8 Ocak 2026 Perşembe

Tişrîn halk direniş barajı

Rojavalı komünistler açısından ise Tişrîn Barajı bir başka anlam daha taşıyordu. İlk ekibin can siperane yürüyüşü son bulduğunda, Tişrîn Barajının pek çok yerinde 2015 yılında Tişrîn Barajı özgürleştirilirken ölümsüzleşen Pirsûs Armanc'ın fotoğraflarıyla karşılaştılar. Bu karşılaşma, kararlılık yeminlerini pekiştirdi.

Suriye'de Kasım 2024'te başlayan hareketlilik, Ortadoğu tarihinde yeni bir perdenin başlangıcı oldu. Sömürgeci, tekçi, baskıcı Baas rejimi 65 yıl boyunca Suriye topraklarında yaşayan halkların kabusu oldu. Bu rejim, 28 Kasım'da başlayan politik islamcı çetelerin saldırılarıyla kısa sürede yıkıldı. Rojava devrim topraklarına ise 14 yıllık süre içinde olduğu gibi bir kez daha işgal saldırıları başladı.

Şehba halkı, bir kez daha katliamdan kaçmak için göç yollarına düştü. Dondurucu soğukta, göç koşullarında soğuktan ölen bebekler oldu. Bugünler, direnişin tohumlarının atıldığı ön günlerdi. Tüm devrim kentlerinde bir kez daha gördük ki "dayanışma, ezilenlerin inceliğiydi." Günler içerisinde Minbiç kentine ulaşan cihatçılar, saatler içinde kontrolü ele geçirdi. Minbiç kentine giren HTŞ çeteleri sadece askeri kuvvetleri hedef almadı; Kürt halkına, yurtsever Minbiçlilere, şehit ailelerine, devrim kurumlarında çalışan -hangi ulustan olursa olsun- bütün yurtseverlere ve özellikle kadınlara yönelik çok yoğun saldırılar başladı. Binlerce kadın kaçırıldı, tecavüze uğradı. Minbiç, el değiştirirken yaşanan katliamlar tarihe geçti.

Çeteler, Minbiç'ten sonra yönünü Kobanê'ye çevirdi. Cihatçıların Minbiç'e ulaşmasına kadar geçen süre boyunca Kobanê sokakları, Türk devletinin savaş uçakları ve keşifleriyle yoğun saldırı altındaydı. Sömürgeci, işgalci, faşist Türk devletinin hava tekniğini arkasına alan HTŞ çeteleri Kobanê halkını tehdit etti. Bir yandan Türk devleti Kobanê kent sınırına yığınak yapıp sınırları tehdit ediyor, bir yandan da çeteler Suriye içlerinden Kobanê'ye doğru ilerliyordu. Tüm bugünlerde Rojava halkı yediden yetmişe sokaklarda, eylemlerdeydi. Özellikle ölümsüzleşen savaşçıların uğurlandığı törenler görkemli halk eylemlerine dönüştü. Çeteler Minbiç'i işgal etti ve hızla Qaraqozax Köprüsüne yöneldi. Ve tarihi direniş başladı.

AYAKKABISIZ, SİLAHSIZ AMA KARARLI
Çeteler Qaraqozax Köprüsüne doğru ilerlemeye başladığında Kobanê halkı, seferberlik ruhuyla köprünün savunulması için koştu. Çetelerin ilerleyişini duyan Kobanê halkı evlatlarına omuz vermeye koştu. Bazı gençler cephanenin gelmesini bile beklemedi. O gün köprüyü savunanlar arasında komünist gençler de öncülük rolü üstlendi. Çok sayıda takviye aracı hava saldırılarıyla hedef alındı; köprüye ulaşamadan ölümsüzleşenler oldu. Çatışmalar boyunca Türk devletinin keşifleri ve uçakları devrim savaşçılarını ve halk savunma ekiplerini hedef almaya devam etti. Ve çağımızın Stalingrad'ı olan Kobanê, yıllar sonra yeniden bir direniş duvarı ördü. Cihatçı HTŞ çeteleri köprüyü geçemedi.

Bugünlerde özel savaş yöntemleriyle korku salan çeteler, yalan haberlerle köprüyü geçtiklerine dair paylaşımlar yaptı. Direnişin duyurulması için savaş mevzilerinin en önünden iki hakikat savaşçısının sesi dünyaya gerçekleri haykırdı. Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan, Türk devletinin ve ona bağlı çetelerin kirli oyunlarını ifşa etti. Onların hakikat ışığı karanlığı yardı. Bu iki ateşten yürek, o günlerde görevlerinin başındayken, cephelerden haber taşırken Türk devleti tarafından özel olarak hedef alındı ve ölümsüzleşti. Onlar direnişin, hakikatin duyulmasında kilit rol oynadılar.

Aynı günlerde Kobanê halkı ev ev, köy köy, sokak sokak silahlandı. Halk taburları kuruldu. Rojavalı komünistler Ş. Yılmaz Taburu bünyesinde direnişe katıldı. Gece gündüz sokak nöbetleri tutuldu. TKŞ ve JKŞ'li kadınlar, HPC-HPJ'li kadınlarla birlikte Kobanê sokaklarını savunmak için mevzilere geçti. Halk bir yandan mevzileniyor, bir yandan da savaşçılara yemek ve ihtiyaç yardımı için seferberlik çalışmaları yürütüyordu. Kazanlar direnişin savaşçıları için kaynıyordu. Tişrîn canlı kalkan eylemleri adım adım yaklaşıyordu.

TİŞRÎN HALKIN DİRENİŞ BARAJI
Tişrîn cephesi en sert çatışmaların yaşandığı alan oldu. Çeteler, hava desteğiyle birlikte köprüyü geçmek ve Kobanê'ye ulaşmak için aralıksız saldırıyordu. Yoğun savaş uçakları ve keşifler, savaşçılara takviye, lojistik ve cephane desteğini engelliyordu. 7 Ocak gecesi gelen haberle Kobanê halkı canlı kalkan eylemine hazırlanmaya başladı. 8 Ocak'ta Ş. Agit Meydanında toplanan yüzlerce araçla konvoy oluşturuldu. Rojavalı komünistler konvoyun en önünde yer aldı. Aralarında kadınlar, gençler, hatta ağır savaş gazileri vardı.

Yola çıkanlar belki de devrim tarihini değiştirecek bir direnişe gittiklerinin bilincinde değildi. Akıllarda tek bir fikir vardı: Savaşçılara ulaşmak ve Tişrîn Barajının bombalanmasını durdurmak. Sloganlarla, alkışlarla yola çıktılar. Savaş uçakları konvoyu defalarca hedef aldı. Tozun, dumanın ve bombardımanın arasında tarihi bir kararlılık sergilendi. Her ne pahasına olursa olsun, ne kadar kayıp verilirse verilsin yola devam edildi. Halk, üzerilerine yağan bombalara sloganlarla cevap verdi. Bombalarla kullanılamaz hale gelen yolu yürüyerek aştılar. Bu halk seli, direniş mevzilerindeki savaşçılarla buluştu. Bu yürüyüş 119 gün boyunca devam etti. Her şehirden direnişçiler nöbeti devralmaya geldi. Her nöbet değişimi, insanları ölümle yaşam arasındaki ince bir çizgiye çekti. Tişrîn eylemine katılan her eylemci, direnmeye ve kazanmaya dair muazzam tecrübeler edindi.

Tişrîn Barajı canlı kalkan eylemleri, en meşru eylemlerden biriydi. Bu meşruluk bilincinin açığa çıkarılması tüm korkuları yerle bir etti. Cesaret bulaşıcı ve iyileştiriciydi. Kimsenin işgalci Türk devleti ve onun işbirlikçisi olan kravatlı DAİŞ çetelerine boyun eğmeye, bir kez daha işgal saldırısı yaşamaya niyeti yoktu. Mevzilerde direnişiyle o barajı geçilmez kılanlar bu halkın evlatlarıydı. Oğulları, kızları, kardeşleri, dostları, eşleri mevzilerde silah başındayken; yurtsever Rojava halkı omuz omuza direniş halayları çekiyordu. Bu halayda tüm halklar el ele verdi. Pek çok toplumsal kesim, farklı inançlar ve uluslar, siyasi partiler birlik halindeydi. Devrim topraklarında yetişen sanatçılar direniş şarkılarını çaldı, yurtsever din alimleri cuma namazlarını burada kıldı. Devrimin birlik ve dayanışma ruhunun şahlandığı günler yaşandı.

Rojavalı komünistler açısından ise Tişrîn Barajı bir başka anlam daha taşıyordu. İlk ekibin can siperane yürüyüşü son bulduğunda, Tişrîn Barajının pek çok yerinde 2015 yılında Tişrîn Barajı özgürleştirilirken ölümsüzleşen Pirsûs Armanc'ın fotoğraflarıyla karşılaştılar. Bu karşılaşma, kararlılık yeminlerini pekiştirdi.

KADINLARIN CESARETİ VE ÖNCÜLÜĞÜ
Bütün süreçte en belirgin noktalardan biri, kadınların öncülük rolünü üstlenmesi oldu. Halk direnişinin en önünde her yaştan kadın yer aldı. Ağır sağlık sorunlarına ve ilerleyen yaşlarına rağmen mevzilere koşan kadınlar vardı. Kadınların kararlı duruşu, en ufak bir ses titremesine bile izin vermedi. Her ne olursa olsun o yol açılacaktı. Ve o yol açıldı; o cepheye ulaşıldı, o baraj halkın barajı olarak kaldı. Kimisi çocuğuyla eyleme gelmişti. Kimisi ise ölümsüzleşirken geride kundaktaki bebeğini bıraktı. HTŞ çetelerinin işgal bölgelerinde kadınlara yaşattıkları düşünüldüğünde, kadınların bu direnişe canla başla katılmaları daha da anlam kazanıyordu. Kadınlar, bu direnişin sürmesinde ve büyümesinde kilit rol oynadı. Çünkü Rojava devrimine saldırı, en çok kadın kazanımlarına yönelikti. Kadınlar güçlerini ve kararlılıklarını buradan aldı.

ROJBAŞ QSD-ROJBAŞ YPJ
Mevzilerdeki direnişçileri selamlamak için sabahın erken saatlerinde atılan bir slogandı: "Rojbaş QSD-Rojbaş YPJ." Tünellere ses ulaşır mıydı? Ulaştı. Ve o ses, tünellerin duvarlarında direnişin kalp atışları oldu. "QSD rûmeta parastina gelê xwe" en çok atılan sloganlardan biriydi. QSD onurdur, halkının korumasıdır. Direnişin en büyük özelliği, öz gücüne güvenen bir halkın boyun eğmeyen kararlı duruşu oldu. Örgütlü bir halk yenilmezdir. Örgütlenmek, işgalci sömürgeci emperyalist güçlerin tüm tekniğini boşa çıkarabilecek en değerli savaş silahıdır.

 YIRTIK BİR AYAKKABININ ANLATTIĞI
Bu direniş, devrim gerçekliğini en çıplak haliyle görme imkanı sağladı bizlere. Bu ayakkabı, direnişin buzkıran ekibinde, ilk canlı kalkan konvoyunda yer alan Zîvindar'ın ayakkabısıdır. Kendisi henüz 12 yaşındadır. Babası, o henüz çok küçükken devrim şehitlerinden biri oldu. 9 yaşındaki kız kardeşi ve annesiyle birlikte ilk ekipte mevzilere koşanlar arasındaydı Zîvindar. Bombardıman nedeniyle yarılan asfalt yolu yaklaşık 5 km yürüyerek aşarken ayakkabısı yırtıldı. Günlerce saklayıp kimseye göstermediği yırtık ayakkabısını, çatışmadan sonra darmadağın olan odaların içinde bulduğu kurumuş yapıştırıcıyla onarmaya çalışıyordu. Yağmur yağıyor, küçük ayakları ıslanıyor, üşüyor, yoruluyor ama pes etmiyordu. Çünkü tünellerin başında onun savaşçılara seslendiği gibi yalındı Tişrîn direnişinin mesajı: "Merak etmeyin, biz geldik; hepimiz buradayız. Mutlaka kazanacağız."

Tişrîn bir akarsu barajıydı. Artık Tişrîn, halkın direniş barajıdır ve şehitler barajıdır. Kanıyla, canıyla, alın teriyle kazanılmış ve kravatlı DAİŞ çetelerinin bir adım dahi atamayacağı bir devrim toprağıdır.

*Kurdistana Azad sitesinde yer alan yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.