12 Şubat 2026 Perşembe

Tarihin en başarılı karşı devrimi 

Alınteri Gazetesi Yazarı H. Selim Açan, ajansımıza yönelik saldırılara karşı başlattığımız "Dayanışma Yazıları" kampanyası kapsamında yazdı.

Tarihte ve siyaset biliminde "karşı devrim" kavramı, bir devrim sonucu yıkılmış eski düzen ya da statükoyu geri getirmeye yönelik eylem ve süreçler için kullanılır. Bunlar devrimlerin yol açtığı radikal değişimlere tepki temelinde ortaya çıkarlar. Eski düzen yanlısı tutucu-gerici güçler tarafından örgütlenip yürütülürler. Ortak özelliklerinin başında devrimin yıktığı eski düzenin değerlerini ve kurumlarını canlandırmaya çalışmak gelir. 

Bu restorasyon yönelimi bazı yönlerde eskisinden daha koyu ve pekiştirilmiş bir tutuculuk üretir. Buna rağmen devrimin kazanımlarını -en azından zihinlerden- tümüyle silip atamaz, yolunu açtığı değişim süreçlerinin önünü istese de kesemez. En olumsuz durumlarda bile bunlar alttan alta işlemeye devam ederler. 

Tarihte tanık olunan karşı devrimlere çok sayıda örnek verebiliriz. Bunlar içinde her şeyi tersine çevirmeyi en fazla başarmış görünenler hangileridir diye soracak olsak, biri 1789 Fransız burjuva devriminin 1794 sonrasındaki seyri diğeri ise 20. yüzyıldaki sosyalizmi inşa pratiklerinin geriye dönüşlerle sonuçlanması olur herhalde. Bunların her ikisi de devrimler yoluyla yıkılmış olanı eskisinden daha beter biçimlerde restore etmiş olmaları nedeniyle öne çıkarlar. 

Fakat buna rağmen her ikisi de kökünü kazımaya ahdettikleri devrimlerin bütün izlerini silmeyi başaramamışlardır. Feodalizmle en radikal hesaplaşmanın örneği olarak kralın ve kraliçenin kellelerine giyotinle uçuran 1789 Devrimi, önce Napolyon Bonaparte, ardından onun tel maşa taklidi yeğeni III. Napolyon şahsında imparatorluk rejimine dönüşmüşse de tarihin sahnesine o sıralarda çıkan proletaryanın 1830, 1848 ve 1871 Devrim girişimleriyle açtığı yolun sonucu burjuva cumhuriyet fikri 100 yıl geçmeden geri dönmüştür. 20. yüzyılın sosyalizmi inşa pratiklerinin görkemli atılımlarının ardından tanık olunanlar sosyalizmin itibarını ve çekim gücünü ne kadar zayıflatmış olursa olsun onun insanlığa açtığı ufukları büsbütün karartamamıştır. Bir zamanlar "tarihin sonu"nu ilan edecek kadar kendinden geçen neoliberalizm bugün ölüm döşeğinde can çekişirken sosyalizm ideali ve Marksizm genç kuşaklar arasında yeniden güç kazanmaktadır.

Tarihin tanık olduğu son karşı devrim neoliberalizm oldu. Gerçi neoliberalizm tarihteki bildiğimiz karşı devrim modellerinden farklıydı. Öncesinde gerçekleşmiş bir devrim söz konusu değildi. Sürmekte olan bir sistemin kendi içinde yaşadığı yapısal bir krizi "aşmak" amacıyla yine o sistemin efendileri (dünya burjuvazisi) tarafından örgütlenen stratejik bir yönelimdi. Fakat yerleşik anlayış, ilişki ve mekanizmaları öylesine alt üst etti ki, tarihteki değme karşı devrimlere taş çıkardı.

Dünya solu gibi Türkiye solu da bu gerçeğin farkına uzun süre varamadı. Onu başlangıçta emperyalist kapitalizmin 1970’lerin başlarında uç veren yapısal devrevi krizini ötelemek amacıyla gündeme getirilen finans ağırlıklı yeni bir birikim modeli olarak algıladı. Halbuki neoliberalizm salt ekonomiyle sınırlı kalmayıp burjuvazinin egemenlik biçim ve yöntemlerinden sınıfların bileşimine, toplumsal ilişkilere yön veren değerler sisteminden uluslararası siyasete, sanat ve kültürden spora kadar yaşamın her alanını kapsayan total bir yeniden yapılandırma yönelimiydi. Sol en fazla onun ekonomide kuralsızlaştırma ve özelleştirmeler, üretimde yeni teknolojilerin devreye girmesi, "kalite çemberleri" ve "5. Disiplin" gibi üretim tekniklerinde farklılaşma, iş’in parçalanması, para sermayenin rolü ve etkisinin artışı, geleneksel sendikacılık anlayışının tıkanması, "her şeye burnunu sokan devlet düşmanlığı" vb. gibi sınırlı yönlerini gördü. Neoliberal yeniden yapılanma bunlardan ibaret sanıldı. Bunlar yanlış değildi gerçi ama onun kapsama alanının genişliği ve etkisi yanında parçayla sınırlı, fazlasıyla dar ve sığ kavrayışlardı. Zamanında uyanamayan bu kavrayışsızlık hayat tarafından kafamıza vuruldukça bu kez tersi yönde savruluşlar çıktı ortaya. 

Ne var ki neoliberal karşı devrim de bir noktaya gelip tıkandı. 2008’deki ünlü Mortgage kriziyle duvara tosladı. Sonra da dikiş tutmadı zaten. Emperyalist burjuvazi o yüzden bugün yeni bir birikim modeli, yeni bir emek rejimi, yeni bir hegemonya biçimi ve yeni bir uluslararası ilişkiler sistemi inşa etme arayışı ve çabası içinde. Bu bağlamda bir zamanlar "çözüm" olarak yere göğe sığdırılamayan neoliberal reçetelerin çoğu bugün bizzat fanatik uygulayıcıları tarafından çöpe atılıyor. Fakat bu karşı devrim 1980 başlarından bugüne geçen 45 yıl içinde insanı ve doğayı öyle bir yıkıma uğrattı, daha doğrusu öyle bir bozup çürüttü ki onun bu alanlardaki tahribatını gidermek belki nesiller boyu sürecek. Doğaya ve ekolojik sisteme ilişkin bazılarında eski hale dönülmesi istense de mümkün olmayacak.

Bu bağlamda neoliberalizmin 'en büyük başarısı’ insanlığı çürütmesi oldu. Toplumları ve bireyleri insana özgü değerlere korkunç boyutlarda yabancılaştırdı. "Bireysellik" adına kendisinden başka kimseyi ve hiçbir şeyi önemsemeyen bencilliği yüceltti, tüketim çılgınlığının tutsağı haline gelen hazcılığı körükledi, kötülüğü sıradanlaştırdı, kalitesizliği olağanlaştırdı, geçmişte akıldan geçmesi bile düşünülemeyecek tutum ve yaklaşımları normalleştirdi… Bunlar onun insanı insanlıktan çıkarışına dair ilk ağızda sayılabilecek bazı başlıklar sadece. 
Defteri kapanmak üzere olan neoliberalizmi 'tarihin en başarılı karşı devrimi' olarak tanımlamak bu nedenle yanlış ya da abartı olmasa gerek. 

Lakin devrimlerle karşıdevrimler arasındaki diyalektik ilişki tabii ki neoliberal karşı devrim açısından da geçerli. İleriye doğru attığı her adımda o da karşıtını güçlendirecek zemini kendi elleriyle hazırlayıp olgunlaştırdı. Toplumsallaşmış özgür bireyler arasında eşitlik temelinde karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı ilişkilerin kurulabilmesini mümkün kılacak gelişkin bir sosyalist toplumun geçmişten daha kolay ve daha hızlı kurulabilmesini olanaklı hale getirdi. Bu alternatif şu an için elbette potansiyel bir imkan. Onu gerçeğe dönüştürmek ise tümüyle devrime öncülük iddiasının hakkını vermeye bağlı.