7 Şubat 2026 Cumartesi

'Yeni Gazze' Projesi Üzerine Eleştirel Bir Okuma*

Bu felaketin boyutu ile önerilen finansman arasındaki uçurum, teknik bir ayrıntıdan çok, gerçeği okuma biçimindeki derin bir farkı yansıtıyor. Plan, Gazze'yi yalnızca başarısız bir kalkınma projesi olarak görmekte ve dışarıdan yatırımlar ve nakit akışları sağlamayı amaçlamaktadır.

2026'nın başında, Jared Kushner, "Yeni Gazze" (New Gaza) adıyla bilinen projesini yeniden gündeme getirdi. Bu projeyi, Gazze'yi çöküşten kurtarıp özel yatırım ve modern altyapı ile açık bir pazar ekonomisine dönüştürmeyi amaçlayan kapsamlı bir ekonomik vizyon olarak sundu.

Dünya Ekonomik Forumu'nda detayları açıklanan plan, büyük ve iddialı rakamlar içeriyor. Ancak, planın içeriği, bölgedeki mevcut saha ve siyasi gerçeklikle karşılaştırıldığında önemli soru işaretleri uyandırıyor.

Plan, en az 25 ile 30 milyar dolar arasında yatırım yapılmasını öngörüyor ve kamu hizmetleri ile altyapının geliştirilmesini kapsıyor. Orta vadede ise, 2035 yılına kadar Gazze'nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nı 10 milyar doların üzerine çıkarmayı, 500 binin üzerinde yeni iş imkanı yaratmayı ve "tam istihdam" sağlamayı vaat ediyor.

Ancak bu rakamlar, savaşın yarattığı eşi benzeri görülmemiş yıkım göz önünde bulundurulduğunda, gerçekçi görünmüyor. Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası tahminlerine göre, Gazze'nin yeniden inşasının maliyeti 70 milyar doları aşmakta, bu da önerilen planın iki katından fazla bir tutar. Bu maliyet, 60 milyon tonun üzerinde enkazın temizlenmesi, yüzbinlerce konutun yeniden inşa edilmesi, su, elektrik ve kanalizasyon şebekelerinin onarılması, ayrıca hastaneler ve okulların tekrar işlevsel hale getirilmesini kapsıyor.

Bu maddi yıkım, sektörü ve kurumları etkileyen insani felaketten ayrı düşünülemez. 2026 yılı başı itibarıyla, yerel, İsrail ve uluslararası raporlar, şehit sayısının 70 binin üzerine çıktığını ve 100 binin üzerinde yaralı olduğunu belirtiyor. Bu insanların büyük çoğunluğu ciddi şekilde yaralanmış ve kalıcı fiziksel engeller, işlev kayıpları ve özürlülükle karşı karşıya. Ayrıca binlerce kişi hala kayıp olup, çoğunun enkaz altında olduğu düşünülüyor. Bu büyük insan kaybı sadece bir insani trajedi değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal toparlanmanın temelini oluşturacak insan sermayesinin derin bir şekilde tükenmesi anlamına geliyor.

Eğitim ve sağlık alanlarında da yıkım neredeyse her yönüyle gerçekleşti. Hastanelerin ve sağlık merkezlerinin yüzde 70-80'i tamamen ya da kısmi olarak hizmet dışı kaldı. Bunun sebepleri arasında doğrudan hedef alınmalar, tedarik zincirinin çökmesi, yakıt ve tıbbi malzeme eksiklikleri bulunuyor. (Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler raporları yeterince veri sunuyor). Okulların yüzde 85'inden fazlası zarar gördü veya yıkıldı, üniversiteler de büyük oranda ya tamamen ya da kısmi olarak tahrip oldu ya da sığınma merkezi olarak kullanıldı. Bu durum, yüzbinlerce öğrenci için eğitim hayatını sekteye uğratarak bir neslin eğitim hakkını elinden almıştır.

İnsan kayıpları ve kurumsal yıkımın yanı sıra, tutsaklar ve gözaltına alınanlar meselesi, insani felaketin en karmaşık yönlerinden biri haline geldi. Filistinli, İsrailli ve uluslararası insan hakları kuruluşları ile BM raporlarına göre, savaşın başlangıcından bu yana on binlerce Filistinli tutuklandı. İsrail cezaevlerinde tutuklu bulunanların sayısı 10 bini aşmış durumda; bunlar arasında kadınlar, çocuklar ve "idari tutukluluk" adı altında gözaltına alınanlar yer alıyor. Bu süreç, ciddi hak ihlalleri, hukuki güvencelerin reddedilmesi, kötü muamele ve zorla kaybetme uygulamaları ile izlenmiş ve bu durum, "yeni sonrası" veya yeniden inşa ile ilgili her türlü tartışmadan ayrı düşünülemez.

Bu felaketin boyutu ile önerilen finansman arasındaki uçurum, teknik bir ayrıntıdan çok, gerçeği okuma biçimindeki derin bir farkı yansıtıyor. Plan, Gazze'yi yalnızca başarısız bir kalkınma projesi olarak görmekte ve dışarıdan yatırımlar ve nakit akışları sağlamayı amaçlamaktadır. Oysa, 2026 yılının başı itibarıyla saha göstergeleri, Gazze'nin neredeyse tamamen felç olmuş bir ekonomiye sahip olduğunu ortaya koyuyor: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'da %80'lik bir daralma, %80'i aşan işsizlik oranı, nüfusun %90'ını etkileyen derin yoksulluk ve tarım, sanayi ve hizmetler sektöründe büyük bir yıkım.

En önemli nokta ise, bu planın, bir büyüme döngüsünün başlatılabileceğini varsaymasıdır, ancak bu süreç, hala katı işgal politikalarının uygulandığı bir ortamda gerçekleşmektedir. Malların ve insanların hareketi, "lojistik koridorlar" ve gelecekteki bir liman ve havaalanı projesi hakkında konuşulmasına rağmen, fiilen dış kontrol altında tutulmaktadır. Bu durum, özellikle Refah Sınır Kapısı'nda açıkça görülmektedir. Burada, geçişler insani veya ekonomik bir adım olarak sunulmakta, ancak güvenlik temelli karmaşık düzenlemeler, sınırlı kapasite, denetim ve kontrol önlemleri hareketliliği istikrarsız ve ekonominin yeniden başlaması için yetersiz hale getirmektedir.

*FHKC'nin Telegram hesabından yayınlanan yazıyı Ivana Benario ETHA için çevirdi

Gazze El Ezher Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Samir Mustafa Abu Madalla, aynı zamanda Filistinli Ekonomistler Birliği Genel Sekreterliği Üyesi ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (DFLP) Siyasi Bürosu Üyesi.