SEÇTİKLERİMİZ / Neden tutuklandık? - Elif Bayburt*
Bizi sermaye rejiminin gayrimeşru sınırlarını tanımadan, tüm baskı ve dayatmalara rağmen devrimci gazetecilik yapmakla suçluyorlar. Evet, suçluyuz. Bu suçlamayla iftihar ediyoruz. Dosyada bu ağır, kabul edilemez "suçun" delilleri olarak önümüze koyulanları halkımızla ve devrimci demokratik kamuoyuyla paylaşmayı bir görev biliyoruz.
Bu yazının konusu, gazeteciliğin nasıl da suç olmadığı, hepimizin masum olduğu, haksız, hukuksuzca, Anayasa'ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı şekilde tutuklandığımız, sadece ve sadece tarafsız gazetecilik yaptığımız olmayacak. Bize yöneltilen suçlamaların özeti, işçi sınıfı ve ezilenlerden yana taraf olmayı seçmemiz ve bu seçimle yürümemiz. Operasyon ve tutuklamaların hedefi, bağımsız devrimci sosyalist yayın çizgimiz. Bizi sermaye rejiminin gayrimeşru sınırlarını tanımadan, tüm baskı ve dayatmalara rağmen devrimci gazetecilik yapmakla suçluyorlar. Evet, suçluyuz. Bu suçlamayla iftihar ediyoruz.
Dosyada bu ağır, kabul edilemez "suçun" delilleri olarak önümüze koyulanları halkımızla ve devrimci demokratik kamuoyuyla paylaşmayı bir görev biliyoruz. Nedir hakkımızdaki tespitler, neyin failiyiz?
Dosyada bana yöneltilen ilk suçlar, 12 Mart Gazi katliamının yıldönümünde düzenlenen, binlerce insanın katıldığı, yüzlerce gazetecinin takip ettiği yürüyüşlerin haber takibini yapmam. Rejimin bütün şiddetine rağmen sönümlendiremediği Gazi halkının yasının, öfkesinin ve direnişinin tarihe kaydını tutmam. Yine aynı şekilde, DAİŞ saldırılarıyla yakılan Kobanê'yi yeniden inşa etmek için yola çıkan ve mola verdiği Suruç'ta DAİŞ'in bombalı saldırısıyla katledilen 33 düş yolcusunu anma eylem ve etkinliklerini takip etmem. Her sene onlarca insanını iddianamelerine giren, tutuklama gerekçesi yapılan bu iki suçlama, rejimin kitle katliamlarıyla yüzleşememe, cezasızlık politikasındaki ısrarının en somut iki ifadesi.
Bir diğeri, sermaye rejiminin güncel eğilimlerini olabildiğine berrak bir şekilde gösteren birkaç örnek: Aynı zamanda bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi gönüllüsü olarak, başkaca İSİG Meclisi gönüllüleriyle çocuk işçi cinayetleri ve bu iş cinayetlerine karşı neler yapabileceğimize dair telefon görüşmelerinin HTS kayıtları. Farklı iş cinayetlerine karşı mücadeleci sendikaların gerçekleştirdiği eylemlere çektiğim fotoğraflar. Turizm işçilerinin haftada bir gün tatil hakkının gasp edilmesini hedefleyen düzenlemeye dair özel haberim gibi, işçi sınıfının çeşitli mücadele gündemlerine ilişkin hazırladığım haberler.
Akçaburgaz depolarından Gebze'deki metal fabrikalarına, Tuzla tersanelerinden Dilovası'ndaki kaçak atölyelere, koşullarımız elverdiğince, tüm çabamızla işçi sınıfının her çağrısına koşmuş sosyalist gazeteciler olarak, doğru yolda yürüdüğümüzü bu "suçlamalarla" bir kez daha teyit ettik. Uzun süredir rejimin çocuk işçiliğini yaygınlaştırma ve işçi sınıfının kazanılmış haklarını gasp etme hedefiyle katlanarak derinleşen özel yönelimini raporlarıyla sınıf savaşımının en çıplak bilançosuyla yüzleşiyoruz. Bu suçlamalar, devrimci, demokratik, sosyalist basın emekçilerinin işçi sınıfına karşı tarihsel sorumluluğunu ve bu özel dönemde bu sorumluluğun ağırlaşarak büyüdüğünü bize gösteriyor. Bu sorumluluğa layık olabilmek için dişimiz ve tırnağımızla tüm gücümüzü ortaya koymaya devam edeceğiz.
Dosyadaki itirafçı ifadeleri ise kabul etmek gerekir ki dehşete düşürücü nitelikte. İtirafçılar benim, Etkin Haber Ajansı'nda (ETHA) muhabir olarak çalıştığımı "itiraf etmişler". O halde bu konuya bir açıklık getirmem gerekir. Evet, ETHA'da muhabir olarak çalışıyorum. Bu çok gizli bilgiyi daha önce kimseyle paylaşmadığım için özür dilerim.
Operasyonda benim kitaplığımdan el konulan iki adet Marksist Teori dergisi ve sadece tek bir kitap var, Manifesto. Ne absürt ne de komik, aksine oldukça haklı bir korkunun, bugünler karlı ve fırtınalı geçse de alnımızı ısıtacak güneşin düşündüğümüzden daha yakında olabileceğinin göstergesi.
Bir sosyalist basın emekçisi olarak Atılım gazetesinin 30. yılı etkinliklerine katılmam, 19 Mart eylemlerinde çektiğim görüntüler gibi gazetecilik mesleğinin doğal gereği olan pek çok fiilim de yine dosyada suçlama konusu yapıldı.
Elbette operasyon kapsamında tutuklananlar sadece ETHA ve Atılım gazetesi emekçileri olmadı. Bizimle birlikte ESP, SKM, SGDF, BEKSAV ve pek çok kurumdan yüze yakın devrimci gözaltına alındı, toplam 81'i tutuklandı. Öğrendiğimiz kadarıyla bütün dosyalardaki tutuklama gerekçesi yapılan suçlamalar da şüpheli kadın ölümleri ve kadın cinayetlerine, iş cinayetlerine karşı eylemlerden, Kürt ulusal demokratik hareketinin taleplerini sahiplenmekten, Suruç'ta ölümsüzleşen 33'leri unutmamak ve unutturmamaktan oluşuyor.
Peki bu dönemde böyle bir operasyonu nasıl okumak gerekiyor? Geçtiğimiz sene yine ESP'ye dönük gerçekleştirilen 21 Ocak operasyonu kapsamında 34 kişi tutuklanmış, yaklaşık iki ay sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu ve çok sayıda CHP'li yönetici ve belediye başkanlarına dönük geniş kapsamlı bir operasyon gerçekleştirilmişti. İBB operasyonları, yıllar boyunca tek çıkış yolu olarak seçim sandığı gösterilen ve ufku AKP karşıtlığıyla biçimlenen, yoksulluk, savaş ve şiddetin türlü şekilleriyle terbiye edilen halk kitlelerinin biriken öfkesinin de patlamasına sebep oldu. 19 Mart'tan itibaren onlarca kentte yüzbinlerce insanın sokakları doldurduğu bir tabloyla karşılaştık. Haklı olarak, 19 Mart operasyonunun hemen öncesinde denk düşen ESP operasyonunu, devrimcilerin bu kitlesel öfkeyi örgütlemesini engellemeye yönelik bir hamle olarak gördük.
Bugün, 2025 ESP operasyonunu kat kat aşan bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bu nedenle Vatan Emniyet nezarethanesinde operasyonun kapsamını öğrendiğimizde aklımıza gelen ilk soru, "Önümüzdeki dönem bizi ne bekliyor?" oldu. Kısa bir süre sonra yanıtımızın ilk parçasını aldık: Akın Gürlek, Adalet Bakanı olarak atandı.
Rejim, aile ve nüfus 10 yılı, sendikal hak gaspları, farklı devrimci örgütlere dönük ardı arkası kesilmeyen operasyonlar, yeni atamalar, genelgeler ve sokakta her başını kaldırana dönük çıplak şiddetle "iç cepheyi" tahkim etmek için adımlarını sıklaştırmış durumda.
Devrimci basın emekçileri ve Türkiye devrimci hareketi olarak üçüncü emperyalist paylaşım savaşının ön günlerinde olduğumuzda dair pek çok tartışma yapıyoruz. Pek çok emare, bu savaşın merkezinin Ortadoğu olacağını gösteriyor. Egemenler cephesinde bu savaşa hazırlığın önemli bir bölümünü, böylesi bir konjonktürü ezilenler lehine olanağa çevirebilecek direniş güçlerinin tasfiyesi oluşturuyor. Bu bastırma hamlesinin iki ucu var, ya baskı ve zor ya da entegrasyon ve uzlaşma. Filistin'de Hamas başta olmak üzere direniş örgütlerinin, Lübnan'da Hizbullah'ın, Yemen'de Husilerin, Türkiye ve Suriye'de ise Kürt hareketinin bununla muhatap olduğunu görüyoruz. Bütün Ortadoğu'da çıplak şiddetin yanı sıra ambargo ve "yeniden inşa" gibi çeşitli biçimlerde yayılan bu silahsızlandırma ve düzen içileştirme trendinin Türkiye'nin batı cephesindeki muhatapları da bu dayatmaya boyun eğmeyen farklı sosyalist güçler ve bu durumu teşhir eden devrimci basın. Savrulan tehdidin tüm Ortadoğu'nun Gazzeleştirilmesi olduğunu ve bu "yol temizliğini" yapanların bir hafta geçmeden bakanlıklarla ödüllendirildiğini düşündüğümüzde daha da zor bir dönemin bizi beklediğini ve bu saldırıların farklı devrimci kuvvetlere sıçrayarak devam edeceğini kestirmek zor değil. Elbette burada Suriye'nin özgünlüğünü ve şimdilik sağlanmış görünen anlaşmanın büyük bir tehdit karşısında belli kazanımları korumayı hedeflediğini not etmek gerekir.
Bu savaş hazırlığının önemli bir durağını temmuz ayında Ankara'da gerçekleştirilecek 2026 NATO Zirvesi oluşturacak. Antiemperyalist mücadelenin gereklerine dair her kafadan ayrı bir ses çıkarken, önemli bir ayrım çizgisi olarak Türkiye'de emperyalizmin iç bir olgu olduğunu savunan ve buna uygun konumlanan, burjuva devletin sınırlarını kendi sınırları olarak benimsemeyen enternasyonalist bir hattın da bu operasyonla hedef alındığını görüyoruz.
Özetle 2026 Şubat ESP operasyonu, sermaye rejiminin "iç barışı" sağlamak ve azgın sömürü ve savaş politikalarına sınırsızca devam edebilmek için devrimci, demokrat, muhalif güçlere dönük saldırılarının yeni bir aşamasını oluşturuyor. Bu tabloya güçlü bir yanıt verilmezse saldırılar genişleyerek devam edecektir. O nedenle bu dönem, devrimci demokrat güçlerin birleşik mücadele ruhuyla hareket etmesi, hiç olmadığı kadar acil bir zorunluluk.
Bizi soracak olursanız, bizler iyiyiz. Hapishanenin de bir okul olduğu bilinciyle öğrenmeye ve üretmeye devam ediyoruz. En büyük sorunumuz iletişimsizlik. Burada, dışarıda olan biteni kaba hatlarıyla öğrenebilsek de, neredeyse hiçbir devrimci, muhalif yayın girmediği için nüansları görmekte güçlük çekiyoruz. Migros depo işçilerinin direnişinde neler oldu, Filistin ve Suriye'de, Güney Amerika'da son durum ne, merak ediyoruz. Boşlukları da doldurabilmek için herkesten mektup bekliyoruz. Dışarıda da sosyalist basınla dayanışmayı sürdüreceğimize güveniyoruz, gösterilen dayanışma örneklerini büyük bir mutluluk ve heyecanla dinledik. Hepinize çok teşekkürler. Kendinize çok iyi bakın.
*Muhabirimiz Elif Bayburt, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi'nden sendika.org için yazdı.
Kaynak: https://sendika.org/2026/02/neden-tutuklandik-743000