30 Ocak 2026 Cuma

İstanbul Barosu: Bakırköy hapishanesinde kadın tutsaklara yönelik hak ihlalleri sürüyor

İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezinin hazırladığı Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi İnceleme Raporu, kadın tutsakların barınmadan sağlığa, disiplin cezalarından denetimli serbestliğe kadar pek çok alanda sistematik hak ihlaline maruz kaldığını ortaya koydu. Raporda, kapasite aşımı, sağlığa erişim sorunları, hukuka aykırı disiplin uygulamaları ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden koşullar vurgulanırken, yetkili kurumlar insan hakları temelinde acil önlem almaya çağrıldı.

Türkiye'de artan tutuklu ve hükümlü sayısıyla birlikte hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri daha görünür hale gelirken, İstanbul Barosunun Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesine ilişkin hazırladığı rapor, kadın tutsakların karşı karşıya kaldığı sorun ve saldırı politikalarını ortaya koydu. İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Hapishaneler Alt Çalışma Grubu tarafından hazırlanan rapor, baro binasında düzenlenen basın toplantısında avukat Ayşe Özdemir tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.

Raporun Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinde bulunan 23 kadın tutsakla yapılan birebir görüşme sonucunda hazırlandığını belirten Özdemir, çalışmanın amacının tutsakların temel hak ve özgürlüğüne ilişkin ihlalleri tespit etmek, bu ihlallerin giderilmesi için kamu makamlarını sorumluluk almaya çağırmak ve suç teşkil eden uygulamalar hakkında kamuoyunu bilgilendirmek olduğunu söyledi.

HAPİSHANE NÜFUSU BİRÇOK İLİN NÜFUSUNU AŞTI
Hapishanelerdeki hak ihlallerinin artmasının, bağımsız yargının zayıflaması ve tutuklamaların yaygınlaşmasıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Özdemir, Adalet Bakanlığı verilerine dikkat çekti. Buna göre, 1 Aralık 2025 itibarıyla Türkiye'deki tutuklu ve hükümlü sayısı 35 ilin nüfusunu aşmış durumda. Bu artışın, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinde de kapasite aşımına yol açtığı ve mevcut sorunları daha da derinleştirdiği ifade edildi.

DENETİMLİ SERBESTLİK KARARLARINDA HUKUKA AYKIRI UYGULAMALAR
İdare ve Gözlem Kurulunun oluşumu ve çalışma esaslarının mevzuatta açıkça düzenlenmesine rağmen uygulamada bu kurallara uyulmadığını belirten Özdemir, infazını tamamlayan tutsakların denetimli serbestliğe geçişine karar veren kurullarda, hapishane idaresine bağlı ve yetkisiz teknik personelin yer almasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Özdemir, kurulların bağımsız kişilerden oluşması gerektiğini ifade etti. 

DİSİPLİN CEZALARIYLA HAKLARIN ENGELLENMESİ
Önceki yıllarda verilmiş ve infazı tamamlanmış disiplin cezalarının gerekçe gösterilerek denetimli serbestlik ve koşullu salıverme haklarının engellendiği belirten Özdemir, bu durumun, aynı fiilden dolayı birden fazla cezalandırma anlamına geldiği ve hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Disiplin cezalarına karşı etkili bir itiraz mekanizmasının bulunmadığını, infaz hakimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin gerekçesiz kararlar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade eden Özdemir, şu değerlendirmeyi yaptı: "İtiraz eden mahpusun kendisini savunmak için tanıklarını dinletememesi silahların eşitliği ilkesini zedelemektedir. Bir kişinin yaptığı iddia edilen eylemden tüm koğuşa ceza verilmesi şeklindeki uygulamalar cezaların şahsiliği ilkesinin çiğnenmesi anlamına gelmektedir. İlgili kurumların disiplin cezalarının uygulanması ve itirazları değerlendirmesi konusunda Anayasa Mahkemesi ve AİHM standartlarını göz önünde bulundurmaları gerekmektedir."

ARAMALAR VE AYRIMCI UYGULAMALAR
Hapishanelerde yapılan rutin ve istisnai aramalara da değinen Özdemir, bu uygulamaların tutsakların özel hayatının gizliliğini ihlal etmeyecek ve manevi ıstıraba yol açmayacak şekilde yapılması gerektiğini söyledi. Özdemir, "Kadın mahpuslara yönelik ayrımcı ve cinsiyetçi uygulamalara son verilmelidir" çağrısında bulundu.

SAĞLIĞA ERİŞİM ENGELLERİ
Tutsakların en temel sorunlarının başında sağlığa erişim hakkının geldiğini vurgulayan Özdemir, hapishanelerde yeterli sayıda hekim, eczacı ve sağlık personeli bulunmadığını, revirlerin yetersiz olduğunu ve hasta tutsakların donanımlı hastanelere sevk edilmediğini söyledi. Muayene sırasında kelepçenin çıkarılmamasının da yaygın bir ihlal olduğunu belirten Özdemir, özellikle hasta ve yaşlı tutsakların sağlık hakkına erişiminin sağlanması gerektiğini vurguladı.

KİRLİ SU VE YOKSUL MAHPUSLAR
Görüşülen tüm tutsakların suyun kirli aktığını ifade ettiğini belirten Özdemir, bunun sağlık hakkını doğrudan tehdit ettiğini söyledi. Kantinden ücret karşılığı su alınmak zorunda kalınmasının, özellikle yoksul tutsakları zorladığını ifade eden Özdemir, hapishane idaresi ve İSKİ ile yapılan görüşmelerin sonuçsuz kaldığını belirterek, kirli su sorununun acilen giderilmesi gerektiği vurguladı.

KAPASİTE AŞIMI VE FİZİKİ KOŞULLAR
Koğuşlardaki tutsak sayısının kapasitenin çok üzerinde olduğu, haşere sorunlarının yaygın olduğu, tuvalet ve banyo sayısının yetersiz kaldığını ifade eden Özdemir, ortak alanlardaki kameraların da özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini söyledi. Özdemir, şöyle devam etti: "Fiziki koşullara dair sorunların birincil çözümü hapishane nüfusunun kapasite ile eşit ya da daha azı olmasıdır. İdare tarafından koğuşlar haşerelere karşı düzenli şekilde dezenfekte edilmelidir. Tuvalet ve banyo sayısı koğuştaki mahpus sayısı ile orantılı olmalıdır. Adli mahpusların ortak alanlarında bulunan kameralar için güvenlik ihtiyacı bir gerekçe olmamalı ve özel hayatın gizliliğini ihlal eder nitelikte olan kamera uygulamasına son verilmelidir."

‘DEVLET DERHAL SORUMLULUK ALMALI'
Özdemir, devletin yükümlülüklerine dikkat çekerek şunları söyledi: "Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin insan onuruna uygun muamele görme hakkı devletin mutlak yükümlülüğü altındadır. Bu raporla tespit edilen ihlallerin giderilmesi ve benzer hak ihlallerinin önlenmesi amacıyla, yetkili tüm kurumları hukukun üstünlüğü ve insan hakları temelinde derhal ve etkili tedbirler almaya davet ediyoruz."