaşadıkları bunalıma ve başka bir dünya arayışına devrimci bir yanıtla doğru anda doğru eylemlerle müdahale etmek politik iddiamızın belirleyicisidir.

Kapitalizme alternatifin sosyalist bir yaşam olduğunu kitlelere taşıyacak olan kolektif etkin bireylerin en başta bu iddiayı sımsıkı kuşanması gerekmektedir. Enternasyonal ya da yerel düzlemde emperyalizme ve kapitalizme karşı gelişen kitle hareketlerinin başka bir dünya arayışına da yanıt olmak göreviyle karşı karşıya olduğumuz bu anda, partinin kadrolarının da amaç açıklığı ve yönü bu olmalıdır.

Devrimin güncelliği devrimi anın ve günün sorunu ve görevi olarak ortaya koyuyorsa bütün yöntem ve olanaklar da anın görevi ve sorunudur. Politik iddia marksist-leninist çizgide cesaretle devrimin güncel ihtiyaçlarına acil müdahale gerektirir. Çünkü anı kazanma kapasitesi ve pratiği politik iddianın bir diğer yanıdır.

Amaç açıklığı politik iddianın güçlü olmasının en önemli halkasıdır. O zaman "marksist-leninistlerin en nihai amacı nedir" sorusu, güncel yaşamın her anını örgütlemelidir. Devrimci sosyalistler olanaklar, nicel güç, yani olmayanlar üzerinden değil; programatik ve stratejik bakış açısıyla, mevcut fırsatları değerlendirerek devrimin güncelliğine bağlı hareket etmelidir. Aksi, devrimin geleceğini belirsiz bir tarihe erteleyen; politik iddia ile değil, özcesi apolitikliğe denk düşen bir hareket tarzıyla günü devirmek anlamına gelir. Lakin devrimci sosyalistlerin amacı günü değil, sistemi devirmektir.

Örneğin tarihin verili akışı içinde iki üç yıldır gündemimizde olan, buna özgün tartışmaların yapıldığı ve şu an kapitalist sistemin varoluşsal krizinden çıkış için bel kemiği olarak gördüğü MESEM'ler ve çocuk işçiliğine karşı bir hareket tarzı kazanmamış olmak yalnızca olmayan koşullar, imkanlarla açıklanabilir mi? Kadın cinayetlerinin cins kırımına döndüğü, şüpheli kadın ölümlerinin erkek egemen faşist devletin kadın düşmanı politikalarıyla yeni bir boyuta evrildiği, dünyada ve bölgemizde kadın isyanlarının tarihin akışına bizim lehimize yön verebileceği bir anda kadın kitlelerini örgütleme perspektifinin bu zayıflığı kendi politik etki gücüne yabancılaşma, politik iddiasızlık değil midir?

Kürt ulusal demokratik hareketinin 27 Şubat çağrısı ile başlayan yeni döneminde, Kürt halkının kolektif haklarının kazanılmasına dair mücadele ve iki ülke birleşik devrim programına sahip bir partinin bu iddiasına uygun konumlanmaması ve bu perspektifle örgütlenme çalışması yürütmemesi kendi iddiasına ve amacından uzaklaşmak anlamına gelir. Ve bazı tarihsel anlar geri dönülemez hesaplaşmalara sebep verebilir. Peki biz dünyayı değiştirme iddiası ile yola çıkanların böyle bir hakkı var mı? Kuşkusuz ki yok.

Neticede politik iddia kaybının siyasi kayıtsızlık olduğunu unutmadan; alışkanlıkların gücüne düşüncede ve pratikte teslim olmadan, tek yanlı ve tek boyutlu düşünüş tarzı devrimci sosyalistlerin aşması gereken devrimci bir görev olarak duruyor. Temel olanla tali olanı ayırarak öncelikli halkayı yakalayıp sıkı sıkıya tutunmak ve değiştirmek devrimci bir görevdir.

Politik iddia kaybını, tasfiyeciliğin ideolojik olarak toplumsal yaşamın her yanını kuşattığı bir dönemden ayrı okuyamayız. Tasfiyecilik koşulları altında varlık hakkını koruyup ilerlemeye çalışan devrimci sosyalistlerin politik eylemlerinin gücü ve etkisinin görmezden gelinmesi kritik bir görüş açısı kaymasıdır örneğin. Devrimci imkanları görme ve devrim amacıyla buluşturma görüş açısının zayıflaması, tasfiyeciliğin ideolojik kuşatması altında politik iddia kaybını büyütür. Kitlelerin değiştirici gücüne, devrimci potansiyeline ve eylemine güvenmemek; kendi eyleminin gücüne ve meşruluğuna inanmamak ve bunu koşullar, nicel güçlerimiz ile açıklamak, doğrudan politik iddia kaybını devrimci iradenin sınırlılığına üretilen bahaneler haline getirir.

Her koşulda politik ve devrimci imkanları yaratmak, bunları en başarılı şekilde uygulayabilmek politik iddia perspektifinin temelidir. Politik iddia, politik önderliğin en önemli meziyetlerinden biridir. Devrimci sosyalistlerin varlık nedeni de bu meziyeti en güçlü şekilde hayata geçirerek devrimci mücadelenin amaçlarını; işçilerin, emekçilerin, kadınların özlem ve talepleriyle buluşturmaktır. Bu yüzden marksist-leninist bir örgütü ve kadrolarını "nasıl görünürüm", "bu riskli mi", "kuvvetim ne kadarsa o kadar politika yaparım" yaklaşımı yönetemez. Bu yaklaşımın başladığı yerde politik iddia kaybı başlar. O halde politik iddia kaybını tartıştığımız bu yazıda yeniden soralım: Bizi bu yaklaşım mı yönetiyor, yoksa varlık amacımız mı? Tarihimizin başarılı tüm kavşaklarına baktığımızda, politik iddiamızın en güçlü olduğu dönemler; kitlelerle buluşan eylemler ve kampanyalar, bu yaklaşımı bizim yönettiğimiz dönemlerdir. Çünkü devrimin güncelliğini esas almak bunu gerektirir.

İşçi sınıfı ve ezilenleri bir siyasal ordu olarak örgütlemeyi hedef ve varlık gerekçesi sayan devrimci sosyalistler, günümüz kitle hareketinin gelişim, imkan ve yönelimine elverişli dönemsel taktik, mücadele ve öncülük görevlerini başarma amacına sımsıkı sarılmalı, bu politik iddia ile hareket etmenin tarihsel öneminin bilincinde olmalıdır.

Yazımızı bitirirken, ocak ayı vesilesiyle politik iddialarıyla tarihin akışına yön vermiş Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Vladimir İlyiç Lenin'i saygıyla analım. Unutmayalım, tarih; iki kişi oldukları halde tüm kapitalistlere ve sosyal demokratlara karşı Rosa ve Karl'ın cesaretiyle yazıldı. Ekim devrimini, azınlık olan bolşeviklerin politik iddiası ve onun çelik gibi iradesi Lenin ve yoldaşlarının iradesi gerçekleştirdi. Nazileri tarihin çöplüğüne gönderen ve tüm imkansızlıklar içinde dünya halklarına yeni bir yol açan Stalin liderliğindeki sosyalistlerdi.

Partimiz, varlık hakkını, işçi sınıfının ve ezilenlerin sorunlarıyla, talepleriyle, özlemleriyle kurduğu devrimci ilişkilenişle, kendini sorumlu görme anlayışı ve pratiğiyle kazandı. O vakit, politik iddiamızı buna uygun olarak cüretle kavramanın, eylemle buluşturmanın vaktidir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 16 Ocak tarihli 253. sayısında yayımlanan Yapıdan köşesi.