25 Nisan 2026 Cumartesi

Özkan Özdemir yazdı / Hindistan'da gerici Modi rejimine karşı işçi direnişleri kitleselleşiyor

Hindistan'da modern kölelik koşullarının derinleşmesi, işçi sağlığı ve güvenliğinin ihmal edilmesi ve milyonlarca insanın yoksulluk ve açlığa mahkûm edilmesi, önümüzdeki dönemde daha militan işçi direnişlerinin gelişeceğine işaret ediyor.

Hindistan'da başkent Yeni Delhi'yi çevreleyen Ulusal Başkent Bölgesi'nde (NCR) farklı iş kollarında çalışan on binlerce işçinin 10 Nisan'da başlattığı grev dalgası kitleselleşerek devam ediyor. Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail'in İran'a karşı başlattığı gerici savaşın ardından Filipinler, Haiti ve Kuzey İrlanda'da görülen direnişlerin devamı olarak Hindistan'da da Modi iktidarının uygulamaya koyduğu yeni fiyat politikalarına karşı gelişen grev ve direnişlerle işçiler, fiyat artışlarına uygun bir asgari ücret belirlenmesini talep ediyor.

İktidardaki Modi gericiliğinin, ülkeyi ucuz işgücü cenneti haline getirerek küresel bir üretim merkezi yapma politikalarının doğrudan sonucu olan ağırlaşan sömürü koşullarına karşı gelişen bu direniş hareketi, diğer eyaletlere de sıçrama potansiyeli taşıyor. Nitekim 6,2 milyon işçiyi temsil eden ve Tamil Nadu eyaletinde güçlü olan CITU sendikası, NCR işçilerini desteklemek için 16 Nisan'da ülke çapında protesto çağrısında bulunarak, milyonlarca işçiyi sokağa döktü. 

İŞÇİLERDEN KÖLELİK KOŞULLARINA TEPKİ
Çoğu sözleşmeli veya geçici işçi olan yaklaşık 4,5 milyon işçinin istihdam edildiği ve 15 bin kadar küçük, orta ve büyük ölçekli yerli ve çok uluslu işletmeye ev sahipliği yapan bölgede direnişin ilk kıvılcımı Noida sanayi bölgesinde çakıldı ve kısa sürede tüm NCR bölgesine yayıldı. Haftada altı gün, günde 10–12 saat çalışan işçiler, ayda yalnızca 10 bin rupi (107 dolar) ile 15 bin rupi (160 dolar) arasında ücret alıyor. Üstelik bu ağır koşullara rağmen son on yılda maaşlarında çok sınırlı artışlar yapıldı.

Direniş karşısında iktidarın yanıtı, pek çok gerici rejimde olduğu gibi işçilere yönelik şiddet oldu. 13–14 Nisan tarihlerinde polis baskısı doruğa ulaşırken, çevre eyaletlerden bölgeye ek güvenlik güçleri sevk edildi. Şu ana kadar 400'den fazla işçi gözaltına alındı. Ancak direnişçi işçiler geri adım atmayarak yoğun göz yaşartıcı gaz kullanımına taş ve havai fişeklerle karşılık veriyor.

Bölgede özellikle Müslümanlara ve yoksullara yönelik polis şiddetiyle tanınan Uttar Pradesh eyaletinin Hindu üstünlükçü Başbakanı Yogi Adityanath, işçi ayaklanmasını "Pakistan bağlantılı bir komplo" olarak nitelendirdi. Ancak işçilerin kararlı direnişi karşısında geri adım atmak zorunda kalan Adityanath, bir yandan işçilere "kendilerine iş imkânı sağlayan işverenlere minnettar olmaları" gerektiğini söylerken, diğer yandan asgari ücrete yüzde 21 zam yapılacağını açıkladı.

Yakın zamanda komşu Haryana eyaletinde gerçekleşen grevlerin yüzde 35'lik zamla sonuçlanmasına rağmen işçilerin geçim sıkıntısı çekmeye devam etmesi, Uttar Pradesh'teki yüzde 21'lik artışın da yetersiz kalacağını gösteriyor. Nitekim bir giyim fabrikası işçisi olan Tularam'ın şu sözleri durumu özetliyor: "Bu sektörde 5 yıldır çalışıyorum. Maaşım yalnızca 2 bin rupi artarak 13 bin rupiye çıktı. Maaşım sadece 10 günde bitiyor."

SON DÖNEM İŞÇİ DİRENİŞLERİNİN NEDENLERİ
Hindistan'da işçi grev ve direnişlerinin yaygınlaşmasının iki temel nedeni bulunuyor. Bunlardan ilki, emperyalist ABD ve Siyonist İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın ve İran tarafından Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının doğrudan ekonomik etkileridir. Basra Körfezi ülkelerinden büyük miktarda ham petrol, gübre ve mutfak gazı ithal eden Hindistan, bu süreçte kıtlık ve fiyat artışlarından ciddi şekilde etkilenmiş ve bu durum gıda fiyatlarının yükselmesine yol açmıştır.
İkinci önemli faktör ise sermaye yanlısı Hindu milliyetçisi Başbakan Narendra Modi liderliğindeki BJP hükümeti tarafından geçen Kasım ayında yürürlüğe konulan dört yeni "İş Kanunu"dur. Bu düzenlemeler, Dünya Bankası ile birlikte yürütülen ve "İş Yapma Kolaylığı" adı verilen projenin bir parçasıdır.

CITU sendikası Genel Sekreteri, bu yasaları doğrudan bir "sınıf çatışması"nın yansıması olarak değerlendirirken, yeni iş kanunlarının sendikal hakları zayıflattığını ve "acımasız sömürüye" zemin hazırladığını vurguluyor. AITUC Genel Sekreteri Amarjeet Kaur da direnişlerin, hükümetin bu yasalar doğrultusunda toplu sözleşmeleri reddetmesinin bir sonucu olduğunu ifade ediyor.

Bu nedenle son dönemdeki direnişler, yeni iş kanunlarının yürürlüğe girmesinin ardından Hindistan genelinde yükselen daha geniş çaplı işçi mücadelesinin bir parçası olarak görülmelidir. İşçiler, bu yasaların mevcut düşük ücretlere rağmen işverenlerin yetkilerini artırdığını düşünüyor. Nitekim son aylarda Bihar'daki Barauni, Gujarat'taki Surat ve Haryana'daki Manesar ile Panipat'ta sanayi işçileri tarafından militan protestolar düzenlendi.

Egemen sınıflar yüksek ekonomik büyüme oranlarıyla övünse de, ülkedeki işçilerin durumu kapitalizmin 19. yüzyıldaki vahşi dönemini andırıyor. 2025 Periyodik İşgücü Anketi'ne  göre işçilerin yalnızca yüzde 23,6'sı düzenli maaşlı çalışırken, yüzde 56,2'si kayıt dışı ve "serbest meslek" olarak adlandırılan işlerde, yüzde 20,2'si ise gündelik işçi olarak çalışıyor.

Sonuç olarak ülkede modern kölelik koşullarının derinleşmesi, işçi sağlığı ve güvenliğinin ihmal edilmesi ve milyonlarca insanın yoksulluk ve açlığa mahkûm edilmesi, önümüzdeki dönemde daha militan işçi direnişlerinin gelişeceğine işaret ediyor.