5 Nisan 2026 Pazar

Sahi, iş mi beğenmiyor bu gençler?

Okurken çalışmak, çalışmak için okulu bırakmak, yani kısacası ikisini bir arada yapmak gün geçtikçe imkansız hale geliyor. Çoğu zaman tek seçenek ile sınırlı kalıyor. Ve okurken çalışmak bir "seçenek" olamıyor.

İşsizlik verileri, yoksulluk tablosu her gün değişkenlik gösteriyor. Bu değişkenliklerin iktidar tarafından çeşitli açıklamaları – gerekçeleri elbette hiç "bitmiyor." Enflasyon, işsizlik ve buna benzer sayabileceğimiz bir dizi konu başlığı, iktidarın sıraladığı gerekçeler içerisinde kendine yer bulamıyor. Açıklamaların ve dizilen gerekçelerin içeriğine fazlasıyla değineceğim! Ancak burada derinleşmek istediğim kesim işsizler "ordusu" içindeki "iş beğenmeyen" gençlik kitlesi ve onun yarısı olan genç kadın kitleleri. 

DİSK'in Şubat 2026 yılı açıklamasına göre, geniş tanımlı işsiz sayısı 11 milyon 946 bin. Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 39,3. Bu oran ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark 15,1 puan. İşsizlik  oranlarına dair yapılan istatistik çalışmaların önemli bir  kısmını da genç işsizler oluşturuyor. 

1 Mayıs'a giderken bu tablonun genç kadınlar açısından nasıl bir yere tekabül ettiğini incelemekte fayda var. Tüm bunların iktidarın cinsiyetçi politikalarıyla bağı içerisinde ele alacak olursak kadın emeğinin ucuz, güvencesiz ve esnek çalışmaya dayalı çifte sömürü altında ve bunun AKP'nin "Aile yılı" projesiyle eş güdümlü ilerletildiğini söylemeliyiz.

Sabit bir iş koluna dayanmayan, hayatını idame ettirmek için gereken geliri sağlayacak "iş" arayışı genç kadınların çok çeşitli iş kollarına dağıldığını gösteriyor. Özellikle öğrenci genç kadınların eğitim ve işi eş zamanlı götürme zorunluluğu iş kollarında ve çalışma koşullarında çeşitliliğe yol açıyor. Part time, saatlik işler düne kadar çok yaygınken bugün gelinen aşamada yoksulluğun derinleşmesi ve gündelik yaşama yansımasından ötürü durum tersine döndü. Çünkü zorlaşan yaşam koşulları üretime tam zamanlı katılımı yükseltirken bu tabloyu taşıyacak iş koşulları ve imkanı gittikçe zorlaştı. Kampüs içlerindeki işler "İŞKUR" aracılığıyla gençlere en ufak geçim kaynağı sağlamayı hedef lese hedeflese de söylendiği gibi işlemedi. Kafe, bar, kozmetik, tekstil genç kadınların çoğunluğunu oluşturduğu çalışma alanları. Kadın emeğinin görünmezleştirildiği, ucuz ve güvencesiz koşullar içerisinde emeğinin karşılıksız bırakıldığı böylesi şartlarda genç kadınların yaşadıklarına da değinmek gerekir. Belki AKP'nin diline pelesenk ettiği "gençler iş beğenmiyor" sihirli sözlerinin arka planı böylece anlaşılmış olur. 

Sermaye, egemenliğini korumak ve güçlendirmek için kadın emeğine ve ucuz, esnek, güvencesiz iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Emeğin görünmez kılınıp karşılıksız bırakıldığı, hak gasplarının en kolay ve pervasızca uygulandığı, mobbingin en görünür olduğu, taciz ve erkek şiddetinin gölgesinde çalıştırılmaya zorlandığı bir tablo içinde kadın emeğinin sömürüsü cins temelli bir sömürüyü içine alarak katmanlı bir boyuta evriliyor. Bu çeşitli şiddet ve sömürü biçimleri genç kadınların çalışma hayatının önemli bir kesitini ifade ediyor. Okurken çalışmak, çalışmak için okulu bırakmak, yani kısacası ikisini bir arada yapmak gün geçtikçe imkansız hale geliyor. Çoğu zaman tek seçenek ile sınırlı kalıyor. Ve okurken çalışmak bir "seçenek" olamıyor. Bursları en iyi koşulda yurtta kalırsan aldığın ücretin önemli bir kısmı ancak barınmak için yeterli oluyor. Ancak yurt kapasiteleri ve şartları düşünüldüğünde her gencin devlet yurtlarına erişmesi oldukça "lüks". O yüzden geriye eve çıkmak ve beraberinde üniversite yaşamını idame ettirmek kalıyor. Ancak fahiş fiyatlar, yoksulluk bunu mümkün kılmıyor. Görece şiddetin ve baskının ikincil cins olarak ötekileştirilmenin merkezi olan aile evlerinden "çıkmak", genç kadınlar için özgürlüğün ilk cesur adımları oluyorken, aile ile ekonomik bağımlılık günden güne bunu tersine çeviriyor. Ve böylece ileri atılan o cesur adımlar geriye atılarak aile evlerine dönüşün kapılarını aralıyor. İkincil cins olarak görüldüğün şiddet sarmalığına dönüşteki yolların köşe taşları böyle döşeniyor. Böylece genç kadınlar ekonomik olarak bağlı oldukları ölçüde hayatları da sınırlanıyor. Aile evlerine dönmeyip çalışarak yaşamını idame ettirmek isteyen genç kadınlar ise tüm bunları reddedip üretime koşulsuz katılarak kendi hayatlarını ferahça sürdürebilecek kadar kazanma şansına sahip olamıyor çoğu zaman.

Çalışmak için okulunu dönemlik donduran ve eğitimine ara vererek çalışan çok sayıda genç kadın var. Çünkü çalışarak okumak veya okurken çalışmak bugünün şartlarında çok mümkün olmuyor. Dolayısıyla yaşamını idame ettirebilmenin yolu çalışmak oluyor. Bununla beraber eğitim hakkından da uzaklaşmış oluyor gençler. Mevsimlik/dönemlik işçilik kavramları dönemlik/mevsimlik öğrenci formatına da evrildi. Başkaca sömürüyle, şiddetle ve hak gaspıyla muhataplaşıyor. İktidar genç işsizliğine çözüm geliştirecek politikalardan oldukça uzak. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile iç içe geçen çalışma koşulları, cinsiyetçi iş bölüşümü, ücret eşitsizliği, iş yerinde taciz ve erkek şiddeti genç kadın işçilerin karşılaştığı temel ayrımcılık konuları olurken, işten çıkarmalar da cinsiyetçi yargılar ve yaklaşımlar her aşamada kadınların cinsiyet temelli ayrımcılığa uğramasına yol açıyor. Bu koşulları genç kadınların koşulsuz kabul etmesi ve onunla beraber biçilen toplumsal rollere uyum sağlaması ve itaat etmesi bekleniyor. Sadece bununla sınırlı değil bu "beklenti". Somut olarak iktidarın aile odaklı politikalarını kılıflandırdığı aile yılı projesi, genç kadınlar için sunulan başka bir alternatif. Özellikle bu proje ile bu dönemde 174 bin üniversite mezunu kadınların işgücünün dışına itildi. Bu yapılırken sayısız teşviklerle genç kadınlar "evliliğe", "aile kurmaya" yönlendirildi. Dolayısıyla aileyi merkeze alan bu politikalarda; "eş", "anne", "bakıcı" olarak tanımlayan düzeni pekiştiriyor. Çalışma hayatındaki varlığını, geleceğe dair kurgusunu aile ekonomisine destek olarak tanımlıyor. Tüm bu saydıklarımızdan dolayı işinden ve ekonomik bağımsızlığından en kolay vazgeçmesi beklenen, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı çalışma koşullarını kabullenmesi ve itiraz etmemesi öğütlenen kadınlar oluyor. 

Genç kadınlar, gençlik hareketi ve kadın hareketinin en dinamik unsuru olarak kendi cinsine yönelik bu baskı karşısında emeği, özgürlüğü ve geleceği için verilen mücadelenin temel bir muhatabı. 1 Mayıs'ın ön günlerinde bu bilince yaslanarak genç kadınlar, kendi talepleri ile meydanları doldurmanın da sorumluluğunu taşıyor. Sıra arkadaşından komşusuna, yakın arkadaşından iş arkadaşına çevresindeki tüm kadınları da bu bilinç ile buluşturmalı ve açığa çıkan kadın isyanını, rengini 1 Mayıs'a taşımalıdır.