27 Mart 2025 Perşembe

Viyana'da 'Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'na ilişkin panel

Viyana'da Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" üzerine panel düzenlendi.

Avusturya'nın başkenti Viyana'da, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" üzerine panel düzenlendi. Avrupa Demokratik Güç Birliği (ADGB) tarafından düzenlenen panelde konuşmacı olarak Marksist Teori yazarı Arif Çelebi, ATİK ve ADHK temsilcileri yer aldı. Viyana Demokratik Haklar Derneği salonunda düzenlenen panel, saygı duruşuyla başladı.

Türkiye'nin Kürt hareketine yaklaşımının tasfiyeye yönelik olduğunu belirten ATİK temsilcisi, "Türk devleti ile Kürt toplumunu bütünleştireceğiz, devlete karşı düzen dışı bir ihtiyaç yoktur" ifadelerinin, tarihsel direniş geleneğini inkar anlamı taşıdığını belirtti. ATİK temsilcisi, PKK'den önce de Kürtler arasında çeşitli direniş hareketleri ve örgütlerin bulunduğunu hatırlatarak, PKK'nin "reel sosyalizmin" etkisinde silahlı mücadeleye başladığını söyledi.

'SOSYALİSTLERE DÜŞEN GÖREV MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK'
1993'teki ateşkesin PKK'de ilk kırılmaya yol açtığını belirten temsilci, 27 Şubat açıklamasına kadar demokratik konfederalizm fikrinin savunulduğunu ancak bu paradigmanın mevcut koşullarda uygulanabilir olmadığını dile getirdi. Temsilci, "Faşist devlet ile bütünleşme politikası, demokratik toplum yaratma iddiasının çelişkisi olarak karşımıza çıkıyor" ifadelerini kullandı.

ATİK temsilcisi, "Kürt ulusu ayrı bir devlet kurabilir ve bu hak savunulmalıdır. Bir ulus ayrılma hakkını savunuyorsa bunu koşulsuz desteklemeliyiz" dedi. Sosyalist hareketlerin bu süreçteki rolüne de değinen temsilci, "Seçme ve seçilme hakkını bile hiçe sayan bir sistemde demokratik yolların tıkandığını görmeliyiz. Sosyalistlere düşen görev, halkların özgür ve demokratik bir gelecek yaratma mücadelesini büyütmektir" ifadelerini kullandı.

'TÜM SALDIRILARA RAĞMEN DİRENİŞ BASTIRILAMADI'
Marksist Teori yazarı Arif Çelebi, Türk devletinin on yılı aşkın süredir ABD ve NATO desteğiyle, KDP işbirliğini de arkasına alarak yürüttüğü saldırılara rağmen silahlı direnişi bastıramadığını ifade etti. Rojava Devriminin yok edilemediğini, işgal saldırıları, suikastlar ve Arap halkını devrimden koparma çabalarının sonuçsuz kaldığını söyleyen Çelebi, Türkiye'deki demokratik muhalefetin de tüm baskı ve tutuklamalara rağmen etkisizleştirilemediğine dikkat çekti.

Çelebi, Kürt hareketinin CHP ile kurduğu ittifakın pek çok belediyeyi CHP'ye kazandırdığını ve bu durumun iktidar bloğunda ciddi bir tedirginlik yarattığını ifade etti. Gazze, Lübnan ve Suriye eksenindeki gelişmelere bağlı olarak Kürtlerin bölgesel bir aktör haline geldiğini belirten Çelebi, Türk devletinin yayılmacı hedeflerini sürdürebilmek için Kürt desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Türk devletinin Kürt hareketine yönelik uzlaşma çabalarının temelinde ulusal hakların değil, sınırlı bireysel düzenlemelerin yer aldığını belirten Çelebi, bu sürecin 1919-1923 dönemindeki yaklaşımla benzerlik taşıdığını ifade etti. Kürt hareketinin Bakur'daki demokratik mevzilerini korumak ve Rojava'daki kazanımlarını güvence altına almak adına bu sürece destek verdiğini savunan Çelebi, bu destek verilmezse Türkiye'nin topyekun bir saldırı gerçekleştirebileceğini, Bakur'daki demokratik mevzilerin yok edilmesi ve Rojava'nın ortadan kaldırılmasının hedeflenebileceğini belirtti.

'FAŞİST EGEMENLİK YIKILMADAN DEMOKRATİKLEŞME GERÇEKLEŞEMEZ'
Mevcut sistemde demokratik uzlaşmanın mümkün olmadığını, faşizmin ve sömürgeciliğin sürdüğü koşullarda her türlü mücadele biçiminin geçerliliğini koruduğunu dile getiren Çelebi demokratik hak ve özgürlüklerin ancak faşist egemenliğin yıkılmasıyla güvence altına alınabileceğini belirtti. Ulusal demokratik taleplerin aşırı milliyetçi savrulmalar olarak değerlendirilmesini de eleştiren Çelebi, ezilen ulusların bağımsızlık, federasyon ve özerklik gibi taleplerinin meşru olduğunu ve bu kararın tamamen Kürt halkına ait olduğunu söyledi.

Çelebi, Türk devletinin bu süreci, Kürt halkına "mücadelenin anlamsız olduğu" fikrini aşılamak ve "devlete boyun eğmekten başka seçenek olmadığı" algısını yaratmak amacıyla bir psikolojik savaş aracı olarak kullandığını ifade etti. Bu bağlamda, esas meselenin yalnızca silahların bırakılması değil, Kürt halkının umutlarının kırılması olduğunu vurguladı.

'DEVRİMCİ GÜÇLER TARAFSIZ KALMAMALI'
Devrimci güçlerin bu süreçte tarafsız kalmaması gerektiğini belirten Çelebi, ulusal hak eşitliği ve kaderini tayin hakkı temelinde Kürt özgürlük hareketiyle dayanışmanın önemine dikkat çekti. Türk işçi ve emekçileri arasında şovenizme ve sosyal şovenizme karşı mücadele edilmesi gerektiğini söyleyen Çelebi, Türk devletinin inkarcı ve sömürgeci politikalarının teşhir edilmesi gerektiğini vurguladı.

Bu sürecin "barış" ile sonuçlanma ihtimalinin "savaştan" daha düşük olduğunu belirten Çelebi, mücadele saflarının güçlendirilmesi gerektiğini ve daha büyük çatışmalara hazırlıklı olunması gerektiğini ifade etti.

'KÜRT ULUSUNUN DEMOKRATİK TALEPLERİNİ DESTEKLEMELİYİZ'
ADHK temsilcisi, Kürt ulusunun demokratik taleplerinin desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Uluslararası komünist hareketin tarihinden örnekler veren konuşmacı, yapılan son açıklama ile Öcalan'ın 2. Enternasyonal döneminde Otto Bauer'in savunduğu reformist çizgiye yaklaştığını ifade etti. Sonuçta Kürt ulusunun özgürlük sorununun bir sınıf mücadelesi sorunu olduğunu ele alarak, bu alanda devrimci örgütlerin daha fazla yoğunlaşması gerektiğini dile getirdi.

Dinleyicilerin düşünce ve sorularını yönelttiği bölümdeki tartışmalar ardından panel sona erdi.