28 Şubat 2025 Cuma

Arzu Demir yazdı | 7 Mart'ta kadınlar grevde!

Yüzyılımız, kadının, cins bilincini elde ederek başlı başına bir maddi kuvvet haline gelişinin en ileri düzeyine tanık. Çağımız kadın isyanları, kadın devrimleri çağı. Kadın grevi de bu çağın önemli bir mücadele aracı. Kadın emeğinin bütünsellik kazanması, evde ve toplumsal üretimdeki sömürülme koşullarının daha ileri bir bilincinin elde edildiğinin de göstergesi oluyor.

Bu yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için Avrupa'da yapılan kadın grevi hazırlıklarına Türkiye'den de kadın işçiler katılıyor. DİSK Kadın Komisyonu, tüm kadınları 7 Mart Cuma günü fabrikada, işyerinde, evde, okulda, bulundukları her alanda iş bırakmaya çağırdı.

Grevin etkisinin nasıl olacağından bağımsız olarak bu çağrı oldukça önemli. Bir nevi "şeytanın bacağı kırılıyor".

Grevin taleplerinden bazıları şöyle:
"İstanbul Sözleşmesi'nin fesih kararından derhal vazgeçilip sözleşme ve 6284 sayılı kanun etkin bir biçimde uygulanmalıdır.
"25 Haziran 2021'de yürürlüğe giren ILO 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi, Türkiye hükümeti tarafından onaylanmalı ve uygulanmalıdır.
"Toplumsal cinsiyet temelli suçlarda, kadın cinayetlerinde cinsiyetçi iyi hal, tahrik indirimi gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir.
"Nafaka hakkının gasbına yönelik tartışmalara son verilmelidir.
"Kreş, gündüz bakım evi, hasta ve yaşlı bakım evleri merkezleri yaygınlaştırılmalı, herkesin ücretsiz yararlanabileceği bir hak olarak tanımlanmalıdır.
"İktidarın politikalarında kadın istihdamını artırmak için önerilen esnek çalışma biçimleri yerine kadınlar için tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalıdır.
"Eşit işe eşit ücret politikası hayata geçirilmeli, her işyerinde uygulanması için denetleme mekanizmaları oluşturulmalıdır."

2016 yılından bu yana Latin Amerika'dan Avrupa'ya kadınlar 8 Mart'ta grev çağrısı yapıyor. Bu çağrının karşılık bulduğu, hayatın durduğu, milyonların greve çıktığı pratikler de yaşandı. Türkiye ve Kuzey Kürdistan ise bu kadın grevi dalgasının dışında kaldı.

Bu konuda üç farklı yaklaşım söz konusuydu. Birinci yaklaşım; en genel haliyle grev, işçi sınıfının bir silahıdır. Kadınlar tek başına bir sınıf değildir, dolayısıyla kadın grevi çağrısı işçi sınıfını böler. İkinci yaklaşımda ise; kadın hareketinin grevi örgütleme gücünün olmadığı fikri öne çıkıyordu. Ayrıca sendikal hareketin zayıflığı, kadınların sendikalardaki gücünün zayıf olması gibi etkenler de eklenince, grev çağrısının yapılması pek de göze alınamıyordu. Üçüncü yaklaşım ise; kadın özgürlük mücadelesinin, grevi, dönemin ihtiyacı olarak örgütleme sorumluluğuyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, bunun adımlarını atıyordu.

Türkiye'de bu konudaki ilk adım, 2019 yılında atıldı. Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), Mor Dayanışma, Kadın Savunma Ağı, TJA, HDP Kadın Meclisi'nin de içinde olduğu kadın örgütleri, Kadınlar Grevde İnisiyatifi'ni kurdu. Dünyadaki kadın grevi deneyimlerini inceleyen inisiyatifi, atölyeler gerçekleştirdi. Kadın işçilerin olduğu direnişleri ziyaret etti. Ancak bu girişim, grevi örgütlemek yerine, 8 Mart günü grevi, açıklamalarla selamlama perspektifine sahipti.

Bu komitenin bileşeni olan SKM, doğrudan "Sen istersen hayat durur! 8 Mart'ta hayatı durdur" şiarıyla kadın grevi çağrısını yapmıştı. Bunun çalışmasını da yürütmüştü. Ertesi yıl da SKM'den kadın grevi çağrısı geldi. Ayrıca, kadınların ev içindeki yeniden üretim sürecindeki emeğinin görünmesi için, grevin simgesi olarak "sarı toz bezleri"ni belirlemiş, kadınları bu toz bezlerini evlerinin pencerelerine, balkonlarına asmaya çağırmıştı.

Bu girişimlerin, çağrıların üzerinden 5 yıl geçti. Araya covid salgını girdi. 2025 yılı 8 Mart'ında DİSK Kadın Komisyonu'nun 7 Mart'ta kadınları greve çağırması son derece önemli.

Erkek egemen kapitalist sistem, kadın cinsine karşı savaş ilan etmiş durumda. Faşist şeflik rejimi de burjuva ailenin içinde bulunduğu krizi, 2025 yılını aile yılı ilan edip, "şef tipi aileyi" güçlendirerek aşmaya çalışıyor. Ailenin güçlendirilmesi, erkek egemen sistemin güçlendirilmesi, erkekliğin yüceltilmesi, kadının ise güçsüzleştirilerek, "aileye" mahkum edilmesi demek.

Avrupa ülkelerinde de kadına yönelik erkek şiddeti, kürtaj hakkının gasp edilmesi ya da pratikte kullanılmasının engellenmesi, eş değer işe eşdeğer ücretin verilmemesi gibi temel sorunlara bu yıl artan faşizm, ırkçılık ve göçmen düşmanlığı eklenmiş durumda. Almanya, geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimlerde faşist AfD, ikinci parti olarak sandıktan çıktı. Bu nedenle bu yıl, faşizme, ırkçılığa ve göçmen düşmanlığına karşı tutum, 8 Mart'ın temel gündemi olacak.

Yüzyılımız, kadının, cins bilincini elde ederek başlı başına bir maddi kuvvet haline gelişinin en ileri düzeyine tanık. Çağımız kadın isyanları, kadın devrimleri çağı. Kadın grevi de bu çağın önemli bir mücadele aracı. Kadın emeğinin bütünsellik kazanması, evde ve toplumsal üretimdeki sömürülme koşullarının daha ileri bir bilincinin elde edildiğinin de göstergesi oluyor.

Grev üretimden gelen gücün kullanılması. Kadınların üretimi durdurması, kadınlarla gücünü sermaye iktidarından alan erkek egemenliği arasındaki çelişkinin eylemli bir biçimde dışa vurmasıdır.
Kadınların bir gün bile olsa üretimden çekilmesi, kadınların toplumsal üretime katılım düzeyini ortaya çıkaracaktır. Toplumsal üretimin cinsiyetçi iş bölümünü göz önüne serecektir. Kadının evdeki üretimini, emeğini görünür kılacaktır.

Arjantin'de kadın grevi çağrısını yapan Ni Una Menos Hareketi'nden Cecilia Palmeiro'nun bir röportajında dediği şu cümle bu yazının son sözü olsun: "Nasıl, piyasada değersizleştirilen emeğimizle ve ev içindeki hakkı teslim edilmeyen emeğimizle kapitalist ekonomiyi ayakta tutuyorsak, onu aynı şekilde yıkabiliriz de."