Liedtke: Görevimiz Kürdistan ve Filistin için verilen mücadeleleri birbirine bağlamaktır
Rojava devrimini ve kazanımlarını korumanın yol ve yöntemlerini, Rojava devriminin ezilenler adına önemini ETHA'ya değerlendiren Zora Sözcüsü Liedtke, Kürdistan ve Filistin halkının yürüttüğü mücadeleleri birbirine bağlamakla görevli olduklarını söyledi. Liedtke, "Özgür bir gelecek ve özgür bir Kürdistan için, aynı zamanda özgür bir Filistin için mücadelede kendimizi örgütleyelim. Hepimiz özgür olana kadar kimse özgür olamaz" dedi.
Cihatçı faşist HTŞ çeteleri, Türk devleti destekli DAİŞ ve paramiliter çeteler ile emperyalistlerin işbirliği ile Rojava devrimine yönelik saldırılar sürüyor. Ancak bu saldırılar Rojava halklarının, devrim savaşçılarının direnişine çarpıyor. Öte yandan dünyanın dört bir yanında sokakları dolduran onbinler Rojava devrimini ve kazanımlarını sahiplenme çağrısı yapıyor, uluslararası kurumları da sorumluluk almaya çağırıyoruz.
Eylemlerin en önünde yer alan devrimci örgütlerden biri de genç kadın örgütü Zora. Zora Sözcüsü Anna Liedtke, Rojava devrimini neden sahiplendiklerini, Rojava devriminin önemini ve ne yapılması gerektiğini ETHA'ya değerlendirdi.
Liedtke'nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
DİRENİŞ, 11 YIL ÖNCE KOBANÊ'NİN DAİŞ'DEN KURTARILMASINI HATIRLATIYOR
Son dönemde saldırılarla ilgili mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aralık 2024'teki HTŞ saldırısından bu yana, Beşar Esad artık iktidarda olmasa bile Suriye'deki azınlıkların durumu açısından herhangi bir iyileşme olmayacağı açıktı. O zamandan beri özellikle Dürzi ve Alevi sivil nüfusa yönelik olmak üzere defalarca katliamlara tanık olduk. Son haftalarda durum daha da tırmandı. Halep'te Kürtlerin yaşadığı mahallelere saldırılar düzenlendi, ardından Kuzeydoğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'ne yönelik yeni saldırılar bildirildi. Bu sırada Kobanê kenti günlerdir kuşatma altında; hiçbir yardım malzemesinin girişine izin verilmiyor ve neredeyse hiç gıda yok. Çatışmalar sürüyor ve bu direniş, 11 yıl önce Kobanê'nin IŞİD'den kurtarılmasını hatırlatıyor.
Mevcut saldırılar aynı zamanda yurtlarını savunan kadınlara yönelik doğrudan saldırılardır. Bir kadın savaşçının heykeli devrilmiş ya da bir kadın savaşçının kesilmiş örgülü saçının görüntüleri dünya çapında dolaşıma girdi; bazı şehirlerde IŞİD bayrakları da göndere çekildi.
DEVRİMİN SAVUNULMASI ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ
Bundan ne sonuç çıkarıyoruz? Rojava saldırı altında, devrim tehlike altında ve onu savunmak bizim görevimizdir. Genç kadınlar olarak şu anda dayanışma göstermedeki rolünüzü nasıl görüyorsunuz?
Rojava'da tüm dünya için umut taşıyan demokratik bir devrim gerçekleşiyor. Bu devrim, kadınların toplumdaki konumunu dönüştüren pek çok kazanımı içeriyor. Bunlar arasında bir yandan Kadın Özsavunma Birlikleri, diğer yandan toplumun her düzeyinde kadınların eşit biçimde örgütlenmesi ve çok daha fazlası yer alıyor. Buradaki genç kadınlar olarak görevimiz, bunu görünür kılmak ve Rojava'nın yalnız olmadığını göstermektir. Avrupa'dan, farklı düzeylerde pratik enternasyonal dayanışma inşa eden geniş bir dayanışma hareketi örgütlemeliyiz. Elbette bu yalnızca bir kadın örgütü olarak bize değil, herkese düşen bir görevdir. Tüm demokratik ve ilerici güçlerle birlikte devrimin savunulması çağrısında bulunuyoruz.
CESURCA SAVAŞAN KÜRT KIZ KARDEŞLERİMİZİN YANINDAYIZ
Bu çeşitli yollarla olabilir. Parlamenter düzeyde, Rojava'nın hukuki olarak tanınması söz konusu olduğunda; ama aynı zamanda başka yollarla da, örneğin Kobanê'ye doğru yola çıkan Halklar Kervanı konvoyu aracılığıyla. Sokak eylemleri de buna kesinlikle dahildir; dünyanın dört bir yanında gözlemleyebildiğimiz sayısız gösteri gibi. Bizim bir genç kadın örgütü olarak özellikle önemli bulduğumuz şey, kadınlara ve onların örgütlenme biçimlerine yönelik hedefli saldırılara karşı durmaktır. Örneğin saç örme etrafında eylemler örgütledik ve daha geniş çaplı eylemlerde, Rojava'daki kız kardeşlerimize saldırılırken en ön saflarda kadınların durması gerektiğini defalarca vurguladık. Enternasyonal dayanışmanın gerekliliği hakkında çok şey söylenebilir, ancak her şeyden önce önemli olan bunun şu anda pratik olarak örgütlenmesidir. Böyle anlarda hepimiz hangi tarafta olduğumuzu göstermekle yükümlüyüz ve bu taraf, cihatçı milislere karşı cesurca savaşan Kürt kız kardeşlerimiz ve kardeşlerimizin yanıdır.
SAVAŞIN BAŞLADIĞI YERDE SAVAŞMA GÖREVİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ
Avrupa'daki mücadele nasıl geliştirilebilir?
Örneğin HTŞ, El-Şara saldırıyı ancak Avrupa'dan destek aldığı için başlatabildi. Avrupa Birliği gibi aktörlerin desteği olmadan bu mümkün olmazdı. Avrupa'da çok sayıda silah ve savunma şirketi, daha sonra Kürtlere karşı yürütülen savaşta kullanılan silahlar üretiyor. Yaptırımlar uygulamak ya da ilişkileri kesmek yerine, El-Şara'nın Berlin'de adeta kırmızı halıyla karşılanması planlandı. Bu gerçeklik bizi savaşın başladığı yerde savaşma göreviyle karşı karşıya bırakıyor: silah üreticilerine ve savaşın karını elde edenlere karşı.
Aynı zamanda gösteriler de görevlerimizin bir parçasıdır; gerçekten bir şeyler başarmak için kitlesel eylemler de öyledir. Burada da yaratıcılığımız gereklidir. Rojava saldırı altındayken, eylem biçimlerimizi sınırlamamalı; dayanışmayı örgütlemek için elimizdeki her şeyi kullanmalıyız.
BİR HALKIN ÖZGÜRLÜĞÜ DİĞERİNDEN DAHA ÖNEMLİ DEĞİLDİR
Rojava'ya yönelik saldırılar sürerken, Filistin ve İran'daki durum da endişe verici bir yönde gelişiyor. Uluslararası dayanışma hareketinde burada bir çelişki görüyor musunuz?
Elbette Rojava, dünyada ezilen halklara yönelik doğrudan saldırıların yaşandığı tek yer değil. Biz Rojava'ya odaklanırken, İsrail Filistinli tutuklular için idam cezasının getirilmesini tartışıyor ve İran'da artan sayıda protestocu öldürülüyor; internet kesintileri nedeniyle kamuoyuna ulaşan kesin rakamlar yok. Ezilen halklarla dayanışma ifadeleri birbiriyle çelişmemelidir ve burada da böyle bir çelişki yoktur. Görevimiz, Kürdistan ve Filistin için verilen iki büyük mücadeleyi birbirine bağlamaktır. Bazı alanlarda bu çok iyi işliyor; diğerlerinde ise hâlâ önümüzde büyük bir görev var. Ancak söylenemeyecek olan şudur: Bir halkın özgürlüğü diğerinden daha önemli değildir ve bu nedenle kişinin kendisini yalnızca örneğin Filistin'le dayanışma ifadeleri ve eylemleriyle sınırlaması gerekmez.
HEPİMİZ ÖZGÜR OLANA KADAR KİMSE ÖZGÜR OLAMAZ
Bizim görüşümüze göre, bu anlayışı daha geniş harekete taşımak ve İsrail devletinin Kürdistan'a yönelik ikiyüzlü bir dayanışma sergileyerek yarattığı bölme girişimlerine kanmamak da görevimizdir. Son olarak vurgulamak isterim: Şimdi aktif olma ve pratik enternasyonal dayanışma gösterme zamanıdır. Özgür bir gelecek ve özgür bir Kürdistan için, aynı zamanda özgür bir Filistin için mücadelede kendimizi örgütleyelim. Hepimiz özgür olana kadar kimse özgür olamaz.