Hüseyin Yeter yazdı / Macaristan seçimleri üzerine
16 yıllık Orban hükümetinin yönetim politikaları ve tarzı, 24 yıldır Türkiye'de Erdoğan'ın yönetim politikaları ve tarzına çok benziyor. 2010'da Macaristan'da hükümet olan Orban, Erdoğan'ı örnek aldı. Ve daha sonra da, merkezi otoriter yönetimleri derinleştirmede, Erdoğan'la işbirliği içinde yürüdü.
Macaristan'da 12 Nisan'da seçimler yapıldı. Faşist-ırkçı siyasi baskı ve kutuplaştırma politikaları; ekonomik yıkım, sömürü ve yolsuzluklarla 16 yıldır ülkeyi yöneten "tek adam" rejimine, dünyada gelişen sağcı-faşist dalganın önemli aktörlerinden Orban'a Macaristan halkı "Yeter!" dedi. Tabii ki, bu seçimlerde Orban'ı destekleyen Trump, Netanyahu, Putin ve Erdoğan da yenildiler. Orban'ın faşist partisi Fidesz'in seçim yenilgisi, Avrupa devletlerinde büyük bir heyecan ve memnuniyet yarattı. Zira, Viktor Orban'ın AB kararlarını veto etmesi, Ukrayna savaşında Rusya yanlısı politikaları AB'yi rahatsız etmekteydi.
Faşist Fidesz Partisinden kopan Peter Magyar'ın Tisza Partisi, seçimlerde 138 vekille parlamentoda üçte iki çoğunlukla seçimleri kazandı. Seçimlere katılım %80 düzeyinde gerçekleşti.
Avrupa'da burjuva siyasetçi ve yorumcular, bu sonucu AB'nin "Stratejik Özerkliği"ne daha ileri adımları gerekli kıldığını açıkladılar. Çeşitli ülkeler, siyasi çevreler ve sermaye tekellerinin farklı farklı açıklamaları oldu: AB Komisyonu Başkanı Ursula Von den Leyen'nin açıklaması: "Macaristan Avrupa'yı seçti" biçimindeydi. Almanya Başbakanı F. Merz, "güçlü ve birleşmiş Avrupa" için Magyar'a "güç birliği" çağrısı yaptı.
Dolar milyarderi Elon Musk sonuçtan rahatsız; "Soros Organizasyonu Macaristan'ı ele geçirdi" dedi.
Orban'ın 16 yıllık iktidarı, "göç tehlikesi"ne dayalı ırkçı politikalar, gerici "aile söylemi", İstanbul Sözleşmesi'nden çıkma, kürtaj yasağı ve LGBTİ+'lara düşmanlık temelinde, Ukrayna'nın Macaristan'ı "savaşa çekeceği" korkusuyla sürdürdü. Macaristan'a AB fonlarından aktarılan 28 milyar euro, kamu hizmetlerine değil, yandaş vakıf ve şirketlere aktı.
2010 yılında hükümet olunca defalarca "Seçim Sistemi"ni değiştirdi.
2025 yılında, "Geleneksel Aile Değerlerini Koruma Yasası” çıkardı. LGBTİ+'ların "Onur Yürüyüşünü" engelledi. Ne var ki, nüfusu 9 milyon olan Macaristan'da bu baskı ve yasaklara halkın tepkisi büyük oldu. 100 bin kişinin katıldığı büyük bir gösteri gerçekleşti.
Macaristan'da "V. Orban Medyası" oluşturuldu. Medya sadece kontrol ve klasik sansürle kalmadı; merkezi ve sistematik bir propaganda aygıtına dönüştü. 2010'da hükümete yakın patronlar çeşitli medya kuruluşlarını satın aldı. 2018'de yaklaşık 500 medya kuruluşu Orban'ın hizmetine girdi.
Orban, Avrupa başta gelmek üzere tüm dünyada faşist parti ve grupların esinlendiği bir faşist figürdü. Trump, Putin, Netanyahu ve Erdoğan'ın dostuydu. Seçim kampanyasında bütün bu diktatörler, ona destek verdiler. ABD adına, önce Dışişleri Bakanı Rubio, ardından Başkan yardımcısı JD Vance ve Trump'ın damadı seçim kampanyasına katıldılar. Trump, Macar halkından Orban için oy istedi.
PETER MAGYAR, SEÇİMLERİ NASIL KAZANDI?
Seçimlere katılan merkez sağ, "liberal" Tisza Partisi ve Peter Magyar, Viktor Orban'la ideolojik ve rejimin karakteri bakımlarından esasa ilişkin bir farklılıkları bulunmuyor. Magyar, klasik dinci sağcı bir lider. Ancak o, Macaristan'da halklar ve ezilenlerin taleplerini, tepkilerini, itirazlarını gözeterek AB yanlısı politikalarla seçim kampanyası yürüttü. Seçimleri kazanınca, "Macaristan'ı hep birlikte kurtardık" dedi. Orban yandaşı Cumhurbaşkanını, AYM Başkanı ve Medya Denetim Kurumu Başkanını istifaya çağırdı. Ülkesinin yeniden NATO ve AB'nin "güçlü ortağı" olacağını vurguladı.
Ülkeyi kararnamelerle değil, parlamentodan çıkarılacak yasalarla yöneteceğini, devlet TV'sini iktidarın etkisinden çıkaracağını ve yeniden yapılandıracağını, "Yolsuzluklarla Mücadele Bakanlığı"nı kuracağını söyledi, "kamu ihaleleri, yandaş patronlara verilen destekler ve AB fonlarının geçmiş yıllardaki dağıtımının denetleneceği” söylemini tekrarladı. Fidesz çevrelerine aktarıldığı tespit edilen "ulusal servet"in geri alınması için "özel takip birimleri ve soruşturma savcılıklarının kurulacağı" sözünü verdi.
P. Magyar, 2002-2024 yılları arasında Orban'ın Partisi Fidesz içinde çalıştı. Göçe, yabancılara, AB'nin göçmen kotalarına, Ukrayna'ya silah gönderilmesine karşıdır. Orban'ın politikalarına katılıyor. LGBTİ+ hakları, İstanbul Sözleşmesi, kürtaj hakkı gibi konularda ya sessiz kalıyor ya da "ülkede herkes özgür ve eşit" söylemiyle yetiniyor.
Peter Magyar, yolsuzluklarla mücadele etmek, devlet kurumlarını onarmak, Macaristan'ın "demokratik kültürü"nü yeniden inşa etmek, AB ile ilişkileri düzenlemek ve etkin kılmak, "yargı bağımsızlığını" restore etmek propagandası ve vaatleriyle seçimleri kazandı.
Ne var ki, bu konularda önemli bir değişim ya da dönüşüm mümkün görünmüyor. Çünkü, Tisza Partisi, seküler-liberal bir hareket bile değil. Dolayısıyla bu seçim sonuçları radikal bir değişim değil, mevcut sistemin bir versiyonu olabilir. Bu da, "tek adam" rejiminin son bulması anlamına gelmez. Aksine, ülkede "sol" alternatif olmayınca, P. Magyar, aşağıdan ezilen ve sömürülen seçmen kitlesinin yöneldiği «rejim içi» bir adres oldu.
Macaristan, dinci-sağcı partilerin oy oranlarının % 80'lerde seyrettiği, klasik anlamda sosyal demokrat ya da "sol" partilerin etkisiz kaldığı bir ülkedir. Orban, devrimci ve ilerici hareketi büyük ölçüde tasfiye etti. "Sol"da bir yıkım yarattı. 1989'dan beri etkili bir "sol" veya sosyal demokrat parti bulunmuyor. Zaten Varşova Paktı içinde yer alan Macaristan'da 1956 da Sosyalist Rakosi iktidarına yönelik karşıdevrimci bir ayaklanma gerçekleşmişti. Macaristan toplumsal yapısında güçlü muhafazakar bir eğilim varlığını sürdürüyor.
Bugün Macaristan, ekonomik bir durgunluk içindedir. Ekonomik büyüme sıfıra yakındır. Enflasyon oranı yükseliş trendinde. Ekonomik kaynak işlevi gören devlet vakıfları, Orban yandaşlarının ellerindedir. Ekonomik yıkım ve yolsuzluk, V. Orban'ın seçimleri kaybetmesinde temel bir faktördür.
Macaristan'da veto yetkisine sahip Cumhurbaşkanı, Orban yanlısıdır. Anayasa Mahkemesi Fidesz Partisi yanlısı hukukçulardan oluşuyor, ülke medyasının %80'ine Orban yandaşları hakimdir. Bu koşullar altında, P. Magyar'ın işi zor ve yönetiminin güvencesi, AB emperyalistlerinin fonları ve desteği olacaktır.
Her şeye rağmen, V. Orban'ın Macaristan seçimlerinde yenilgi yaşaması, onun gibi diktatörlerin de kadir-i mutlak olmadığını gösterdi. Avrupa'da faşist hareket İtalya, Fransa ve Slovenya'da beklediğini bulamadı. Ve bu durum, dünyada faşist-sağcı dalganın duraklama ya da gerileme sürecine girmesine işaret ediyor!
ORBAN VE ERDOĞAN DİKTATÖRLÜĞÜNÜN BENZERLİĞİ
16 yıllık Orban hükümetinin yönetim politikaları ve tarzı, 24 yıldır Türkiye'de Erdoğan'ın yönetim politikaları ve tarzına çok benziyor. 2010'da Macaristan'da hükümet olan Orban, Erdoğan'ı örnek aldı. Ve daha sonra da, merkezi otoriter yönetimleri derinleştirmede, Erdoğan'la işbirliği içinde yürüdü.
V. Orban'nin seçim yenilgisi, en çok Erdoğan'ı üzdü! Bu seçim yenilgisi, faşist şef Erdoğan için bir dostunu kaybetmenin yanında, akıbetinin de habercisi gibi oldu. Zira, Erdoğan, Orban'ın "tecridi ve yalnızlığı" sürecinde hep onun yanındaydı: Erdoğan, AB Parlamentosu'nun Macaristan'a yaptırım süreci başlatması karşısında, "AB kendi değerlerini çiğniyor, Macaristan'ın yanındayız" açıklaması yaptı. Faşist diktatör, Orban, "hukuk devleti, basın özgürlüğü, LGBT yasaları" yüzünden ceza alırken, yine AB'yi eleştirdi. Erdoğan'ın hamiliğinde Türk Devletleri Topluluğu, Macaristan'ı gözlemci üye yaptı. Böylece Orban, "Türk Dünyası"na katılmış oldu. İsveç'in NATO üyeliği sürecinde de, Türkiye ve Macaristan'ın ortak vetosu vardı.
Erdoğan ve Orban'ın ideolojik yakınlıkları da vardır: Orban dinci, ırkçı ve tekçi bir diktatör. Erdoğan faşist, ırkçı, Türk-İslamcı bir diktatör. İkisi de, ülkelerinde "tek adam rejimi"ni inşa ettiler.
Ekonomik yönetimde de benzerlikleri var: Macaristan ve Türkiye ekonomisinde inşaat ve turizm sektörleri önemli yer tutar. Türkiye'de "Beşli Çete"ye benzer sermaye çevreleri, Orban'ın ayrıcalıklı iş insanları var. Erdoğan kaynak aktarımını “ihale”, “vakıflar” ve “gizli ödenek " üzerinden gerçekleştirir. Orban ise, devlet kaynaklarını, AB fonlarını vakıflar üzerinden yandaşı patronlara; araştırma, medya ve eğitim kuruluşlarının inşa edilmesine aktarır.
Orban, Budapeşte başta gelmek üzere, muhalif belediyelere karşı yaptırım ve idari engellemelere başvurur. Çünkü, muhalif yerel yönetimlerin "tek adam" rejimini zayıflattığını düşünür. Erdoğan da, Cumhurbaşkanı hükümet sistemiyle "devleti dönüştürme" stratejisi ve yapılandırmasına engel teşkil eden CHP'li belediyeleri, saldırı hedefine koyarak kayyum ve tutuklamalarla etkisizleştirmeye çalışıyor.
Orban, Erdoğan'dan esinlenerek kendisine saray inşa etti. Ve P.Magner ülkeyi bu "Sarayda yönetmeyeceğini" açıkladı. Türkiye'de ise, CHP "Sarayda yönetmeyeceğini" açıklamıştı.
V. Orban, göçmen düşmanlığı üzerinden Macar milliyetçiliğini geliştirdi. Erdoğan Kürt düşmanlığı üzerinden Türk halkını şovenizmle zehirlemeye devam ediyor.
Fidesz Partisi ve V. Orban, Macaristan'da sadece bürokrasi ve idari kurumları değil, üniversite ve demokratik kitle örgütleri, yerel yönetimleri ve kültürel hayatı da dönüştürdü. Erdoğan da bütün bu alanlarda "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini" tesis etti. Yargıdan üniversite rektörlerine kadar kendisi atadı.
Macaristan'da sanat ve kültür alanındaki sansür ve yasaklamalar, Türkiye'de konser, tiyatro dahil devam ediyor. Erdoğan kültürel alanda hala hegemonyasını kuramadığı için şikayette bulunuyor.
V. Orban'ın "Geleneksel Aile Değerleri", Erdoğan'ın " Aile Yılı"ilanı; Orban'nın 3 ve üzeri çocuk hedefi için vergi avantajları ve düşük faizli krediler sağlama teşvikleri, Erdoğan'ın maddi ve manevi teşvikleriyle sürdürülüyor.
Her iki diktatör de siyasi rakiplerine karşı yargı sopasını kullandı, kullanmaya devam ediyor.
KURTULUŞ İŞÇİ SINIFI VE HALKLARIN KENDİ KADERLERİNE SAHİP ÇIKMASIDIR
Görüldüğü gibi, Macaristan'daki durum, Türkiye'de siyasi ve toplumsal alanda olan bitenlerle benzeşiyor. Seçim öncesi Kılıçdaroğlu önderliğindeki "Altılı Masa"nın bir bölümü, AKP'den türemiş partilerdi. Ve hedefleri, bugün unuttukları "parlamenter sisteme geri dönüş"tü. Ne var ki, bırakalım seçimlerde yenilgi yaşatmayı, faşist şef Erdoğan burjuva muhalefeti parçalı ve etkisiz hale getirdi. Bugün ise seçimlerde birinci parti olan liberal CHP'yi güçten düşürmeye devam ediyor. Bunun da ötesinde, faşist diktatörlük Kürt ulusal demokratik hareketi, devrimci ve ilerici hareketi büyük bir tasfiyeci kuşatma ve saldırıyla geriletebildi. Bugün de gazeteciler, devrimci ve ilerici sendikacılar gibi muhalif güçlere saldırılar devam ediyor. Macaristan'da ezilenler, gençlik ve kadınların kurtuluşu aradıkları adres Magyar ve partisi oluyor, Türkiye'de ise adres CHP olmaya devam ediyor.
Bu türden merkez sağ ya da liberal partilerin, klasik burjuva demokrasilerine yeniden dönmeyi sağlamaları bile mümkün olmuyor.
Demokrasi, özgürlük ve reformlar, ancak verili güç ilişkileri, ekonomik yapıların ve toplumsal örgütlenmelerin yıkılması ya da dönüştürülmesiyle gerçekleşebilir ve ayakta kalabilir.
O halde, kurtuluş antifaşist, antiemperyalist, antisömürgeci ve cins özgürlükçü devrimci mücadeleyi yükseltmekten geçecektir. İşçi sınıfı, ezilen halklar, gençlik ve kadınların itirazı, biriken öfkesi ve mücadele isteği birleşik devrimci önderlikle buluşursa kurtuluşun yolu da, faşist rejimlerin yıkılması da kaçınılmaz olacaktır.